kapat

05.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
İLKER SARIER(isarier@sabah.com.tr )


Demirel ve mektup

Süleyman Demirel yeğeni Murat Demirel ile ilgili olarak yakın dostu Aliyev'e mektup yazdığını kabul ediyor ve kendini şöyle savunuyor:

"Ben birçok işadamı için mektup yazdım. Bu arada dürüst bir işadamı olarak tandığım Murat için de yazmışsam ne olmuş?"

Demirel'in, Çankaya'da oturan bir cumhurbaşkanı olarak Egebank ile ilgili kararname önüne geldiğinde, Murat'a haber uçurabileceğine, bu kadar dar görüşlü ve çıkarcı davranabileceğine ihtimal vermiyorum.

Demirel, "köstebek" iddialarına nasıl "çaldırmışlar" diye cevap veriyorsa, ben de Demirel'in, bunu yapacak kadar "çıldırmış olabileceğine" ihtimal vermiyorum.

Şimdi mektup meselesine dönelim. Düşene vurmadan önce düşünelim: Birincisi şu:

Demirel'in, bir devlet başkanı olarak ülkesinin işadamları için "lobi faaliyetleri" yürütmesi yanlış değildir. Dünya, sadece diplomasi ve siyaset dünyası değil, bunlarla içiçe geçmiş ticaret dünyasıdır ve Batı'nın en demokratik liderleri bile bu gibi faaliyetleri yürütmektedir.

Clinton, Avrasya Boru hattını, Amerikan ihalelerini; Fransa ve Almanya büyük ihaleleri bizzat izlemiyor mu? Bütün ülkeler bunu yapıyor. Bunda bir yanlışlık yok.

Fakat başka noktada büyük bir yanlış var. Süleyman Demirel, hısımlık, akrabalık ilişkisi bulunmadığı birçok işadamı için mektup yazabilir, dostluğunu, gücünü ve nüfuzunu kullanabilir... Fakat hısımlık ilişkisi içinde olduğu yeğeni için mektup yazamaz.

Yazarsa işte böyle olur.

Çünkü, güçlü insanların yakınları, bilhassa o güçlü insanlarla hısım ve akraba oldukları için başka insanlara göre handikaplıdır.

Yani bu sebeple daha dikkatli olunması gerektiği için böyledir.

Somutlaştırayım:

Aliyev'e yazılan mektubun 100 milyon dolarlık bir "zenginleşme" sağladığı farzedelim.

Başka bir işadamı zenginleşmişse, Demirel'in bunda bir çıkarı yoktur, Yarar Türk iş dünyasına ve Türk ekonomosine sağlanmıştır.

Ama Murat Demirel zenginleşmişse, kardeşi zenginleşmişse, amcaoğlu zenginleşmişse durum farklıdır, çünkü Cumhurbaşkanı Demirel'in bir yakını onun nüfuzundan yararlanmış olur, Demirel Ailesi nemalanmış olur. Demirel'in cebine her iki halde de 5 kuruş girmediği halde bile durum farklıdır.

Aradaki ciddi farkı Demirel'in gözden kaçırabileceğine ihtimal vermiyorum. Ben Demirel'in yerinde olsaydım, Murat kapımı çaldığında, "Herkese var ama sana yok, yarın başımız ağrır" diye geri gönderirdim.

Mektup yazmak yanlış değil ama Murat için yazmak yanlıştır.

Hocaların sesi
Önceki gün İstanbul Üniversitesi'nin açılışında rektör Alemdaroğlu ile Bakan Mumcu, gırtlak gırtlağa geldiler.

Üniversitede özgürlük konusunda anlaşamadıkları için...

Ama kavgaya gerek yok...

İkisi de mektep medrese görmüş insan...

Soyutu bırakıp, somuta baksalar, kavgaya gerek kalmazdı.

Üniversitelerde özgürlük nedir, nasıl kullanılır, öğrenciler ile öğretim üyelerinin diyaloğu, araştırma, meslek edinme falan filan bunlar hepsi ikinci meseleler...

Siz lütfen önce öğretim üyelerinin yaşam ve çalışma koşullarına bakar mısınız?

Bir profesör 600 milyon liraya, yani 1000 dolara talim ederken... Bir doçent, 1000 mark paraya debelenirken... Bir asistan da, bostan halinde karpuzculuk yapsa daha fazla kazanabileceği şartlarda sürünürken...

Üniversitelerde insanların mutlu olmaları...

Özgürlük alanlarını genişletmek için ellerinden geleni yapmaları... Öğrencilerin ve öğretim üyelerinin yüzünün gülmesi mümkün mü?

Tabii değil!

Öğretim üyeleri "açız aç!" diye feryad ediyorlar... Rektörler ve bakanlar bu konuya eğilseler, en azından kavga etmeye zamanları olmazdı.

Beyoğlu
Ruhat Mengi sütununda...

Beyoğlu'nu yaşatmak ve güzelleştirmek için ne yapılmalı diye soruyor sonra da cevap veriyor: "İstanbul'un incisinde güzel ve çirkin yanyana... Oysa Beyoğlu'nun yapısını, sokak dokusunu ayakta tutamazsanız sadece adı kalır."

Doğrudur ama bir eksik var:

Beyoğlu'nun eski Beyoğlu olabilmesi için en fazla ve belki de birinci şart olarak "eski insanlara" ihtiyaç var... Hani o tükenip giden insanlara... Şık giyinen, birbirine saygılı, kibar, birikimli ve duygulu insanlara...

O insanlar yoksa, sokakları istediğimiz kadar eskiye benzetelim, nafile...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır