kapat

08.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
NECATİ DOĞRU(ndogru@sabah.com.tr )


Festival patlama!

Milliyetçilik, vatan, millet edebiyatı iyi para yapıyordu. Yugoslavya'nın lideri Miloseviç de "kitlellerin her çeşit özlemini" milliyetçilik cilasıyla kapatıp, yükseldikçe yükseliyordu.

Milosoviç emir veriyor..

Yogoslav ordusu Kosovaya'ya giriyordu... Miloseviç, daha da ünleniyor yarı tanrı lider oluyordu...

Ordu, Bosna'ya giriyor...

Tövbe... Tövbe...

Miloseviç...

Yugoslavlar'ın gözünde neredeyse Allahlaşıyordu...

Hayatın içinde ne var?

Ne kazanıyoruz?

Ne harcıyoruz?

Dünya nereye gidiyor, Yugoslavya nereye? Diye sorgulayan fazlaca yoktu...

Kosova yüzünden büyük Amerika ile Miloseviç'in arası açıldı. Avrupa da ona arkasını döndü. Oysa hem ABD ve hem Avrupa, 1996 yılında Bosna-Hersek'e bağımsızılık tanıyan Dayton anlaşmasında Miloseviç'in imzası bulunduğu için onu alkışlıyorlardı.

Destekliyorlardı...

Balkanların güvencesi...

Büyük Miloseviç diyorlardı...

Savaş bitti...

Kosova yüzünden büyük ABD ile büyük Avrupa'nın Miloseviç ile arası açıldı.

Onu savaş suçlusu ilan ettiler.. Dünya tarihinin cilvesi işte ABD ve Avrupa Miloseviç'e sırtını dönünce Yogoslav halkı ile ordusu da Milosoviç'i sanki terketti.

Festival devrimi!

Yugoslav gençler eğlenirken...

Esrardan..

Şaraptan...

Biradan uyuşurken...

Parlementoyu basıp, devrim yaptılar. Diktatör Miloseviç devrildi. Bu nasıl halk ayaklanmasıysa Batı gazeteleri: "Yugoslavya patladı..." diye manşet çektiler.

Yani...

İster inan, ister inanma...

Ekmek, iş, aş yok diye....

Yugoslavya'da devrim oldu...

Yoksa ABD ve Avrupa'nın rüşvetiyle Yugoslavya'da kasabın sonu mu oldu?

Yugoslavya patladı...

***

Bir ülke niçin patlar?

Ezenler az...

Ezilenler çok...

O zaman patlar...

Ezen azınılık gelirin çoğunu ellerinde tutuyor ve ezilen çoğunluk da gelirin azıyla geçinmek zorunda kalıyorsa, o ülkede patlamalar, çatlamalar başlar. Zaten günümüzün ciddi aydınları, "Bir ülkede ezenlerin olabilemesi için ezilenlerin ezilmeye razı olması gerekir" diye tesbit düşerler.

Hayat oyununda...

Ezilenler, ezilme rolünü benimserler..

Ezilmişlik rolü oyanarlar...

Ancak birgün bu rolü oyanamayacak hale gelirler ve patlarlar. Gerçi Yogoslovya'daki patlama bir tür festival patlamadır ve bizim ülkemizle benzer yanı yoktur. Ancak tam Yugoslavya'nın patladığı gün gazetelerde; en son 1994 yılında yapılan "Türkiye Gelir Dağılımı Araştırmasını" güncelleştirilmiş hali yayınlandı...

Mustafa Sönmez'in araştırması; "Anaaa bela geliyor...." dedirtecek cinstendi.

Bir yanda ezenler...

Öbür yanda ezilenler...

Uçurum büyük...

Türkiye'de en zengin yüzde 1'lik grubu oluşuturan toplam 150 bin aile, ayda 7.5 milyar lira gelir elde ediyor. En yoksul yüzde 1'lik grubu oluşturan 150 bin aile ise ayda ancak 32 milyon lira gelir elde edebiliyordu.

Zengin: 7.5 milyar....

Yoksul: 32 milyon...

Uçuruma bak...

Toplum nasıl dayanır buna....

Sabır taşı olsa patlar...

Fakat Türkiye patlamıyor. Nitekim Mustafa Sönmez'in gazetelerde yayınlanan araştırmasını televizyon gazeteciliğinin filtresine yaman bir yaklaşımla taşıyan ATV muhabiri Özlem Gürses'in yaptığı halk roportajlarında da; "öldük, bittik, yandık, dermanız kesildi..." yakınmaları yeri göğü dolduruyordu.

Türk halkı ağlıyor...

Avunuyor, döğünüyor...

Fakat patlamıyor...

Ülkenin en zengin 143 bin ailesinin toplam ülke gelirinden aldığı pay 6.5 milyon ailenin gelirine eşit. Uçurumun bu kadar açıldığı bütün ülkelerde patlamalar, vitrin yağmaları oluyor.

Fakat Türkiye'de...

Sadece avunma....

***

Neden? Bir nedeni olmalı.

Birincisi; acaba bu araştırmalar gerceği yansıtıyor mu? Gelir dağılımı en son 1994 yılında yapılan araştırma esas alarak güncelleştirilince ortaya çıkan tablo gibi uçurumsal mı?

Gelir dağılımı iyleşti mi...

Yoksa çok mu kötüleşti...

Bunu kimse bilmiyor...

İkincisi;

Türkiye'de aç mezarı yok.

Aile dayanışması gani...

Bir don, bir gömlek, tek oda, bir iş ile ömür geçirme katsayısı çok yüksek.

Özlemler tavana vuruyor.

Arzular uçuşuyor...

Gecekondular, gecekondu gibi...

Varoşlar, varoş gibi yaşıyor...

Fakat gelecek hayalleri hep başarmak, tırmanmak, sınıf atlamak, köşeyi dönmek üzerine kuruluyor.

Yoksullar, az gelirliler...

En altta ezilenler..

Uyum mekanizmaları buluyorlar.

Tamam da her ülkenin kendine has olduğu gibi Türkiye'nin de kendine özgü bir kırmızı (patlama) çizgisi var.

Ama bu çizgi nedir? Bilmiyoruz.

Nasrettin Hoca'nın ölen eşeği gibi olabilir. Hoca'a eşeğine 20 gündür yiyecek vermemiş. Eşek ertesi gün sabah saat 7'de ölmüş. Hoca; "Zavallı hayvan tam açlığa alışmıştı..."diye hayıflanmış.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır