Sırbistan'da olup-bitenlerin, Türkiye'nin yakın geleceğine de ışık tutan en çarpıcı yönü "devlet milliyetçiliği"nin iflasının, içinde bulunduğumuz tarih dilimi açısından belgelenmesidir. Gerçi, Sırpların, ulus olarak milliyetçilik yönünden sıkıntıları yoktur. Ta Kosova 1389'a dek uzanan bir tür "efsane"den beslenen ve "ortodoks" kimliği ile süslenmiş koyu bir milliyetçilikten Sırp toplumu fazlasıyla nasibini almış durumdadır.
Esasen, Slobodan Miloşeviç'e karşıt muhalefet güçlerinin herbiri, "milliyetçi ideoloji"nin çeşitli varyantlarına mensupturlar. Yeni Cumhurbaşkanı Vojislav Kostunica dahil. Ana muhalefetin lideri, milliyetçi bir edebiyatçı olan Vuk Draskoviç'tir. Muhalefetin ikinci önemli partisinin lideri Zoran Cinciç ise, Bosna'daki kan banyosunda, hararetli bir Sırp milliyetçisi kesilmişti. Kostunica, Cinciç'in partisinden ayrılmış bir tür "bağımsız milliyetçi"dir.
Sırpların "milliyetçi" düsturu, MHP'nin üç hilalinin uçlarından birbirine tutturulmuş haliyle simgelenen "Samo, Sloga, Srpska" kelimesinin başharflerinden oluşur. "C" harfi, Sırpça'da "S" sesi veriyor. Hilali andıran üç "C" uçlarından birbirine eklendiğinde gamalı haç çağrışımı da yaptırıyor. Slogan, "Türkün Türkten Başka Dostur Yoktur"u hatırlatan, "Sırplara sadece Sırpların hayrı vardır" anlamı taşıyor. Perşembe günü, Belgrad'daki "halk ayaklanması"nda bu üç "C"li bayraklar da dikkat çekiyordu.
Slobodan Miloşeviç'in, kendisine muhalif milliyetçilerden farkı, Sırp milliyetçiliğine "devlet gücü ve otoritesi" kazandırmış olmasıdır. Arkasına kiliseyi almış, ordu ve polis olmak üzere devletin güvenlik güçlerine dayanmış ve Sırp milliyetçi hedefleri için ülkeyi seferber etmişti. Son 11 yılın bilançosu, Yugoslavya'nın Slovenya ve Hırvatistan'ın koparak dağılmasından başka, Bosna'nın yitirilmesi, Bosna ve Kosova'nın bir tür "uluslararası ve esas olarak Batı protektorası" haline gelmesi (Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki Ortadoğu'daki İngiliz ve Fransız mandaları misali..), Sırbistan'ın "ikiz"i Karadağ'ın ayrılmanın ve dolayısıyla Yugoslavya'nın iç savaşın eşiğine gelmesi olmuştur.
Bütün bunlar, nice katliamlar, göz yaşı, acı ve kan pahasına gerçekleşmiş, Miloşeviç'in kendisi "uluslararası savaş suçlusu" durumuna düşmüş ve sonuç olarak, 1989 Romanya'sında olanları belleklerde canlandırır biçimde, Avrupa'nın son otokratik yönetimi de devrilmiştir.
Şimdi, Sırbistan'da yeni güçler her nekadar "milliyetçi" cereyandan gelirlerse gelsinler, bambaşka ve yeni "dinamikler" faaliyete geçmişlerdir. Sırbistan, "Avrupa ile entegrasyon" yönünde direksiyor kıvırmıştır. Ekonomik ambargo kalkıyor. İster istemez, çoğulcu bir siyasi yapı, "Avrupa kriterleri" ile oluşacaktır. Bu yönde, Sırbistan, esas olarak, Fransa ve Yunanistan'dan destek almaktadır. Zaten, Kostunica, Yunanistan'ı ilk sıraya yerleştirerek, bir teşekkür konuşması yapmıştır.
Bütün bunları aşabilmek için, "Avrupalı demokratik Türkiye"nin, "devlet milliyetçiliği"ni altetmesi gerekiyor. "Devlet milliyetçiliği", gerek "derin devlet"ten, gerekse demokratikleşme önünde "Devlet"in, ikidebir, idamdan, 312'ye kadar uzanan alanda diktiği "MHP markalı" pürüzlerden kaynaklanıyor... Miloşeviç'in devrilmesi, bunları da zayıflatacaktır. Beslendikleri "uluslararası iklim"den eskisi gibi beslenemeyeceklerdir.
Eğer, Türkiye, "Avrasya jeopolitiği"nde bir "çürük diş" olarak gözükmeyecek ve Avrupa yolunda yol alacaksa...