kapat

06.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
Mumcu tartışmayı planlamıştı
Toplantıya gelen her bakana söz vereceğiz diye bir şey yok.. Belli ki hazırlanmış ve bir yerlere bir şeyler söylemek istiyor.

İstanbul Üniversitesi'nde yeni öğretim yılının açılışında Rektör Prof. Kemal Alemdaroğlu'yla Turizm Bakanı Erkan Mumcu arasında başlayan "Düşünce Özgürlüğü" tartışmasının yankıları hâlâ sürüyor. Kemal Alemdaroğlu ile, tartışmanın nedenleri, üniversitelerde düşünce özgürlüğü, TSK ve diğer kurumların irtica konusundaki görevleri üzerine konuştuk.

* Turizm Bakanı Erkan Mumcu "Üniversitelerde düşünce özgürlüğüne baskı var" anlamına gelecek sözler söyledi. Bu sizce ne derece gerçeği yansıtıyor, böyle bir baskı var mı?

- Üniversitelerde kesinlikle düşünce özgürlüğüne baskı yoktur. Bir bakanımızın böyle bir sözü söylemesi onun üniversiteleri tanımaması veya tanımak istememesi anlamına gelir. Düşünce özgürlüğü, kişilerin açık oturum, sempozyum, konferans, kongre gibi bilimsel ortamlarda düşüncelerini söylemeleri veya yayın organlarında yazmaları anlamına gelir. Düşünce özgürlüğü dershanelerde, kürsülerde öğretim üyesinin, düşündüklerini sınırsız bir anlamda, Burada çok önemli bir fark var; Bir açık oturumda oturup sizlerle düşünce özgürlüğünü tartışırız, bunlar konuşulur. Ama dershanede, kürsüden hoca öğrencilerine o ülkenin Anayasası ve yasaları içersinde sınırlı konuşabilir.

* Şu anda Türkiye irticayla daha etkili bir mücadele içine girmiş durumda. Üniversitelerde, irtica tehlikesi sizce halâ ürkütücü boyutlarda mı?

- Şu anda irtica, köktendincilik gerçekten ülkemizde önemli bir tehlikedir ve bu tehlike özellikle kamu kurumlarında kendisini göstermektedir. Aynı derecede bir başka tehlike, şu anda sessiz gibi görünüyorsa da bölücülüktür. İşte biz üniversiteler olarak, gerek köktendinci, gerek bölücü kesimlerin bu düşüncelerini açıklamak ve onlarla ilgili etkili girişimlerde bulunmak zorundayız. Çünkü biz bir bilim kurumu olarak, yetiştirdiğimiz gençlerle bu ülkenin geleceğine sahip olan kişileriz. Onları gerici veya bölücülerin etkisinde yetiştirmek söz konusu olamaz.

* Bunların sık sık altını çiziyor olmanız bazı çevrelerde özellikle size karşı tepki yaratıyor. Acaba Bakan da bunu bildiği için mi o sözleri sarfetti?

- Benim 1996'dan beri köktendinci kesimle, türbanla başlayan eylemlerimden ötürü, kararlı, tutarlı, çağdaş tutumum onları belli ki rahatsız ediyor. Burada Sayın Bakan'ın tavrı çok ortada. Sayın Bakan benim Akdeniz Ülkeleri Bağırsak Cerrahisi Kongresi'nde yönetici olarak, oturum yönetmek üzere yurtdışına gittiğim sırada, Rektör Yardımcımızı iki defa arayarak üç-beş dakikalık bir konuşma istemiş. Belli ki bir takım düşünceler içerisinde..

* Siz davet etmediniz yani, kendisi mi istedi?

- Efendim, biz rutin olarak bütün bakanları yazılı ve sözlü davet ediyoruz. Kendisi ısrarla katılmak istediğini söylemiş ve söz verilmesini istemiş. Yoksa biz toplantıya gelen her bakana söz vereceğiz diye bir şey yok.. Belli ki hazırlanmış ve bir yerlere bir şeyler söylemek istiyor.

Ben onları bilemem, yalnız yapılan hareket çok yanlış; Rektörün konuşması ilk derstir. İlk dersten sonra bakanlar konuştuğu zaman bakanlığıyla ilgili veya uluslararası düzeyde çok önemli bir iki konuya değinirler. Geleneği budur.

* Sayın Mumcu neden bu şekilde itiraz etti, bir fikriniz var mı?

- Ben konuşmamda düşünce özgürlüğüne sınır konmalıdır demedim. Size konuşmanın tam metnini verdiğimde göreceksiniz zaten, cümle çok açık olarak burada;

"Demokrasi toplumda farklı görüşlerin özgür ortamlarda tartışılmasıyla gerçekleşebilir. Ancak bütün dünyada hiçbir demokratik rejim varlığını tehdit eden, ortadan kaldırmak isteyen düşünce ve eylemlere özgürlük tanımaz." Bunun tartışması yıllardan beri yapılıyor zaten. Bilinmeyen birşey mi söylenmiş ki Sayın Bakan bu kadar itiraz etti, itiraz ettiği bölümde söylediklerim bilinen şeyler ve Anayasa'nın bazı maddeleriydi.

