


Cumhurbaşkanlığının Türkçesi...
Otomobil Türkiye'ye ilk kez 1895 yılında geldi. Bu acayip aracın gümrük cetvellerinde adı yoktu. Sirkeci Gümrüğü'nde genç bir memur kendi kendine hareket eden bu araca bir isim yakıştırdı: "Zat-ül hareket."
Fransızca konuşmayı "münevverlik" sananlar, genç gümrükçüyü, azarladılar. Onu, dünyanın en uygar diline karşı Osmanlıca'yı kullanmakla suçladılar.
Uzun süre "Fransız kalanlar" otomobil derken, İstanbul halkı zat-ül hareket sözüyle ne demek istendiğini anlamıştı.
Önemli olan bir düşüncenin anlaşılır dilde aktarılmasıydı. Bugün zat-ül hareket dense kim anlar? Otomobil artık anlaşılırlığın ölçüsü olmuştur.
Söylev dilinde önemli olan, anlaşılırlığın ölçüsü olmaktır. Yaşandığı dönemin kullanılan dili olmaktır.
***
Cumhurbaşkanı'nın Meclis açış konuşması, içeriğinden çok Türkçesi'yle tartışıldı. Seçtiği öz Türkçe sözcüklerin, konuşmasındaki önemli konuların anlaşılmasını güçleştirdiği ileri sürüldü. Cumhurbaşkanlarının Meclis'i açış konuşmalarının halkın kullandığı dilde olması, anlaşılabilirliğini sağlayan önemli noktadır.
Atatürk, İnönü, Bayar Meclis konuşmalarında halkın anlayacağı dili kullanmaya özen gösterirlerdi. Atatürk'ün Türkçeleştirme hareketine paralel olarak yaptığı konuşmalarda öz Türkçe kullanım örnekleri verilmişti ama anlaşılabilirlik daima ön planda tutulmuştu.
Öz Türkçe kullanmak kadar, dil bilgisi kurallarına uygun olarak yazmak da önemlidir. Nitekim Türk dili konusunda duyarlılığını yakından bildiğimiz dilciler Cumhurbaşkanı'nın seçtiği öz Türkçe sözcüklere arka çıkarken, bunun hangi imla kuralları çerçevesinde yazıldığını hiç önemsemediler.
Cumhurbaşkanı'nın konuşma metnini özenle inceledim. Türk Dil Kurumu'nun "İmla Kılavuzu" çerçevesinde bu metinde doksan civarında dil bilgisi yanlışı var. Belli ki, danışmanları gereken özeni göstermemişler...
Sorun 1982 Anayasası'ndan kaynaklanmakta... Türk hukuk sisteminde 1982 Anayasası kadar, imla konusunda affedilmez yanlışlıklarla dolu bir başka belge bulamazsınız. Neredeyse yirmi yıldır bu "imla ihlalini" sanki kural sanıp, bütün yazışmalarda bu hatayı sürdürüyoruz. Yanlışı meziyet sayma alışkanlığımız cumhurbaşkanı konuşmasına kadar uzanmış durumda.
***
Konuşmanın içeriğinde en çok işin demokratlık yanını önemsiyorum.
Demokrasi tecrübemizin bize öğrettiği çok şey var; lakin demokrasimiz nedense bir türlü tecrübe kazanamıyor. Herkes bir ucundan tutup her şeyi söylediğinin vehminde... Herkes sadece kendi partisi, kendi idelolojisi için demokrat. Demokrasiye imreniyoruz ama demokratlığın dürüst cesaretini gösteremiyoruz... Başkasının farklı görüşüne sabrımız bile yok.
"Türkiye'nin demokrasi tercihi iki yüzlüdür. Kararsız ve inançsız siyasetçiler bu iki yüzlülüğü sürdürürler. Göreceksiniz; elli yıl sonra aynı şeyleri tartışacağız..."
Bu sözleri 1960 İhtilali'nin hırpaladığı Anayasa Profesörü Ali Fuat Başgil söylüyordu. Cumhurbaşkanı olması entrika ve korkutmayla engellenmişti. Rahmetliye göre bir çözümün gereğini yapmamak, sorunu pekiştiren en tehlikeli ihtimaldi. Bunu fırsat sayanlar çıkabilirdi. O zaman kişisel durum ile siyasal sıkıntılar arasında özel ilişkiler kurulur ve uygun olmayan ihtimaller, gerçeklik kazanırdı.
Rahmetlinin anayasa hukuku okuttuğu İstanbul Üniversitesi'nde bugün, yine bu üniversitede hukuk okumuş genç bir siyasetçi düşüncelerini özgürce söyleme tahammülü gösterilemiyor. Sıddık Sami'den, Cemil Birsel'den, Ali Seyit Bey'den, (hepsi hukukçu) örnekler veriliyor ama, Ali Fuat Başgil'den, Hüseyin Naili'den, Tarık Zafer'den ve onların düşünce özgürlüğü savunuculuğundan söz edilmiyor.
***
Rasyonel toplumun demokrasisi çok sesliliktir. Çok sesliliğin nüvesi insandır...
İnsanın sorumluluğu, yararlı siyasetin akıllı yönetimini gerçekleştirmektir...
Gelin de Ali Fuat Başgil'in "Türkiye'nin demokrasi tercihi iki yüzlüdür." sözüne hak vermeyin...
Meclislerin kuruluşuna egemen olan değerler, o ülkenin siyaset felsefesini ve yönetim ilkelerini oluştururlar. Rejimin esaslarını, siyasetin ahlakını, toplumun hedeflerini, devletin ve yurttaşın sorumluluklarını belirlerler.
Hepsinin özeti siyasi akıldır.
Ve siyasi akıl, demokratlığı tercih edebiliyorsa cesurdur.
Siyasette bir işe yarama, bu cesareti göstermekle başlar...