kapat

08.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


Bir hayalin ardından

Bundan yirmi-yirmibeş yıl önce olsaydı, Belgrad sokaklarında esen özgürlük rüzgarlarıyla kendimden geçmem işten bile değildi. Sırp Kasabı'nın sonunu getiren kitlelerin bu şanlı ayaklanışıyla, sadece bir diktatörlüğü değil, arkaik milliyetçiliği de yıktığını ve Büyük Sırbistan Hayali'ni tuzla buz ettiği düşünür, bu düşünceyle halkın devrimci gücüne olan imanımı tazeler ve olağanüstü heyecanlanırdım.

Yine sevinçli, yine iyimserim.

Ama artık hiçbir şeyin bu kadar saf ve basit olmadığını biliyorum. Hele hele "devrim anları" altüst oluş anlarından söz ediyorsak; gerçeğin, devrim heyecanı içinde atılmış birkaç slogana indirgenemeyecek kadar karmaşık olduğu konusunda deneyimliyim.

Miloseviç'i halk ayaklanması mı yıktı? Yoksa NATO destekli bir darbe mi?

Ordu ve polis tarafsız kalmasaydı, 500 bin kişilik bir gösterici topluluğu burnu kanamadan hükümet devirebilir miydi? Peki, ordu ve polisi tarafsızlaştıran süreç esas olarak nereden kaynaklandı? Miloseviç'e karşı yükselen iç muhalefet mi ordunun Sırp Kasabı'nı terk etmesine yol açtı; yoksa ordunun Miloseviç'i kaderine terk etmesi olgusu muhalefeti cesaretlendirip sokağa döktü? Ya da bütün bu olup bitenler, ne ölçüde iç dinamiklerden, ne ölçüde uluslararası baskıdan kaynaklandı?

Şimdi bu sorulara verilen cevapların içinde tek bir doğru olmadığını; bütün cevapların doğrunun bir parçasını içinde taşıdığını ama tümünü kapsamadığını daha iyi biliyorum.

***

Önce bir gerçeği kabul edelim:

Büyük Sırbistan hayali sadece Miloseviç'in hayali değildi. 1990'da onu tek başına iktidara taşıyan bu halktı. 1999'da Kosova için NATO'ya kafa tutarken de Sırplar'ın büyük çoğunluğu arkasındaydı. Eğer NATO saldırıları sonunda birliklerini Kosova'dan çekmek zorunda kalmasaydı bugün ülke içindeki durumu farklı olacaktı.

Ama öyle olmadı. Miloseviç yenildi.

Belgrad sokaklarını dolduran kalabalık içinde büyük ağırlığın, bir zamanlar Miloseviç'in kalesi olarak bilinen şehirlerden gelmesi bir rastlantı değil. Bence bu, hayal kırıklığının öfkeye dönüşmesinin de işareti... "Büyük davalar"a inanmış kitlelerin, o büyük davaların sahipleri başarısızlığa uğradığı zaman ne kadar acımasız olabildiğini de gösteriyor.

Bugün Kosova yenilgisinin travmasını ve uluslararası toplum tarafından dışlanmanın acısını bir arada yaşayan Sırplar, hem kendi kimliklerini yeniden gözden geçiriyor, hem de dünyayla barışmaya çalışıyorlar. Bu barışmanın ön şartı da kendi içindeki ırkçılığın en tipik temsilcisi olan Miloseviç'ten kurtulmak.

Miloseviç Sırp halkının ırkçı yüzüydü
Sırplar Miloseviç'in iktidarında, kendi ırkçı milliyetçi yüzünü görüyor ve artık bu yüzden rahatsız oluyor. Onu alaşağı ederek, artık kendisine bir yük haline gelen uluslararası planda tecride yol açan bir imajı değiştiriyor. Ama dikkat ederseniz, bunu yaparken, Miloseviç'in "kendisinden bir parça" olduğunu; o toplumun gerçeğinin bir yüzü olduğunu hissetmeye devam ediyor. Böyle hissettiği içindir ki Kostunica'nın zaferden sonra ilk söylediği şey, Miloseviç'in Lahey Mahkemesi'ne teslim edilmeyeceği oluyor. Çünkü eğer Miloseviç orada yargılanırsa, Sırp halkının da vicdanen rahatsız olacağını; bir anlamda kendisinin de yargılandığını hissedeceğini biliyor.

Öte yandan, Miloseviç'in hala ülkede kalıp siyasete devam edebilme umudu taşıyabilmesinin ardında da aynı toplumsal gerçeklik yatıyor. Devrik diktatör "hiçbir yere gitmem" derken, "ben tek başıma değildim" demek istiyor. Toplum içindeki köklerine işaret ediyor ve meşruiyet iddiasını sürdürmeye çalışıyor.

Ama artık çok geç...

Diktatör için artık her şeyin bittiğini anlamak için, zafer şenlikleri yapan halkın söylediği şarkıya bakmak bile yeterli. Belgrad sokaklarındaki gençler, Gloria Gaynor'un ünlü şarkısını dillerinden düşürmüyor: I Will Survive (Yaşamayı sürdüreceğim)...

Genç Sırplar, bu dünyada var olabilmek ve yaşamı sürdürebilmek için, ömrünü tüketmiş ideolojileri ve boş hayalleri terk etmek gerektiğinin farkındalar.

Bir zamanlar o hayalleri paylaşmış bile olsalar...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır