kapat

06.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
Benim yüzümden öldüler
Ayhan Seyisoğlu, Gölcük Donanma Komutanlığı'ndan emekli bir elektrik teknisyeni. Eşini ve iki oğlunu depremde kaybetmiş. Sarsıntıda İstanbul'da olduğu için sağ kalmış

Onları çürük olduğunu bildiği bir kooperatif evinde oturttuğu için kendini suçluyor. Depremden sonra bir sevgilisi olmuş ama o da terketmiş Seyisoğlu'nu. Şimdi teselliyi alkolde arıyor

Karşılaştığımızda elinde cep telefonu vardı. Bir şeyler yazmaya çalışıyordu. "Ne yapıyorsun öyle?" diye sordum, "Sevgilime mesaj geçiyorum" dedi. Şaşırdım. "Ne sevgilisi" diyecek oldum.

Depremden sonra tanışmışlar. Yaşı 30'un hafifçe üstündeymiş. "Üzgünüm, bir deprem vurdu, eşimi çocuklarımı kaybettim, onun acısı yetmiyormuş gibi üstüne üstlük bir de sevgilim terk etti çok üzgünüm, mutsuzum" dedi.

Gözleri dolmuştu. Belli ki yüreğinde fırıtınalar kopuyordu. 51 yaşındaki Ayhan Seyisoğlu'nun...

Seyisoğlu, Gölcük Donanma Komutanlığı'ndan emekli bir elektrik teknisyeni... Balıkesir'de doğmuş, ama o bir Kasımpaşalı. "Orada büyüdüm, doğum yerim olarak da burayı biliyorum" diyor. Yıldız Teknik Üniversitesi mezunu.

Deprem gecesi İstanbul'da olduğu için, "Hayatta kalabildim" diyor. Ama ya eşi ve çocukları? Eşini ve 17 yaşındaki oğlu Ali ile 19 yaşındaki Işıklar Askeri Lisesi'nde okuyan büyük oğlu Altuğ'u o gece depremde kaybetmiş. "Onlar benim ihmalimin kurbanı oldular" diyor.

"Neden" diye sorduğumda, geçmişte verdiği mücadeleyi anlatıyor:
"1993'te Özşen Yapı Kooperatifi'ne girdik. Musa Şenol'un yöneticisi olduğu kooperatif, binanın inşaat işlerini Zeki Göktürk'e ait Göktürk İnşaat Şirketi'ne verdi. İnşaatın temel çalışmaları sırasında mevcut standartlara göre yapılmadığını görüp onları mahkemeye verdim. Mahkeme de bizi haklı buldu. Yalnız üç yıl sonra inşaat yeniden başlatıldı. İnşaatın yapımı bu kez de kooperatif yöneticisi Musa Şenol tarafından kardeşi Gölcük Belediyesi'nde FP'den Belediye Meclisi Üyesi olan Mustafa Taşkan'ın kardeşi müteahhit İbrahim Taşkan'a verildi. FP Gölcük İlçe Başkanı olan İbrahim Taşkan, ağabeyinin Meclis Üyesi olmasından yararlanarak, aynı temel üzerine 5 katlı binayı belediyeden aldığı ruhsat ile 6 kat olarak inşa etti. Her şey kılıfına uyduruldu. Biz de inşaat bitince, mecburen evimize yerleştik." Bina çökmüş ve Seyisoğlu ailesi ile birlikte, 12 ailenin yaşadığı apartman 28 kişiye mezar olmuştu. Ayhan Seyisoğlu, "Benim yüzümden öldüler" derken, bunları, göz göre göre yaşanan bir ihmali kastediyormuş.

30 saat yürüdü
Çadırının önünde söyleşirken, Seyisoğlu bir yandan ağlıyor bir yandan anlatıyor:

Eşim Aysun ile yarı görücü usulü, yarı da flört yaparak 1980'de evlendik. Gölcük Tersanesi'nde çalışıyordum. İyi bir evliliğimiz oldu. Bu sayede hem ev, hem de araba sahibi oldum. Kendisi bana anne ve babamdan sonra gelirdi."

Depremi sorduğumda, derinlere dalıyor: "İstanbul'a iş aramaya gitmiştim. Gece deprem olduğunda normal bir şey zannettim. Sabah televizyonu açtığımda, işin vahim olduğunu gördüm. Hemen arabalı vapurla Yalova'ya geçtim. Yalova'dan Gölcük'e yürüyerek, 30 saat süren bir yolculuğun ardından ulaşabildim. Yolda yardım ede ede ilerliyorduk. İkinci günün gecesi Gölcük'e geldiğimde, evimin halini gördüm. Yerlebir olmuştu. Şok oldum. Uğraştım bir şeyler yapmak için, belki kurtulan vardır diye, ama elimden bir şey gelmedi. Sabah olunca balyozlarla cesetlere ulaştık. Hiçbiri yaşamıyordu."

Kopamıyorum
"Akşamları tek başıma kalınca alkol bana yarenlik ediyor. Kimi zaman da içkiyi fazla kaçırıyorum. Buralarda, bu topraklarda bana ait bir şeyler var kopamıyorum. Başka gidenler oldu, ama onlar da yeniden buralara bir bir dönüyorlar. Onlar da kopamıyorlar. Sanki ailemle burada bir aradayız gibi. Onlarla geceleri konuşuyorum. Depremden sonra bir sevgilim oldu. Ama beni terketti. Onu çok seviyorum, geri dönsün, evlenmek istiyorum. İş bulursam gidip İstanbul'daki benim eve yerleşiriz. Ama biliyorum dönmeyecek, gelmez artık!"

