kapat

06.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Eski militerler de, hiç mi hata yapmadılar acaba?

Açık açık, açık seçik ve açık seçik net olarak söylemekte yarar var; biten yüzyıl içinde en kötü yönetilmiş ülkelerden biridir Türkiye..

Son toplamda bunun en keskin kanıtı; 20. Yüzyıl'ın başında kaydedilmiş 4 milyon km. kareyi aşkın topraklar üstünde 24 devletin birden kurulmuş olması ise; 21. Yüzyıl'a girilirken de, "Yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın bile 65 basamak altında kalınmış olmasıdır. Buna dünkü Milliyet'in sürmanteşiyle, Posta'nın manşetini de ekleyebilirsiniz.

Dünkü Milliyet'in sürmanşeti şöyleydi:

"Müthiş adaletsizlik-Türkiye'de en zengin yüzde 1'lik kesim ayda ortalama 7.5 milyar lira kazanıyor. En fakir grup ise 32 milyonla yaşam savaşı veriyor."

Dünkü Posta'nın da manşeti şöyleydi:

"Ürperten tablo-Türkiye'de en zengin ile en yoksul arasındaki gelir uçurumu 236 kata ulaştı. Bu oran İstanbul'da 322. İstanbul'un en fakir yüzde 1'lik kesimi ayda 85 milyonla geçiniyor."

Bütün bu göstergeler, bir ülkenin ne kadar kötü yönetilmiş olduğunun somut kanıtlarıdır.

Militer dostlar alınmasınlar ama asıl büyük tehlike, ulusal gelir dağılımındaki bu adaletsizliktir. Ezilen kesimler; Marksist kökenli bir örgütlenme içinde barikatlara çıkacak, bir "endüstri devrimi" birikiminden de gelmedikleri için; kendilerini ezenler önünde Tanrı'larına sığınmakta ve kendilerini ezenlere, "bunlar Tanrı'nın buyruğuna karşı çıkan kafirlerdir" diye bakmaya eğilimli görünmektedirler.

Militer dostlar, güngünden geliştiğini söyledikleri böyle bir eğilimi "en büyük tehlike" olarak görüyorlar. Tıpkı vaktiyle en büyük tehlike olarak, "Kominizm"i de gördükleri gibi...

Oysa asıl büyük tehlike; Türkiye'nin biten yüzyılda da çok kötü yönetilmiş bir ülke olmasıyla, ulusal gelir dağılımındaki bu kepazelikten mayalanıp durmakta... Ve bunda benim kuşağımın militerlerinin de payı büyüktür. Sanırım genç kurmaylar da hak vereceklerdir böyle objektif bir saptamaya...

Belki Adalet Bakanlığı'nın Bütçe'den aldığı payın binde 7 olmasını da ekleyeceklerdir, ne kadar kötü yönetildiğimizi gösteren kanıtlara...

Dünkü Star'ın sürmanşeti ise, militer dostların da paylaşacağını sandığım bir "bozgun" haberi veriyor gibiydi ve şöyleydi:

"Biz Ermeni'ye bakarken Rumlar Avrupa'ya girdi!

Tüm dikkatini Ermeni tasarısı yüzünden ABD'ye yoğunlaştıran Türkiye, Avrupa Parlamentosu'ndan müthiş bir gol yedi. İşte, dün Avrupa Parlamentosu'nda kabul edilen Kıbrıs raporu:

1- Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler olmadan da Avrupa Birliği'ne alınsın... Çünkü Kıbrıslı Rumlar, AB'nin üyelik için koyduğu tüm şartlara harfiyen uyuyor.

2- Türk tarafı iyi niyetli değil. Türk ordusu işgalci güç... Onlar Ada'da bulunduğu müddetçe Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik müzakeresi başlamamalı...

3- Avrupa Birliği, Ada'nın güvenliği için müdahale etmeli. Geçiş döneminde kurulacak polis gücüne AB de katkıda bulunmalı..."

Ankara egemenleri, hesapsız kitapsız ve tutarsız şoven babalanmalarla; hem ABD'ye hem de Avrupa Birliği'ne karşı efelendikçe; Türkiye'nin çıkarı ne olacak bundan?

102 milyar doları bulan dış borçlarımız mı silinecek?

Çin'e yılda 220 milyar dolardan fazla yatırım yapan global sermaye mi gelecek Türkiye'ye?

Kronik enflasyon yüzdelerimiz, tek haneli sayılara mı düşecek birden?

Kişi başına düşen ulusal gelir birimi açısından; 3 bin doların altında bulunmamız nedeniyle -unutmayın ki bu birim, Güney Kıbrıs Rum Devleti'nde bile 15 bin dolar- yeryüzü sıralamasında 93. basamakta görünen yerimiz mi yükselecek?

Ve beylik klişeleri tekrarlamaktan ibaret mahut demeçlerimiz, yetecek mi enerji iflasının aşılmasına?

Biliyoruz ki, Ankara egemenleri; hiç bir zaman yanıtlamazlar bu tür soruları... Nasıl ki, 20. Yüzyıl'ı tam bir fiyaskoyla ıskalamış olmanın da; ne özeleştirisini yapmaya yanaşırlar, ne de sorumluluğunu üstlenmeye..

Gerçi 21. Yüzyıl benim kuşağımın yüzyılı değil ama, yazı adamları özenirler yaşamayacakları bir yüzyılı da sahiplenmeye...

Türkiye de, 2025 yılına doğru evrenselleşecek ve çok daha mutlu olacaktır. Kötü yönetimlerden ötürü enseyi karartmayın..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır