kapat

07.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


Miloseviç'in çöküşü bize ne anlatıyor?

2000 yılının, dünya çapında bir "özgürlük" ve "demokrasi" atılımını ifade edeceği besbelliydi. 21. Yüzyıl'ın, bu anlamda, 20. Yüzyıl'dan farklı olacağı anlaşılmıştı. 1989'da Avrupa'daki totaliter rejimlerin çökmesinden ve tümünün hamisi Sovyetler Birliği'nin 1991'de dağılarak, ortadan kalkmasından belliydi. Yugoslavya, hem bir tür "Sovyetler modeli", hem de ondan en özerk, hatta bağımsız "komünist-totaliter" ülke olduğu için, en sona kaldı. Totalitarizmin çöküşünü, 2000'e erteledi.

Slobodan Miloseviç'in 2000'de devrileceğini kestirebilmek de, Balkanlar'ın merkezindeki gelişmeleri günbegün, adım adım izleyenler açısından mümkündü. 1999'da Sırp milliyetçiliğinin demagojik ilham kaynağı Kosova üzerindeki denetimini kaybettikten, "uluslararası savaş suçlusu" ilan edildikten ve tüm NATO güçlerinin hava saldırılarını Sırbistan'ın içine davet edip, ülke ekonomisini bu denli hırpalattırdıktan sonra, Miloseviç, ne kadar dayanabilecekti?

Yola çıktıktan sonra, Bosna'yı kaybetti. Kosova üzerindeki etkisini yitirip, Sırbistan'ın dayak yemesine sebep oldu ve en ilginci, bir yılı aşkın bir süredir, Sırbistan'ın "ikiz"i sayılan ve dolayısıyla Yugoslavya isminin devamını sağlayan Karadağ'ı dahi kendinden uzaklaştırmıştı. Karadağ'ın genç Cumhurbaşkanı Milo Cukanoviç, bir enerjik Miloseviç karşıtı idi.

Komünizm artığı milliyetçi totaliter rejimler, "dış saldırganlık" yolları tıkanınca, içerden infilak ederler -İngilizcesi ile 'implode'-. Sırbistan öyle oldu. Şekil itibarıyla, en ziyadesiyle ve 11 yıllık gecikmeyle 1989 Aralık ayında, komşu Romanya'da Çavuşesku rejiminin başına geleni andırıyor. Belgrad'daki halk ayaklanmasının izleyenleri efsunlayıcı şaşkınlığından ayılıp, bunun Türkiye için taşıdığı anlamları irdemeliyiz. Bu arada, gerek Balkanlar ve gerekse Ortadoğu'daki son gelişmeler, Türk dış politikasının dar görüşlülüğünü de kayda geçirmek gerekli kılıyor. Siz, Türkiye'nin Bükreş Büyükelçisi'nin, "niçin Romanya'da diğer Doğu Avrupa ülkelerinde meydana gelen gelişmelerin gerçekleşmesinin mümkün olmadığına, Çavuşesku'nun duruma tümüyle hakim bulunduğu ve popüler olduğuna" dair raporunun üzerinden 24 saat geçmeden, Çavuşesku'nun devrildiğini işitmiş miydiniz? Bu "kara mizah şaheseri"nden tüm Dışişleri'nin haberi vardır. Ancak, bu, bu gözlem fukaralığından sorumlu olanların taltif edilmesini engellememiştir.

Tıpkı, birbiri ardından Dışişleri müsteşarlarının "Sırbistan orada kalacak. Türkiye-Almanya yolunun bağlantı noktası" gibilerinden "jeopolitik harikaları" üreterek, Sırpların "Türk" diye husumetle soykırıma yöneldikleri Bosna'ya icabında ihanet pahasına, Belgrad ile (Miloseviç diye okuyun) ilişkileri geliştirmek için ne büyük gayretler içine girdiklerinden haberiniz oldu mu?

Zalimin zulmünün devam edemeyeceğini göremez, ona göre sözde "realpolitik"i "etik"in yerine geçirmeye kalkar, tarihiniz ve coğrafyanıza ve halkınızın kültürüne karşı sorumsuz davranırsanız; dış politikada çuvallarsınız. 21.Yüzyıl'ın bireyler için "özgürlük" ve toplumlar için "demokrasi" yönündeki karşı konulmaz dinamiklerini göremezseniz, dış politikayı toslatacağınız kesindir.

Balkanlar'da afallarsınız. Ortadoğu'da ise Türkiye'yi "ayıplı" bir duruma sokarsınız. Çünkü, işgal altında bunca yıldır boyun eğmeyen Filistin halkının özgürlük mücadelesi durmaz. Ne yapacaksınız? İsrail'in "destek taburu" görüntüsünde, utangaç nazarlarla, Ortadoğu'da nasıl diplomasi yapacaksınız?

Türkiye, "devlet siyaseti kültürü" garip bir ülke. Dış politikada, "şahinler"e karşı "güvercin"lik yaparken, "özgürlük mücadeleleri" ve "mazlumlar" söz konusu olunca, umursamaz olabiliyor.

Sorunun kaynağı, tabii ki, "içerdeki" zorba zihniyet. "İç politika"nın bağnazlarının da, kıyafetleri ne olursa olsun, Belgrad'dan ve Kudüs'ten ders almaları gerekiyor. Artık 21.Yüzyıl'da bireylerin "özgürlük", toplumların "demokrasi" mücadelelerinin önüne geçilmez.

Yugoslavya, bunun en son ve en çarpıcı kanıtı. "Devlet milliyetçiliği"nin iflası. Türkiye'ye Belgrad'dan önemli "sinyaller" geliyor.

Bekleyin; yarın anlatacağız...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır