|
|
Ders olsun
Grubumuzdaki en güçlü ekip, işte bu İsveç. Adamların hepsi Çam Yarması. Her birinden bir oda takımı çıkar. Ancak koşuyorlar, boğuşuyorlar, havadan kuş uçurmuyor ve bir de pres yapıyorlar. Bize en ters gelen de bu tür takımlar. Presi yedik mi, bocalıyor, pas hatası yapıyoruz. İsveç'in atakları genelde böyle başladı. Bereket adamların ayakları tahta, yaratıcılıkları yok... Ve biz bu takımdan beraberliği uzatmada aldık.
Koskoca ilk yarıda iki takımın da birer pozisyonu var. Oyun ortada geçti, kaleciler yan gelip yattı. Böyle bir oyundan elbette keyif alamadık. Ancak ikinci yarıda işler tamamen değişti. Biz hücumu unuttuk ve rakibe gol için davetiye çıkardık, kısa sürede de ağlarımızda gördük. Golden sonra biraz uyanmamız, 1 puanı getirdi.
Nilsson'a serbest dolaşım!
İsveç'in futbolu güzelleştirmesi çok güç. Zaten onlar bu tür ayrıntılara kafalarını takmıyorlar. Peki ya biz? Neden topu yere indirmedik? Neden ayağa pas yapmadık? Neden gol girişiminde bulunmadık? Rüştü hep degaj yaptı. Geri üçlü hep topu şişirdi. Ortadaki oyuncularımız tenis izleyicilerine döndüler. Bu durumda iyi oynamamız, pozisyon üretmemiz olanaksızdı.
İsveç'in sağ kanadındaki Roland Nilsson maçın tamamında tek başınaydı. Onu marke eden, hatta karşılayan hiç kimse yoktu. Hayret, Şenol hoca görmedi mi? Hakan ve Arif'i ileride kaderleriyle başbaşa bıraktığımız, orta alandan bu oyunculara yardıma gitmediğimiz sürece başarılı olamayız. Hakan'ı yalnız bıraktık ancak o da topu almak, bir şeyler yapmak için en ufak çaba harcamadı. Bu maç bize ders olmalı. Karşı kaleyi unuttuk mu, bundan sonra işimiz zorlaşır.
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|