Ayrıca biz Sayın Bakan'ı Hükümet temsilcisi olarak çağırdık, bakan olduğu için davet edildi "Erkan Mumcu" olarak değil. Sayın Bakan hükümet temsilcisi olarak geliyorsa hükümet görüşüne uygun konuşmak zorunda. ANAP'ın temsilcisi olarak geliyorsa o zamanda ANAP'ın düşüncelerini yansıtmak durumunda. Sayın Bakan orada kişisel düşüncelerini söyleyemez. Ben, Kemal Alemdaroğlu'nun düşüncelerini söylemedim, rektör olarak üniversitemizin görüşünü dile getirdim.

Üniversite irticaya seyirci kalamaz
Parlamentoda onlar var, türban istiyorlarsa yasayı çıkarsınlar. Bunu yapmayıp öğrenciyle yöneticiyi karşı karşıya getirmek hangi anlayışa sığar

* Konuşmanızın tam metnini alabilirmiyim?

- Buyurun.. Konuşmam üniversitemizin tarihi görevlerine uygun bir konuşmadır. İstanbul Üniversitesi tarihinde bütün rektörler böylesi açılış dersleri verir. Ayrıca İ.Ü. tarihinde bütün rektörler ulusun birliği ve bütünlüğü için her zaman çaba sarfetmişlerdir. Bağımsızlık için çaba sarfedenlerden biri, o zaman Hukuk Fakültesi dekanı olan Prof. Ahmet Selahattin'dir. 1918 yılında, Mondros'tan sonra ilk 'Bağımsızlık diyen kişidir. İstanbul Üniversitesi Profesörü Seyyit Bey Adalet Bakanı olarak görev yaptığı 3 Mart 1924'te Hilâfetin kaldırılmasında Meclis'teki direnişi bertaraf eden kişidir, Cemil Bilsel'ler, Sıddık Sami Onar'lar ve daha gençleri, hepinizin malumudur. Ben bu tarihi görevi üstleniyorum.

Size bir yazı vereceğim; bu yazı 1923-25 yılları arasında, Cumhuriyetin kurulduğu sırada İstanbul Üniversitesi daha Darülfünun ismini taşırken rektör olan İsmail Hakkı Baltacıoğlu hocamızın 1951 yılında, ortaokullarda DP'nin teklifiyle "Din dersleri konulsun, konulmasın" tartışması sırasında bir dergide yazdığı yazıdır;

"Softa, laiklere dinsiz diyor Kemalistlere komünist Softa başkaldırmış, ortalığa saldırıyor.Türk İnkilabına saldırıyor, Kemalistlere saldırıyor, Softa Mustafa Kemal'e saldırıyor"

Biz böylesi bir gelenek ve görev anlayışıyla İ.Ü. rektörlüğüne geldik ve o anlayışla görevi sürdürüyoruz. Gördüğünüz gibi o yıllardaki sıkıntıların benzerleri de hâlâ yaşanmakta

* Üniversitelerin açıldığı gün bir grup öğrencinin türban eylemi yaptığı görüldü. Şu anda üniversitede durum nedir?

- Bizim üniversitemizde böyle bir sorun yok. Bizde yok, Türkiye'de de olduğunu sanmıyorum. Artık bütün üniversitelerde türban konusu basit bir giyim konusu değildir. Bu bir ideolojik simgedir.

Yani ümmet bilincini aşılamaya yönelik bir harekettir. Biz ise ulus devletiz.. Atatürk'ün bize emaneti Türk ulusunun korunması ve sonsuza dek yaşatılmasıdır.

* "Dinimizin gereğini yapıyoruz. Biz üniversiteye gitmeyecek miyiz" diyorla ama?

- Bu tartışmaya girmek istemiyorum. Onu Türkiye'de dini en iyi bilen 3-5 kişiden biri olan Muğla Üniversitesi Rektör Tığlalı "Bir metrelik bez parçası dine bağlılığın göstergesi olamaz, bu İslâm dinine saygısızlıktır" diyerek açıkladı. Ben bu konuda Anayasa ve yasaları konuşabilirim. Ayrıca, parlamentoda onlar var, türban mı başörtüsü mü koymak istiyorlar otursunlar yasayı çıkarsınlar, koysunlar. Bunu yapamayıp ondan sonra yöneticilerle öğrencileri karşı karşıya getirmek hangi anlayışa sığar. Parlamentodan çıkan bir kararı biz uygulamazsak o zaman bize hesap sorabilirler.

RUHAT MENGİ


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır