Yeni teknolojiler, ülkemizi gerçekten bir tüketici cennetine çevirecek mi? Mağazaya veya markete gitmek, kurtulmak istediğimiz alışkanlıklar arasında mı? Günlük veya sezonluk alışverişimizi hangi şartlarda sanal ortama taşımaya râzıyız? 1999 yılında 5 milyon dolar civarında gerçekleşen toplam elektronik ticaret hacmi, acaba 'telaffuz edilen' boyutlara ulaşabilecek mi?
Yeni ekonomiye ne denli hazırlıklı ve niyetli olduğumuzu inceleyenler işte bu verileri toplamaya çalışıyor. Ancak, konu Türkiye olunca, elde çok kapsamlı bilgi yok. Varılan sonuçlar ve yapılan değerlendirmeler, işin siluetini belirliyor. Sektörde öncü kuruluşların, 2005 yılında 3 milyar dolarlık son tüketiciye yönelik e-ticaret beklentileri var. Ancak bu ticaretten kimin en kârlı çıkacağı henüz belli değil. Eğer servis sağlayan sektördeki rekabet, e-perakendecilerde de yaşanırsa, bu işten en çok tüketicilerin kârlı çıkması olası.
Tarihin farklı dönemlerindeki ekonomik 'patlamalar,' o dönemin lokomotif sektörlerinin öncülüğünde yaşanmış. Kesintisiz iletişimin hüküm sürdüğü yaratıcı ekonomi döneminde de aynı mantık geçerli. Hem mevcut işletmeler hem de yeni girişimler, gelişen iletişim ve satış platformlarından azami fayda sağlamanın peşinde. ABD ve Avrupa'daki hıza ulaşmasa da, çok dinamik bir sektör profili var. Yurtdışında genç girişimcilerin çalışmalarıyla ivme kazanan bu sektör, Türkiye'de farklı bir süreç geçiriyor. Öncelikle 'yatırım yapacak parası olanın' istediği doğrultuda rota çiziyor. Yine de, seyrek de olsa, girişimcilere de rastlamıyor değiliz. Özellikle yabancı yatırımcının piyasaya girmesiyle bu girişimcilerin gücü ve sayısında artış gözlemlenebilir. Yabancı yatırımcının Türkiye'ye yönelmesi ise, alım gücü ve kullanıcı sayısı olarak Türkiye'nin daha cazip bir pazar hâline gelmesine bağlı.
İnternetten sonra mobil ve diğer interaktif teknolojiler de, hesaplı ve hızlı alışveriş vadediyor. Ürün ve fiyat kıyaslama imkânı, zengin seçenekler ve nitelikli servis sanal ortamdaki rekabetin temel taşlarını oluşturuyor. Ancak, yaşanan bazı tecrübeler, sektörün henüz beklenilen hizmet kalitesinde olmayabileceğini de gösteriyor. Örnek isterseniz, önceki gün ofisimizden yapılan bir 'online' alışverişten bahsedebiliriz. Pazartesi günü teslim edilmek üzere, üç adet vitamin sipariş ediliyor. O gün için teslimat ücretsiz. Aynı zamanda hediye paketi isteniyor, sırf meraktan. Ancak satıcının sistemindeki bir yanlıştan ötürü, vitaminler cuma günü ve ücretli tarifeden geliyor. Toplam rakam çok yüksek olmadığından gönderim masrafı sineye çekiliyor.
Öte yandan, bu hafta ilk 'sanal' çiçek sepetim geldi. Son derece şık bir kart ve çiçek hakkında detaylı bilgi içeren bir açıklama ile birlikte paketlenmişti. Çiçek güzel olduğundan ve doğru zamanda ulaştırıldığından açıkçası çok memnun kaldım. Kendi tanıtımını ustaca yapan bu internet çiçekçisi, mor çiçeğin üstündeki kurdeleye görülür biçimde web adresini yazmaktan geri kalmamıştı. Büyük bir ilgiyle çiçekçinin web sitesini tıkladığımızda, ne yazık ki çiçeklerin bütçemize göre biraz pahalı olduğu gerçeğiyle karşılaştık.
Bu iki örnek Türkiye'de e-ticaretin tutmayacağı anlamına gelmiyor. Tüketicilerin seçenekleri arttıkça, bu tür sorunlar azalacak ve hizmet kalitesi yükselecek. Başka çare yok...