kapat

07.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
İLKER SARIER(isarier@sabah.com.tr )


Özgürlükçü askerler

Asker-sivil tartışması, darbelerle çatırdayan 20 yüzyıl dünyasının en temel demokrasi meselelerinden biri oldu.

Bu yüzden de, kimi aydınlar, ya "asker düşmanı" ya da "asker yanlısı" kamplarda yer tuttular.

Halbuki sağlam bir aydının, ne asker düşmanı ne de asker yanlısı bir kampa aidiyeti sözkonusudur.

Toplumsal süreçler, "binlerce paralelkenar bileşeninin bir yumakta devindiği süreçlerdir" ve kesin kamplaşmaları reddeder.

Sağlam bir demokrasi konseptinin, genel olarak "cihet-i askeriyeyi" ülke içi politik varyasyonların dışında düşünmesi gerekli ve şarttır.

Fakat hayat, bazen karşımıza öyle çıkar ki, "kalıplaşmış yaklaşımların" meseleyi açıklayamadığını görürüz. Yugoslavya'da, 13 yıldır ülkeyi kan gölüne çeviren diktatör Miloseviç, halkın ayaklanması ile alaşağı edildi. Bir demokrasi düşmanı daha yıkıldı.

Peki Yugoslavya'nın "cihet-i askeriye"si ne yaptı?

Halkın, demokrasi ve özgürlük taleplerinin yanında yer aldı.

Yüzde yüz "politik" bir dönemeçte, tarihi olarak olumlu bir tutum ve tavır takındı.

İşbu ilginç hadise karşısında...

Her hal ve şart altında, "asker"e burun kıvırmayı demokratlığın olmazsa olmaz koşulu sayan bazı aydınların olayları nasıl değerlendirecekleri, sizin de merakınızı celbetmiyor mu?

Benim çok ediyor...

İster misiniz, genelkurmay başkanı Pancoviç ve ordu destekledi diye, Yugoslavya'daki demokratik halk ayaklanmasına karşı çıkmaya kalkışsınlar!

Olur mu demeyin!..

Hiç belli olmaz!..

Mumcu'ya dostça!

Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ile giriştiğiniz tartışma, özellikle de hocayı "haşlayan" tutumunuz beni rahatsız etti.

1- Türkiye'nin en eski ve en büyük üniversitesinin açılış zemini, "demokrasinin tartışılması zemini" değildi.

2- Böyle bir açılışta otorite sizin değil, rektörün elindeydi. Siz orada sadece bir konuktunuz ve bir konuğa yakışır tavır içinde olmalıydınız.

3- Siz, o tartışma ile rektörün siyasal düşüncelerini değil, rektörün, yönetmesi için kendisine teslim edilmiş bir kurumdaki "otoritesi"ni ve "saygınlığını" tartışmış oldunuz.

4- Bir "hoca"ya karşı takınılmaması gereken "paylama" tavrı, hem size yakışmadı hem de bilimsel otoritenin sarsılmazlığına gölge düşürmüş oldu.

5- Olaydan sonra, şeriatçı basının, sizi demokrasi bayrağı haline getirmiş olmasından da anlaşıldığı gibi, tavrınızın demokrasiye hizmet edip etmediği de ayrıca tartışmaya açıktır.

Siz keşke, sözkonusu üniversitenin Avcılar kampüsünde, depremden yaralı binalar yüzünden öğrencilerin hala tehlike ve tereddüt içinde olmaları ile ilgileniyor olsaydınız. Bir "hoca"ya karşı siz "saygılı", olmazsanız başkası nasıl olur?

Yugoslav halkı katil Moloseviç'i alaşağı etti. Hiç şaşırmadım. Hitler faşizmine en büyük başkaldırıyı da bu halk gerçekleştirmişti.

Hürriyet, Merve Kavakçı'nın Ermeni yanlısı Amerikalılara ne diyeceğini merak ediyor. İşimiz Merve'ye kaldıysa yandık demektir.

Murat Demirel devletten aldığı 150 milyon doların da üstüne yatmış... Çocuğun yatacak yatağı yok hep paraların üstüne yatıyor.

54 bin dolar
Yıldırım Akbulut, bir ay içinde Meclis'te 135 kişiyi işe başlatmakla kalmamış, Amerika seyahatinde devletin cebinden ödenen 54 bin dolar ile check-up yaptırmış...

Tebrikler sayın Akbulut!
Sağlığınız daim olsun, Tanrı size elem keder vermesin... Ama bu milletin milyonlarcası bir kutu Novalgin için hastane kuyruklarında sürünüyor.

Hal böyleyken 54 bin doları harcamış olsanız bile, "vicdanınızı" check-up kurtarabilir mi?

İroni neydi?

Beyoğlu Güzelleştirme Derneği'nin çabalarını olumlu bulduğum halde, Ruhat Mengi'nin yazısına gönderme ile bir ironi yapmaya kalkıştım.

Deniz Adanalı, beni şaşırtarak "ironi"yi sökememiş...

Ben, kentleri güzelleştermekten vazgeçelim, demiyor, insanları da güzelleşmeye davet etmek istiyordum. İnsan ve şehir bütünlüğüne dokunuyordum.

Bir dahaki sefere, açık yazarım!

İbo'ya kelepçe niye?
İbrahim Tatlıses'in kelepçeli resimlerini görünce şaşırdım kaldım. İbo, otomobilinde ruhsatsız iki silah bulunduğu için Atatürk havalimanında gözaltına alınıyor.

Polisler şakırt diye kelepçeleri takıyor. İbo'yu nöbetçi mahkemeye götürecekler. Nöbetçi hakim , ilk sorguda, "tutuksuz yargılanmak" üzere İbo'yu serbest bırakıyor.

Bir kişi ancak "tehlikeli" ise, kaçması muhtemel ve tekrar yakalanması "müşkül" görünüyorsa kelepçelenir. Her saniye gözönünde bulunan bir sanatçıya kelepçe vurmak, "gösteri" yapmaktan başka anlam taşımaz.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır