kapat

07.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Okşayan güzellikler ve acıtan kurallar!..

Doğanın İstanbul'a çok cömert davrandığını düşünürdüm, yıllardır bu cömertliğin içine nasıl ettiğimizi içim sızlayarak izlerken..

Doğa Sydney'e daha da cömert davranmış..

Okyanus, bir körfez diye dalmış kıtanın içine.. Ama nasıl körfez.. Örümcek ağı gibi.. Doğanın yarattığı bir Venedik.. Her yer deniz, her yer deniz manzaralı desem, abartma olmaz.. Öylesine girintiler ve çıkıntılar yoğunluğu ki bu, Sydney körfezini sahilden dolaşmaya kalksanız, yürümeniz gereken yol tam 243 kilometre..

Beni en çok kahreden de ne bilir misiniz?..

Bu 243 kilometrelik kıyının herhangi bir noktasından denize girebilirsiniz.. Deniz öylesine temiz..

Size geçen yıllarda "Deniz Temiz" günlerinin Sydney'de başladığını anlatmıştım.. Sahiller atılan çöplerle pislik içindeyken, bir Sydneyli çıkıp "Ben temizlemeye başlıyorum" demiş..

Bir adam, bir kentin pisliğine karşı.. Hayal değil mi?.. Değil..

O bir adamın peşine bütün Sydney katılmış geçen günlerde.. Şimdi her yer tertemiz plaj..

Hepsi halka açık.. Hepsi bedava..
Önce NTV'nin Sydney Muhabiri, bize orada kılavuzluk eden Hakan Yiğit'le gezdik.. Sonra da, Urcan dostla..

Şimdi 100 metre genişliğinde bir uzun kara parçası düşünün.. Bir yanı dev dalgaları ile okyanusa açık.. Burada özellikle sörfçüler var..

Öte yanda, süt liman bir plaj.. Çünkü içerde, körfez içi.. Sakin sakin yüzenler, yelkenciler için.. O da mı hoşunuza gitmedi.. Her plajda havuz.. Çoğu da Olimpik.. Bu da tatlı suda yüzmek isteyenler ve sporcular için..

Okyanusa açık plajlar göz alabildiğine uzanıyor.. Bu kadar uzun bir sahilde güvenliği sağlamak zor.. Sarı kırmızı bayraklar asmışlar 200 metre ara ile.. Bu iki bayrak arasında yüzdünüz mü, sahil güvenliğin gözetimi altındasınız. Bunların dışında yüzdünüz mü, sorumluluk size ait..

Haa.. Açık denizde bir de köpek balığı sorunu var.. Biz orada iken 3 kişi gitti.. Oysa uzun zamandır vukuat yokmuş.. Köpek balıkları da Olimpiyatlara merak saldılar demek..

Bu arada ne öğrendim..

Köpek balıkları aslında insan etini sevmez ve çok aç kalmadıkça yemezlermiş. Biz nasıl köpek eti yemezsek, onların da insan etine tavrı o..

En sevdikleri et ise, yunuslarınki..

Şimdi sörf yapanlar tepeden tırnağa simsiyah o plastik ve vücuda yapışan kıyafetleri giyip ayaklarına da paletleri takmıyorlar mı, oluyorlar tam denizoğlu Eftal.. Köpek balığı, bu sörçüleri yunus zannedip, iştahla saldırıyormuş.. Eti tadınca, hatasını anlıyormuş ama, iş de işten geçiyormuş..

Biz orada iken, oranın baharı, ama millet yazı beklemeden plajları doldurmuştu.. Aman yarabbim ne güzellikler..

Urcan "Çıplaklar plajımız da var" dedi.. "Aman" dedik, "Eksik kalsın.. Giyinik olanları bize yeter.."

Şimdi bu 243 kilomere sahilli körfez tertemiz.. Bizim İzmir körfezini düşünün.. Suya girmeyi geçin.. Burnunuzu tıkamadan yaklaşamazsınız..

Haliç de yüzmek nasıl hayal.. Hangi Haliç?. Akıntılarla dolu Boğaz pis.. Her sabah sanki biri, sebze halinin artıklarını Boğaz'a boşaltıyor..

Moda'dan başlayıp, Kalamış, Fenerbahçe, Caddebostan, Suadiye, Bostancı, Nizam, Süreyya diye giden Anadolu sahili plajları.. O muhteşem Florya plajları, pisliğimiz yüzünden nasıl tarih oldu..