Diğer konuştuğumuz depremzedelerin aksine o parmağındaki yüzüğü çıkarmıştı. Hayatında yeni bir sayfa açmak istiyordu.

Koluma yanmam kızıma yanarım...
Yer: Gölcük, geçici Tayland konutları... Kızını, kocasını ve sağ kolunu 17 Ağustos'ta yitiren Huriye Softaoğlu anlatıyor: "Oğlum Kırklareli Cezaevi'nde yatıyor. 3 sene sonra çıkacak. Durumu çok kötü. Babasının ve kızkardeşinin öldüğünü öğrenip, benim de böyle olduğumu duyunca, kendini ölüme terk etti. İki böbreği çürüdü, diyalize giriyor. Doktorlar haber göndermiş, 'kendini oğlunun ölümüne hazırlasın' diyorlar. Kurtuluşu yokmuş. Ayhanım daha 30'undaydı."

Kızları tekvandocuymuş. 18'inde taze bir fidanmış. Annesinin evlendiği yaştaymış.
Huriye hanım eşiyle bir dostlarının aracılığı ile tanışmış. Görücü usulü evlenip, gurbet ellere gitmişler: "Kastamonuluyuz. 18 yaşında evlendim. Almanya'da 17 sene yaşadık. 1983 sonunda Gölcük'e gelip yerleştik. Eşim bir kahvehane açtı. Buraya yerleştiğimizde kızım daha 1 buçuk yaşındaydı. Almanya'dan kesin dönüş yaparken tazminatları sıfırlayıp döndük. Şimdi çalışmak istiyorum ama ne iş yapabilirim ki. Belki telefonlara falan bakarım. Utanıyorum, muhtaç olmak çok zor evladım. Allah kimseyi kimseye muhtaç etmesin. 6 sene Bağ-Kur ödedik, şimdi 45 milyonla geçinmeye çalışıyorum. İlerisini hiç düşünemiyorum, hiç yok ki ilerisi benim için artık. Eşim nur içinde yatsın hep çalıştı. Bizi kimseye muhtaç etmedi. Ama şimdi muhtaç bir haldeyim. Hiçbir eşyamız da kalmadı depremde. Kaymakama çıktım, eşya ricasında bulundum, bana 'Hanımefendi benim de buzdolabım çamaşır makinam yok' dedi. Başından savıp gönderdi. 1 buçuk milyar ölüm parası verdiler onunla aldım şu dolabı. Zaten dükkanımızdaki eşyalarımızı da yağmalamışlar. Biz yokluğu da varlığı da gördük evladım. Kimse bizi dilenci sanmasın ama bu deprem bizden çok şeyler götürdü. Allah kimseyi bu hallere düşürmesin evladım."

Sohbet uğruna gitti
Adı Hamdiye Yıldız... 35 yaşında. Eşi Hanifi (37) depremde ölmüş: "Onun yüzünü ne nişanda ne de evlenirken gördüm, evlenir evlenmez Gölcük'e yerleştik. 18 yıldır Gölcük'te yaşıyorum." Ve o gece: "O gece kendimizi zar zor dışarı atabildik. Eşimin işyerine gittim. Yıldız Oteli'nin orada Kral Restoran'da çalışıyordu. Beyimin işyeri yıkılmıştı. Biri hariç hepsi ölmüş. İş bittikten sonra, herkese 'İyi geceler' deyip eve doğru yola çıkmış. Onlar onu yoldan çevirip, gel muhabbet edelim demişler. Şakadan 'Gelmezsen seni döveriz' demişler. O da çok ısrar ettikleri için kıramamış ve geri dönmüş. Kısa bir süre sonra da deprem olmuş ve orada ölmüş."

Hamdiye Yıldız, dört çocuğu ile eşinin ölümünün ardından dul kaldı: Yıldırım 17, Savaş 16, Özlem 13, Barış 5 yaşında... Silik, cılız bir sesle konuşuyor. Yeniden evlenmeyi düşünüyor mu? Dudaklarından şu kelimeler dökülüyor: "Allah ömrüm boyunca yüzümü güldürmedi, bundan sonra mı güldürecek. Eloğlu belli olmaz. Allah razı olsun burada komşular yardımcı oluyor."

Erkekler daha çabuk evleniyor
Gölcük Belediye Başkanı İsmail Barış, "Yirmi erkeğin nikahını kıydık ama kadınlardan hiç evlenen olmadı" diyor. Aynı zamanda sosyal hizmetler uzmanı olan Barış'ın değerlendirmesi şöyle: "Bazı ailelerde anne hayatını kaybetti, çocuklar ve baba sağ. Bu babanın üzerine kuvvetli problemler getirdi. Bunlar ruhsal açıdan en tehlikeli olanları. Çünkü bu aile çeşitli yıpranmalara, çeşitli problemlere sebebiyet veriyor. Baba eğer çalışıyorsa çocukların bakımı problemi onu fevkalade sıkıntıya sokuyor. Bu da insan psikolojisinde çeşitli dertler açıyor. Bunlar birtakım insanlarda hedefsizlik, anomi gibi hastalıklara sebebiyet veriyor. Geleneksel aile yapısı içinde genç yaşta dul kalan kadının evlenmeme gibi durumları sözkonusu. Bu da onarılmaz yaralar açar."


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır