BATILI ülkelerde cep sinemaları genellikle iki tür film oynatır. Ya erotik filmler, ya da sinema sanatının ölümsüz klasikleri. Öyle cep sinemaları vardır ki, 10-15 yıldır sadece "Rüzgar Gibi Geçti"yi, "Vadim o Kadar Yeşildi ki"yi, yahut "Yurttaş Kane"i oynatırlar. Batıdaki cep sinemalarının mutlak kuralı "sessizlik"tir. Erotik film meraklıları olsun, ölümsüz başyapıtların bıkmaz usanmaz hayranları olsun, film seyrederken gürültü-patırtı ve şamata istemezler.
İSTANBUL'da da son zamanlarda cep sinemaları yaygınlaştı. Ama bizdeki cep sinemalarında vizyona yeni girmiş, cafcaflı görüntü ve ses efektlerine yaslanan süper-prodüksiyonlar da gösterime alınıyor. Tabii, tatsız bir durum ortaya çıkıyor. Bir de, bizim cep sinemalarında "sessizlik" kuralına uyulmuyor.
GEÇENLERDE Kadıköy Reks Sineması'nın cep salonunda, çağdaş sinemanın ilginç ve özgün yönetmenlerinden Roman Polanski'nin son yapıtı Dokuzuncu Kapı'yı izledim. Metafiziğe uzanan gizemli ve gerilimli öyküsü olan bir filmdi. Küçücük salonu kızlı erkekli ortaokul-lise öğrencileri doldurmuştu. Film boyunca kendi aralarında o kadar çok konuştular, gülüştüler, gerilimin yükseldiği bölümlerde "şaka" namına öyle acayip sesler çıkardılar ki, işin tadı tuzu kaçtı.
İŞLETMECİLER cep sinemalarında "geniş perde, özel ses düzeni ve büyük salon" isteyen vizyon filmlerini oynatmakla yanlış yapıyor; bir kısım izleyici ise cep sinemasını lunapark yerine koyarak hem hata, hem de ayıp ediyor.