


Murat ve Mektup
Dünkü yazımda, "Demirel ve Mektup" başlığı altında... Bir cumhurbaşkanının, ülkesinin ekonomisi ve iş dünyası için "tavsiye mektupları" yazmasında hiçbir sakınca bulunmadığını, fakat kendi yeğeni için tavsiye mektubu yazmasının doğru olmadığına inandığımı yazmıştım.
Ülke ekonomisinin "zenginleşmesine çaba harcamakla", hısım ve akrabanın zenginleşmesine "aracı olmak" arasındaki "nitelik" farkına dikkat çekmiştim.
Bugün de, hadiseye Murat Demirel açısından bakalım:
Murat Demirel'in, Aliyev'in ülkesinde iş kovalamak için amcasının nüfuzuna başvurması "en büyük ayıbı"dır.
Bu gücü kullanmaya kalkışması en basit ifadeyle, "amcasının konumuna ve siyasi geçmişine" büyük bir saygısızlık ve duyarsızlıktır.
Borçlar Kanunu'muz birçok hükmünde "basiretli işadamı"ndan söz eder.
O tarife giren bir işadamı, ülkenin zirvesinde oturan akrabasından asla böyle bir mektup talebinde bulunamaz.
Amcası kendisine böyle bir teklifle gelse bile kabul etmez.
"Hadi beni bir yana bırakın ama siz yarın zor duruma düşebilirsiniz" diyerek reddeder.
Tabii ki benim bu bakış açım, sakat zihniyetlerle lekelenmemiş bir "davranışlar sistemine" aittir.
Doğru çıkış noktası, doğru çözümleme, berrak ve temiz kalma, açık olma ve hakkaniyette israr olgularıyla bütünsellik taşır.
Fakat siz, amcanızın zirvede oturduğu bir ülkede, naylon banka işlemleri yapmayı, iddia o ki, kurduğunuz bankadaki mevduatları cebe indirmeyi göze alacak bir zihniyet ve davranış sistemine sahip olup, sonunda amcanızın "rezil olmasına" bile sebebiyet verecek bir yapıda iseniz, öyle bir mektubu da haydi haydi isteyeceksiniz demektir, mantıken tartışılmaz.
Çekirdek
Çekirdek enflasyon Ekim'de düşecekmiş... Ay çekirdeği mi, kabak çekirdeği mi?
Chat
Chat'le tartışan iki gençten biri diğerini bıçaklamış... İşte bizdeki internet olayı!..
Asker
Genelkurmay'dan Kopenhag kriterlerine tam destek!.. Biz şimdi neyi eleştireceğiz?
Tecavüz ve zevk!
"Tecavüze davetiye" başlıklı yazım bazı hakim ve savcı stajyerlerini kızdırmış... Birkaç e-mail göndermişler...
Hakaretamiz sözlerle, beni, aleyhimde dava açmakla tehdit ediyorlar.
Daha, bir mesleğe veya belirli bir şahsa hakaret etmediğimin farkında bile değiller.
Öyle olsaydı yazıya görevdeki hakim ve savcılardan destek gelmezdi.
Ben "Kadının dış görünüşü ve davranışları tecavüze davetiye çıkartır" şeklindeki düşünceyi eleştirdim, böyle düşünen stajyerleri "küçümsedim" ve bu asil mesleğe layık olmadıklarını söyledim.
Hala aynı yönde düşünüyorum.
Çocukça itiraz ediyorlar, araştırma bütün stajyerleri kapsamıyormuş...
Kapsadığını söylemedim ki!
Böyle düşünen üç stajyer bile olsa benim haklarında değerlendirme yapmam için yeterlidir.
Ama bana e-mail gönderenler nedense açıkça şunu söyleyemiyorlar:
"Evet! Vurguladığınız nokta çok önemli... İçimizde böyle düşünen birkaç kişinin bulunması bile bizim mesleğimiz için büyük bir ayıptır!"
Böyle demiyorlar çünkü belli ki onlar da benim eleştirdiğim stajyerler gibi düşünüyorlar...
Yoksa bu kadar öfkelenmezlerdi.
Dava açacaklarmış!..
Açın bakalım kazanabilecek misiniz?
Ben orada bir hukukçu gazeteci olarak, bizzat sizin mesleğinizin "gururunu" savundum.
Daha bunu bile anlayamamışsınız!
Bir not daha:
Aynı araştırmada bir grup stajyer hakim ve savcıya "Irzına geçilen bir kadın zevk alabilir mi?" sorusu sorulmuş...
Deneklerin yüzde 15'i, "evet alabilir" demiş...
Saldırgan stajyerler, lütfen kendi içinize bakın!..