Türkiye'nin demokratik geleceği Avrupa'dır.. Bu bilinç ulusa mal olduğu için Türkiye, Avrupa Birliği yolunda hız kazandı.
Üyelik için Türkiye'den beklenen adımları belirleyen "Katılım Ortaklığı Belgesi" Avrupa Birliği Komisyonu'na 8 Kasım'da sunulacak ve onaylanacak.
Sonra Türkiye, insan hakları ve demokratikleşme adımlarının ağırlık taşıdığı bu istekleri hangi takvimde gerçekleştireceğini "Ulusal Program" halinde AB'ye bildirecek..
Türkiye'nin din farkından ötürü Avrupa ailesi içine alınmamasına dayalı ilkellik, artık bu savın sahiplerini bile utandırıyor. Ama onların gizli muhalefetini ortadan kaldırmıyor.
Tarih sahtekârlığına dayanan Ermeni soykırımı iddialarını Amerikan Temsilciler Meclisi'ne kabul ettirme çabalarının hedefleri arasında acaba Türkiye'nin Avrupa yolunu kapatmak da yok mudur? Bizce var..
Ermeni azınlıkların yaşadığı ülkelerde siyasi iktidarlar, bu tarih sahtekârlığının aleti olmaktan kurtulamadılar. Şimdi oyun, seçim öncesi Amerika'da oynanıyor.
Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşmesini durduracak tek sebep Türk halkının onuruna saldırmak olabilir.
Çünkü iftira ve hakaret bizi infiale sürükleyecek, sonuç da Sevr öcüsünün uyanması ve ülkenin içine kapanması olacaktır.
Öyle bir durumda çağdaş normları bizim Avrupa için değil, kendimiz için kazanmak istediğimiz nutukları, öfkeli naralar arasında kaybolacaktır.
Yani bugün Amerika'da oynanan, yarın Avrupa'da sürdürülecek olan oyunu Türk siyasetçisi ve aydını, daha geniş bir açıdan değerlendirmeyi ve karşı tedbirleri ona göre almayı bilmelidir.
Bu sahtekârlık bugün siyasi olarak başarıya ulaşsa bile hukuk ve tarih zemininde ispatlanamayacağı için yarın mahkum olacaktır.
Ama bizi ulus olarak tahrik ederek "Türk'ten beklenen" sonuçlarını getirirse, işte asıl o zaman amacına ulaşacaktır.
Gözümüzü açalım.. Oyunu bozmanın yolu, Türk'ün aklını duygularının önüne koyduğunu göstermektir.
"Acaba bu iş sonuna kadar götürülecek mi? Devleti düne kadar durduran güçler yine devreye girecek mi?"
İlk bilgiler olan bitenin, gizli bir hırsızlık değil, açıkça yürütülen cüretli bir soygun olduğu gerçeğini ortaya çıkardı.
Bütün devlet soygunlarında olduğu gibi..
Yolsuzluklar, farkedildiği anda devletin derhal üstüne çullandığı bir suç değil, iktidar olmanın imtiyazı gibi görüldü hep.
Kirli dosyalar, siyasi partilerin birbirlerine "Eller yukarı" demek için kullandıkları birer şantaj silâhı olarak kullanıldı.
Bugün "Temiz Eller"in nihayet Türkiye'de de başladığına dair ümitler korka korka boy atıyor. Egebank başlangıcının, öteki soygunları da içine alacağı beklentisi yayılıyor.
Endişeler ve beklentiler ne kadar haklı?
İçişleri Bakanı Tantan'a dün bunu sordum.
Cevap: "Tren hareket etti. Artık yoldan çıkmayacak. Sonuna kadar gidecek. Kimse şüphe etmesin!"