Miloseviç, hem Yugoslavya Sosyalist Partisi'nin lideri görünümündeydi, hem de Yugoslavya Devlet Başkanıydı...
Muhalefetin kazandığı seçimlere karşı koltuğunu bırakmama inadına saplanınca, bir halk ayaklanmasıyla ortalıktan kayboldu. Ülkesinden kaçmak üzere olduğu haberleri yoğunlaşıyor..
Görünen o ki, Miloseviç kendisini Yugoslavya'da sosyalist bir lider olarak tanıtmasına karşın; ne sosyalizmin ne olduğunu anlamıştı, ne de sosyalizmin özünü oluşturan "Monizm"in ne olduğunu..
Bunu da doğal karşılamak gerekir; "ulus-devlet" modeli içinde, sloganlara dayalı siyasal bir ihtirasın; ne Kozmos'daki değişimin, "insanlık"ı da kapsayan dialektiğiyle; ne de bu değişimin sürekli rotasını saptayan "sosyalizm"le özdeşleşme olanağı vardır.
Gerek Türkiye, gerek Ğakademik çevreler dışındaki- kitleler, sosyalizmi bir işçi sınıfı politikası ve sonunda da bir işçi sınıfı iktidarı olarak görürler... Ve sosyalizmi, kapitalist politikaların zıttı olarak değerlendirirler...
Şimdiye dek sosyalizm uğruna verilmiş tüm uğraşlarla kavgalar da hep bu anlayış doğrultusundadır.. Sosyalist sloganlar da bu anlayış doğrultusundadır, sosyalist marşlarla şarkılar da..
Acaba sosyalizm; kapitalizmin dayandığı burjuva sınıfı ile emeğe dayalı işçi sınıfı arasındaki politik bir çatışmadan mı ibarettir?
Bu soru henüz insanlığın gündemine tam oturmadı. Kolay değil 200 yıllık siyasal edebiyatın yarattığı koşullanmaların yüzeyselliğini çekiçlemek..
Şimdi konuyu daha değişik 2 soruyla irdeleyelim:
Sağcılık nedir? Solculuk nedir?
Sağcılık, mevcut düzenin değişmemesini istemektir. Çünkü mevcut düzen sermaye sınıfıyla ona dayalı burjuva sınıfının çıkarına olan bir düzendir. O nedenle de "statüko" bozulmamalıdır.
Solculuk ise mevcut düzenin değişmesini istemektir. Çünkü mevcut düzen, emeğiyle geçinen işçi sınıfını sömürmekte ve bunun sonsuzadek sürmesini istemektedir..
Sermaye sınıfı-işçi sınıfı"nın donmuşluğunu aşmak için, işçi sınıfının da örgütlü politik bir güç olarak hareketlenmesi gerekmektedir..
Peki, işçi sınıfı da örgütlü politik bir güç olarak iktidara geldi ve sermayenin emeği sömürüsünü yok etmeye yöneldi.
Bunu nasıl yapacaktır?
Şimdi sıkı durun...
Çünkü bu sorunun yanıtı; "ulus-devlet" modelini de, politik öfke ve sloganları da aşar...
Eski tabloda; emeği sömüren sermaye, mevcut teknolojileri değiştirecek yatırımları "rantabl" bulmadığı için, statükocuydu. Kâr, mülkiyet ve miras avantajlarına sahipken; ne diye kazanç girdilerini bozacak anlamsız yatırımlarla, mevcut teknolojilerin değişimine yönelecekti ki?..
Ancak böylesi bir duraganlık, sürekli bir değişim içinde olan ve Dünya'mızı da kapsayan, Kozmos'un "dialektiğine" aykırıydı.
Emek sömürüsüne dayalı "statüko" da mutlaka değişecekti o yüzden.
Ve işçi sınıfı iktidara geldiğinde, -sermaye sınıfı gibi kâr hesabı olmadığından- yeni teknolojiler için gerekli yatırımları yapabilecek; örneğin, kol gücünün yerine otomasyonu, sibernetiği, robotları getirecekti.. Bu değişim, "ulus-devlet" modelini aşan, evrensel ve sürekli bir değişimin başlangıcı olacaktı..
Sovyet devrimi, evrensel bir işçi devrimi olamadı ve kendisi de siyasal bir statükoya mıhlandı. Ancak yeni teknolojik yatırımlarla "uzay dönemi"ni başlattı ve misyonunu tamamladı.. Sonunda Büyük Gorbaçov da, kişisel iktidarına boş vererek, "2 kutuplu siyaset donmuşluğunu" tetikleyip, globalleşme sürecini başlattı..
Ve teknolojik değişimlerin önü öylesine açıldı ki, hem işçi sınıfı gömülmeye başladı tarihe; hem de "ulus-devlet" modelinin yerini "evrensel bir saydamlık" almaya başladı... Kozmos'daki sürekli değişim yeryüzünde insana özgü statükoculuğu da parçalıyor ve tek değişmeyen şeyin "değişim" olduğu yeniden kanıtlanıyordu.
İnsanın da Kozmos'un bir parçası olduğu gerçeği, yani "monizm"; kimsenin kimseyi sömürmeye gerek duymayacağı; hatta tam tersine, yeni teknolojiler sayesinde durmadan artan üretimi, sürekli emecek güçte zengin kitlelerin oluşturulacağı yeni bir dönemin; evrensel sosyalizmin kapılarını açıyordu. Ve buna "globalizm, yahut küreselleşme" deniyordu.
Miloseviç, siyasal hırsı yüzünden statükocu kaldığı ve evrensel uzlaşmayla değişimin dışına düştüğü için devrilip gitti...
İnsan toplumlarını da kapsayan Kozmos, sürekli bir değişim içindedir ve buna karşı çıkma olanağı yoktur. Henüz tam üstesinden gelinemeyen statükocu direnmeler, boşu boşuna ziyan zebil ediyor insanları. Tıpkı Miloseviç ve iktidar hırslarını tüm yenemeyenler gibi...