NOSTALJİ hepimizde çok yaygın, laf aramızda biraz da "moda" bir his. Hepimiz, yaşımıza başımıza göre, kendi geçmişimizde kalan İstanbul'u özlüyoruz; kimimiz 40-50, kimimiz 5-10 yıl önceki İstanbul için derin derin iç geçiriyor, "Nerde o günler!" diye hayıflanıyoruz. Bize göre Fransızlar'ın "Belle Epoque", yani "Güzel Çağ" dediği "eğlence ve aşk dolu düşsel 1930'lar"ın yerine geçen "eski İstanbul günleri"ni, bazı "çok eski İstanbullular" ise, beğenmiyor. Sadece Nevizade'nin değil, İstanbul gece hayatının duayeni, 65 yıllık meyhaneci Yorgo Okumuş, bizim "nostaljik" bulduğumuz dönemleri şöyle topa tutuyor:
"ESKİ İstanbul'u beğenmem.Çünkü millet yemesini içmesini bilmezdi. Sadece zenginler gelirdi. Aileleriyle gelen yoktu. Aznavur Pasajı'na yılda 1-2 kadın ya gelir ya gelmezdi. Şimdi millet açıldı. Yalnız gelen bayan müşterilerimiz var. O kadar güzel oluyor ki; erkekler oturup kalkmasını öğreniyor.
İSTANBUL'un şimdiki değişimi çok güzel. 65 senedir buradayım, hayat bambaşkaydı. Fukaralık vardı. Biz bazı şeylerin kıymetini bilmiyoruz. Bir pantolon giyerdik, hangi kumaş olduğu belli olmazdı yamalardan. Fakirlik.. Yok canım, eski İstanbul filan! Şimdi ne olmuş ki güzelim İstanbul'a? Biz insanlar bazı güzellikleri görmezden geliyoruz."
ÇOĞUMUZUN yozlaştığını düşündüğümüz profil, İstanbul'un asırlık çınarlarından Yorgo Usta'ya göre ışıltılı bir gelişme gösteriyor. Yorgo Usta'nın, sağlam gözlemlere dayalı ve çok sevimli iyimserliğinden etkilenmemek... Ve umutlanmamak mümkün değil.