Niye ora öyle de, biz böyleyiz..

Hayır, eğitim, meğitim değil..

Orada kurallar var.. Hiç kimseye ayrıcalık tanınmadan, herkese uygulanan kurallar.. Uymadınız mı, can yakan cezalar.. Bu okşayan güzellikleri o acıtan cezalar koruyor..

Otomobilde gidiyorsunuz, sigara içerek.. Zaten sigara içebileceğiniz pek başka yer de yok ya.. İzmariti attınız mı, caddeye.. Arkadaki araba plakanızı alır da polise bildirirse, 80 dolar ceza.. Yani herkes fahri trafik ve kent müfettişi.. Herkes birbirini kolluyor..

Uzak bir yerde bir gece yarısına doğru bir Türk restoranına gittik.. Benim ortaokuldan arkadaşım, Cebeci'den Haluk Akın, oraya yerleşmiş.. Beni buldu.. Yanında Orhan Gazi.. O da Ergun Gürsoy'un okul arkadaşı Trabzon'dan..

Masaya mezeler dizildi.. Rakılar açıldı..Orhan saz çalıp türkü söylüyor..

Ben de bir puro çıkardım.. Beş kişi üzerime atladı.. Restoranda, kapalı yerde tüttürmenin cezası 5 bin dolar.. Beş bin dolar..

Şimdi cezalar ağır, acıtıcı.. Kimsenin gözünün yaşına da bakılmıyor.. O zaman sıkıysa uyma bakalım..

Tecelli'den Abuzittin'e MEKTUPLAR

Abuzittinciğim,
Geçenlerde Hürriyet'te yayınlanan iki fotoğraf bilmem senin de dikkatini çekti mi?

Fotoğraflardan üstteki, üç sütun üzerineydi; yol kenarına dizilmiş insanlar... Asker nizamı içinde en az 100 metrelik kuyruk! Belli ki önemli birini bekliyorlar.

Alttaki fotoğraf çift sütun: Önemli kişi gelmiş, elinde bir makas kurdele kesiyor.

Bizde bilirsin, önemli kişi yüzüne ne kadar ciddi bi ifade verirse önemi bi o kadar daha artar. Bu ciddi ifadeye biraz da azamet ve kibir eklemek gerekir...

Bi de iyice kasılıp eline makası aldın mıydı kurdelenin kesilme zamanı gelmiştir.

Çanakkale -Eceabat yolunun 26 kilometresi yeniden asfaltlanmış açılış onun açılışı..

Kurdeleyi kesen, Bayındırlık bakanı Koray Aydın. Resim altlarını okuyunca anlıyorsun ki, başta mülki erkan, Çanakkaleli vatandaşlar uzun süre, sayın Bakanı, kurdeleyi kesmesi için beklemişler. Bu arada sayın Bakan, vatandaşlara günün mana ve ehemmiyetini belirten veciz bi konuşma da yapmış:

"Türkiye şimdi milletçe gelişme mücadelesi verirken..."

Vay anasını sayın seyirciler..

Yapılan iş topu topu 26 kilometrelik yolun yeniden düzenlenip asfaltlanması.

Aynı gün gazetelerde bi başka haber vardı. Amerikalılar , uzaya köprü kurma projesinin ilk bölümünü başlatmışlar. Ne bi tören ne başkan, ne bakan, ne kurdele kesen, kimse yok! Hoş onlar daha proje safhasında, biz 26 kilometrelik asfaltı bilfiil başarıyla bitirmişiz ama, gene de sayın büyüklerimizin, biraz daha mütevazı olması lazım diye düşünüyorum. Bakanlarımız, bu gibi işler için törenler düzenlettirip insanları yollarda beklettirmemeli.. Sayın Bayırdırlık bakanımızın zaman zaman beklediği, daha doğrusu mecburen bekletildiği yerler olmuyor değil.. En son, Danimarkalılar pasaport kuyruğunda bekletmişlerdi.. Daha önce de Amerikaya girebilmek için 6 saat bekletildiydi.. Şimdi bazı kötü niyetli kişiler çıkıp "Vatandaşın ahı tutuyor" diyebilirler ama bence bu bi tesadüf. Gerçi Danimarka'daki biraz acayip bi tesadüf doğrusu.. Çünkü olay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye ile ilgili bi kararından hemen sonra olduydu. İstanbul'da bizim polisin falakaya yatırıldığı bi Danimarkalı için 50 bin dolar ödemeye mahkum edilmiştik.

