Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın bugün İspanya'da katılacağı iki "Akdeniz Güvenliği" konulu konferans, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği yolunda yapacağı Sonbahar-2000 atağına başlangıç oluşturuyor.
İspanya'nın Majorca Adası'nda yapılacak toplantılar boyunca Yılmaz'ın, İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar, İspanya Dışişleri Bakanı Josep Pique ve Almanya İçişleri Bakanı Otto Schilly ile bir araya gelmesi bekleniyor.
Yılmaz Türkiye'ye dönüşünde bu görüşmeler ve son durumu, AB Genel Sekreteri Volkan Vural ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile değerlendirdikten sonra iki önemli gezi daha yapacak.
Bunlar 13-14 Ekim ve 18-19 Ekim tarihlerinde AB'nin merkezinin bulunduğu Brüksel ve AB dönem başkanlığına yürüten Fransa'nın başkenti Paris'e yapılacak geziler.
Hükümette Türkiye'nin AB ile uyum çalışmalarını üstlenen ANAP lideri Yılmaz'ın bu geziler boyunca yapacağı görüşmelerdeki konu, AB tarafından 8 Kasım'da Türkiye'ye -muhtemelen Yılmaz'a ve yine Brüksel'de- iletilecek "Katılım Ortaklığı Belgesi" olacak.
AB'nin üyelik müzakerelerine başlamak için Türkiye'den neler beklediğinin listesi olarak adlandırılabilecek bu belgede sıralanacak maddeler, Türkiye'nin üyeliği önündeki engellerin de tanımı sayılacak.
İşte Yılmaz'ın zor görevi, bu belgede, Türkiye'nin şu aşamada yapmasının mümkün olmayacağı taleplere olabildiğince yer verilmemesini sağlamak.
Dışişleri Bakanlığı ve AB Genel Sekreterliği'ne ulaşan bilgiler, bu belgede yer alabilecek bazı maddeleri şimdiden saptamış bulunuyorlar:
- İfade özgürlüğü.
- Ölüm cezası.
- Ana dilde yayın hakkı.
Bu beklentiler Ortaklık Belgesi'nde ne kadar yumuşak kelimelerle, ne kadar geç takvimlerle yer alırsa, Türkiye o kadar zaman kazanmış olacak.
Ancak Yılmaz, "Üyelik görüşmeleri için 2001 yılını kaçırırsak, başlamamız düşündüğümüzden fazla gecikebilir" uyarısında bulunuyor: "2002 yılında Almanya'da ve Fransa'da genel seçimler var. AB'nin iki güçlü ülkesinde seçim varken genişleme ikinci plana düşer. Düzenlemelerimizi bir an önce yapmamız gerekiyor."
Keza, Dışişleri Bakanı İsmail Cem de, "top bizde" görüşünü savunuyor. "Diğer aday üyeler görüşmelere başladı. Düzenlemelerimizi ne kadar hızla tamamlarsak, üyelik görüşmelerine o kadar hızlı başlama şansımız olur."
Yani Ankara, Yılmaz'ın çabaları sonucu ne kadar zaman kazanırsa kazansın, bir an önce "Kophenag siyasi kriterleri", Türkçesiyle demokratikleşme yolunda somut adım atması gerekiyor.
Yılmaz'ın lideri olduğu ANAP ve Başbakan Bülent Ecevit liderliğindeki DSP'de bu açıdan pek sorun görünmüyor.
MHP lideri Devlet Bahçeli ise, Meclis Başkanlığı seçimleri, yaklaşan MHP Büyük Kurultayı ve "AB üyeliğini geciktiren parti" olarak suçlanma olasılığına karşı, dengeli ve temkinli bir politikayı tercih ediyor.
Ancak MHP bu noktada zamana karşı yarışıyor.
Çünkü 8 Kasım'da Ankara'ya iletilecek Ortaklık Belgesi ardından, en geç yıl sonuna dek Türkiye'nin "neleri ne zamana kadar yapabileceğini sıralayacağı" Ulusal Programı'nı AB Komisyonu'na teslim etmesi gerekiyor.
Bu programı teslim edene dek geçecek sürede, yani Ekim-Aralık döneminde hükümet ortakları ve Meclis'teki partiler arasında demokratikleşme maddeleri varılacak uzlaşmanın önemi böylelikle daha da ortaya çıkıyor.
Yılmaz'ın bugün başlayacak temaslarıyla yeni bir aşamaya giren AB üyeliği çabalarının, hükümet partileri arasındaki uyum ve Meclis'in verimli çalışmasıyla desteklenmesi gereği anlaşılıyor.
MURAT YETKİN