


Siyasi zararı haketmediği halde İlhan Kesici görecek
İlhan Kesici Türkiye'nin yetiştidiği çok değerli bürokratlardan biri. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığına kadar yükselen İlhan Kesici daha sonra siyasete atılmıştı.
Ancak siyaset vefa duygularını asla içinde barındırmıyor. Kesici önce DYP'den sonra da ANAP'tan umduğunu bulamadı. Özellikle ANAP'ta, üstelik son derece başarılı çalışmalar yapmasına rağmen Genel Başkan Mesut Yılmaz tarafından politika dışına itildi.
Ancak İlhan Kesici bir siyasi parti liderinin kişisel keyfi için politika dışına atılmasını içine sindirmedi. O günden bu yana yine siyasetin içinde oldu. Üstelik sürekli biçimde projeler geliştirdi, Türkiye üzerine tezler hazırladı, Türkiye'yi karış karış gezerek konferanslar verdi, seminer ve açık oturumlara katıldı, görüşlerini açıklıkla anlattı.
İlhan Kesici son zamanlarda Türkiye'nin önünü açacak, Türkiye'ye soluk aldıracak, halkın peşine takılıp gideceği bir siyasi hareketi oluşturmak için çabalıyor. Toplumun değişik kesimlerinden insanlarla sürekli temas ediyor, bütün Türkiye'yi kucaklayacak bir siyasi hareketin oluşup oluşamayacağını araştırıyor.
Ancak İlhan Kesici'nin, öyle sanıyorum ki son günlerde morali çok bozuktur. Çünkü hiç haketmediği halde, bundan sonraki politik yaşamında işi çok zorlaştı.
Çünkü İlhan Kesici, bankasını dolandırmak suçundan tutuklanan Murat Demirel'in ablası Binhan Hanım'la evli. Son olayla başta Süleyman Demirel olmak üzere Demirel ailesi çok ağır yara aldı. Bu ailenin damadı olan İlhan Kesici'nin bundan etkilenmemesi mümkün değil.
İlhan Kesici gibi çok yararlı bir beynin böylesi tatsız bir olayla atıl bırakılmaması gerek. Keşke yanılsam.
Yüce Mahkeme Sezer'e destek verdi
Anayasa Mahkemesi'nin hükümete Kanun Hükmünde Kararname çıkarmasına olanak sağlayan yasayı iptal etmesi Cumhurbaşkanı Sezer'e verilen destektir. Sezer hükümetin Meclis'ten geçmesi sıkıntılı olan konularda Kanun Hükmünde Kararnameler'e sarılmasından rahatsızldı. Nitekim iki önemli kararname imzalanmadı ve Hükümet- Çankaya ilişkileri çok gerildi. Artık kararname olmayacağı için gerginlik de olmayacak. Bakalım bundan sonra hangi bahaneyle gerginlik yaşayacağız?
İşte yolcuları havada bu iki kişi perişan ediyor
Havaalanlarında görev yapan Hava Trafik Kontrol Merkezi görevlilerinin direnişi sürüyor. Bu direniş yüzünden hemen tüm uçaklar yarım saatten başlamak üzere kimi zaman saatlerce süren rötarlar yapıyorlar.
Bu konuyu birkaç kez bu köşede dile getirmiştim. Toplam sayıları yüzü bile bulmayan bu görevliler yüzünden bir tarafta binlerce yolcu perişan oluyor, diğer taraftan milyonlarca dolarlık milli servet boşa akıp gidiyor.
Hava Trafik kontrol Merkezi görevlileri, özellikle THY uçaklarına "trafik çok yoğun" bahanesi ile iniş izni vermiyor ve 20 dakikadan az olmayan sürelerle göklerde dolaştırıyor.
Uçakların bu zorunlu gezmeleri sırasında inanılmaz miktarda benzin tüketiliyor. Bunun yanısıra kent üzerinde boşu boşuna uçan uçaklar ayrıca tehlike yaratıyor. Günün birinde yaşayacağımız bir facianın sorumlusu olarak acaba kimleri bulacağız. Açıkçası, ilk birkaç gün "hak arama eylemi" gibi başlayan bu direniş giderek "ihanet" halini aldı.
Bu ihanete bile bile göz yumuluyor ve hatta direnişin sürmesi için destek veriliyor.
Bu desteği veren ve binlerce yolcuyu perişan eden, başta THY olmak üzere uçak firmalarını milyonlarca dolar zarara sokan, kentleri tehlikeye atan iki kişi var. Biri Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz. Diğeri de Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürü Mahmut Tekin...
Bu iki çok önemli yetkili Hava Trafik Kontrol Merkezi görevlilerinin "hak arama" eylemini görmezden geliyorlar. Bugüne kadar kimbilir kaçıncı kez sorulduğu halde bu yetkili isimler "Hayır hiçbir şekilde direniş yok, arkadaşlarımız normal görevlerini yapıyorlar, uluslararası standartlara uyuyorlar" cevabını veriyorlar.
Açıkça doğruyu söylemiyorlar. Çünkü bu direnişin sürmesini istiyorlar. Yoksa sorunu çözmek çok kolay. Trafik görevlileri çok fazla bir şey istemiyor. Diyorlar ki "Çağdaş ülkelerde bu hizmeti görenler iki saat çalışıp iki saat dinleniyor, bu iş başka türlü yapılmaz, aksi takdirde büyük kazalara neden olabiliriz." Talep bu kadar basit. Çalışma saatlerini düzenlemek Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürü'nün elinde. Haydi diyelim ki bu genel müdür karar verecek gücü kendinde henüz bulamıyor. O zaman Ulaştırma Bakanı'nın müdahale edip sorunu çözmesi gerek. Ama o da yapmıyor. Çünkü belli ki o da direnişin sürmesinden yana. Direniş sürdükçe THY'nin zararı daha da büyüyecek. Özelleştirme aşamasında THY'nin durumu zora girecek. Belki de THY özelleşemeyecek, Ulaştırma Bakanı buranın hakimiyetini tamamen eline geçirecek.
Bu yazdıklarımı yabana atmayın. Türkiye'de pekçok iş bu kadar mantıksız ve ülkeye zarar verilerek görülüyor.
Siyasi geleceklerini Demirel'e bağlayanlar kara kara düşünüyor
Çok değil, bundan bir kaç gün öncesine kadar Süleyman Demirel'in Ankara'daki evini ve çalışma ofisini dolduranlar "işaret" bekliyorlardı. Demirel işareti verecek, yeni bir siyasi hareket başlayacak. Ancak Demirel bu işareti bir türlü vermedi. Artık ya kendine güvenemiyordu, ya da başına başka şeylerin gelebileceğini tahmin ediyordu.
Nitekim Demirel, yeğeni Murat Demirel yüzünden çok sıkıntılı günler yaşıyor. Bakmayın siz Demirel'in gazetecilerin önüne çıkıp sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşmasına. Demirel tıpkı "hayalici Yahya Demirel" döneminde olduğu gibi sakin durmaya çabalıyor, ama bu kez öyle değil. Çünkü Egebank olayında, dolaylı da olsa Demirel'in çok yakın ilgisi var görünüyor. Ayrıca Egebank olayı tamamen açığa kavuşmadan, Demirel'in her ne ad altında olursa olsun yeni bir siyasi harekete girmesi mümkün değildir. Öyle olmadığı gibi "işaret vermesi de" çok zordur artık.
Demirel'in Çankaya'dan indiği günden beri, ellerini kollarını kavuşturup "siyaset için işaret bekleyenler" herhalde şimdi kara kara düşünüyordur.