Farkında mısın Abuzittin'ciğim 50 bin dolar, 100 bin dolar vatandaş olarak bi de bu paraları ödemeye başladık. Polis adamları dövüyor, onlar da AİHM'ne gidip kazanınca cezaları kuzu kuzu, sen ben vergilerimizle veriyoruz. Hiç sesimizi de çıkartamıyoruz. Karar bekleyen 2500 dosya daha varmış. Kim dövüyorsa cezasını da o çeksin birader! Acaba şimdiye dek milletçe kaç milyon dolar ödedik? Güya Ombudsman kanunu çıkınca bu mesele ortadan kalkacakmış.. Pek inanılacak gibi değil ya!?

Sen de duydun mu? Başbakan, memleketin en bilge kişisine gidip

"Efendim sizi Baş Ombudsman yapmak istiyoruz. Kabul buyurursanız çok onurlanırız" demiş. Bilge kişi şöyle bi kafasını kaşıyıp "Siz beni ombudsman değil, angutsman yapın, demiş. Bu kadar angutun olduğu yere bi angutsman gerek!" diye cevap vermiş..

Bu, bana da doğru bi lafmış gibi geldi.

Münasip yerlerinden öperim kardeşim.

Güneş.

BİZİM DUVAR
Sezen Aksu Demirel ailesi için söylüyor; "Kalbim EGE" de kaldı".

Hakan & Utku

TEBESSÜM
Fıkra Deniz Acar'dan..

Bir Hıristiyan misyoner, Afrika'da olanca gücü ile çalışıyor, zencileri dinine uydurmaya çalışıyordu. Bir gün yine bir zenciyi suya sokup vaftiz ettikten sonra dedi ki:

"Bundan sonra senin adın Bikila değil, John. Cuma günleri et yemeyeceksin, balık yiyeceksin, anladın mı?"

"Evet anladım" dedi zenci.

O haftanın cuma günü, misyoner, vaftiz yaptığı zenciyi kulübesinin önünde, kızarmış bir koyun budunu kemirirken görünce kızdı:

"Ben sana cuma günleri et değil balık yiyeceksin demedin mi?"

"Evet dediniz" demiş zenci. "Ben de bu koyun budunu sıcak su ile bir güzel yıkadım ve ona bundan sonra senin adın koyun değil, balık dedim."

SEVDİĞİM LAFLAR
Çok yapılan tenkit ve çıkışmalar şiddetini kaybeder, tıpkı bir tanesi insanın ayağını acıtan çakıl taşının, pek çoğunun üzerinde yüründüğünde tesirini kaybetmesi gibi.

Andre Gide.

İnsan olmak..

İnsan biraz çocuk olmalı, bir balon gördüğünde istiyorum diye tututurup ağlayabilmeli insanın bir annesi olmalı eteğini çekiştireceği insan yolda yürürken biraz da etrafına bakmalı değişik hayatları görmek için

İnsan gecenin bir vakti yatağından fırlayıp seni seviyorum diye bağırmalı

İnsan sabah uyandığında yatağının baş ucunda bir gül ile bir not bulmalı: Uyandırmaya kıyamadım..

İnsan heyecan duymalı yeni günün getirdiği ışıklar için

İnsan sinirlenmeli, kavga etmeli inandığı değerler için insan arada aşık olmalı sonunda acı olduğunu bilerek

İnsan bazen de sarhoş olmalı, bir türkü tutturup sokakları arşınlamalı

İnsan anlamsızca beklemeli telefonun çalmasını belki arayan odur diye.

İnsan efkarlanmalı tabi biraz da; belki hiç olmayacak şeylere sırf efkar olsun diye

İnsan ara ara kocaman olmalı dünyalar kadar; herkesi kucaklamalı insan bazen kendi olmalı bazen herkesten bir parça insan bazen de aptal olmalı inanmak istediği şeylere inanmalı

İnsan gerçek olmalı rüya görebilmek için

insan ölmeli zamanı gelince; ama zamanı gelince

Velhasıl güzelim insan olmak zor zanaat

(Bu güzel satırlar için Reyhan Yüksel'e teşekkürler..)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır