kapat

05.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
Sibelim'i niye aldın Allahım
Erkeklerin kaybettikleri eşlerini çabuk unuttukları söylenir. Karısını depreme kurban veren Mustafa Keskin ise hâlâ gözyaşı döküyor

İKİ gözü iki çeşme ağlıyor. Ölen eşinin acısı yüreğinin derinliklerine gömülü kalmış. Bir türlü çıkartıp atamamış. "Mezarına dahi gidemiyorum, bana darılır diye düşünüyorum. Çünkü ben ziyaret sonrası onu orada yalnız bırakacağım" diyor.

Bu sözler depremde eşini kaybeden Mustafa Keskin'e ait.

Love Story yeniden çekilseydi, inanıyorum, bu defa onların öyküsünü filme alırlardı.

Onlarınki tam anlamıyla başı ve ortası mutlu, sonu hüzünlü biten, belki bitmeyen bir aşk hikayesi.

Mustafa Keskin ile söyleşirken bizler de gözyaşlarımızı tutamıyoruz. Böyle bir aşk, böyle bir sevgi ve böylesine büyük bir acı.

Ne diyeceğimizi bilemiyoruz.

Mustafa 1968 doğumlu, 32 yaşında. Doğma büyüme Gölcük'lü.

"Askerlik hariç yaşamım hep burada geçti," diyor.

O EVİMİN DİREĞİYDİ
Ve başlıyor evlilik hikayesini anlatmaya, bir taraftan da parmağındaki evlilik yüzüğünü okşamaya: "Evin direği baba derler, yalan ben yaşadım anneymiş. O kapı senin bu kapı benim öyle yaşam devam ediyor. Bir atleti bile değiştiremedikten sonra."

Belki de onsuz değiştirmek istemiyor. Sesi titriyor:

"Eşim ile aynı mahalledendik, yedi sekiz yıl çıktık. 14-15 yaşlarındaydık o zamanlar. Ben bir yaş büyüktüm Sibel'den. Ailesi de çok iyi insanlardı. Biz işi resmiyete dökmeye karar verince gidip dayandık kapılarına, istedik Sibel'i. Onlar da, hele aradan bir askerlik çıksın, dediler. Hiç unutamıyorum kayınpederim, 'Kızım beklerse oğlunuz damadımızdır, beklemezse yine de oğlumdur. Aynı şekilde oğlunuz beklerse kızım gelininiz, beklemezse kızınızdır' dedi. Her ihtimali düşünmüşlerdi. Güzel bir sözdü bu. İş tam anlamıyla resmiyete dökülmemişti ama biz artık sözlü gibiydik.. Askerden geldim. Söz, nişan, düğün derken, 27 Ekim 1991'de evlendik."

ÇOK İYİ ANLAŞIRDIK
Evlendikten sonra bir süre çocukları olmamış Keskin Ailesi'nin.

Beklenen müjdeli haber 1997'de gelmiş. "Eşimin hamile olduğunu öğrenince dünyalar bizim oldu. Çok sevindik. Arka arkaya iki çocuğumuz oldu. Bir kız, bir oğlan. Masallardaki gibi mutlu bir aileydik. Kızın adı; Demet, erkek olanı ise Mehmet! Çok mutluyduk."

Evlendikten sonra iki yıl kadar bir muhasebe bürosunda çalışmış. Sonra o defteri kapatmış Mustafa Keskin. Kendi dükkanını açmış. Börek işi yapmış. Öğleden sonraları müşteri olmuyor diye trafik takip işine başlamış.

"Dokuz senelik evliyim. İnanın bana eşimle on sefer tartışmam yoktur. Uzun süre çıkmışlığın verdiği bir şey belki. İki ayrı insan. Nasıl bu kadar iyi anlaştık ben de bilmiyorum. Birbirine karşı hiç kırıcı bir şeyin olmaz mı? Olmadı işte. Yaşıtım, arkadaşım şimdi Antalya Vali Yardımcısı oldu; 'Mustafa, ben de evlilik yaşadım ama size gıpta ediyorum. Eşinle ne güzel anlaşıyorsun' derdi. Evimiz de tam Beykapı'nın karşısındaydı.

KOMPLE GİTTİLER
Çalıştık, tüm borçlarımızı ödedik. 1994'ten bu yana esnafım. İşlerimi düzene koydum. Dükkan aşağıda, ev yukarıda; geç de olsa iki çocuğumuz dünyaya gelmiş. İnsan daha ne ister ki!'' Bir an soluklanıp, devam ediyor:

"Öncesinde esnaftık. Depremden sonra arkamızda kimsenin olmadığını o zaman öğrendim. Devletin verdiği para 500 milyon lira. Dükkanım yıkıldı diye verdiler. Benim sadece içerideki fotokopi cihazımın değeri o zaman 1 milyar liraydı. Şimdi bir pasajın içinde, yeniden işimi yapmaya çalışıyorum. Dükkan gitti. Hanım gitti. Zor da olsa maddi kaybın yerine yenisini koyabilirsin, ya Sibel?"

Zor da olsa soruyorum, 'Yeniden evlenmeyi düşünüyor musun' diye. Şimdilik bir evlilik düşünmediğini söylüyor: "Çocuklarımı nasıl toparlarım onu bilmiyorum. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı. Başkasına güvenemiyorum. Onlar çocuklarımı karım kadar iyi yetiştirebilirler mi?

Tüm ailemiz akrabalarımız gitti. Binadan bir tek abim, hanımı ve çocuğu sağlam çıktı. Gizem, o da zaten Star'da fragman oldu. Halamlar da komple gittiler. Her kapıdan birkaç kişi verdik.

Oğlumun bacağı ezilmişti. Çok büyük bir sinir ezilmesi vardı. Kartal'da tedavi gördü. Kayınvalidem ona baktı. Eşimi çok seven bir halası vardı, kızım şimdi onun yanında. Gözümüz arkada kalmadı. Oğlanı da kreşe verdim.

Ama, Sibelsiz bu yükün altından nasıl kalkacağımı ben de bilmiyorum, siz biliyor musunuz," diye bana soruyor. Kelimelerin yetersiz kaldığı o anı yaşıyorum.

İNSAN DÜŞÜNÜNCE KAFAYI OYNATIYOR
Deprem olduğunda eşi yanında değildi. Dükkanda çalışıyordu. Eşi Ali yatak odasındaydı. Oğlu ve kızı kanapede yatıyordu. Depremden kızıyla birlikte 13 saat sonra kurtulabildi. Oğlunun cesedini 5 gün sonra çıkardılar enkazın altından. Çadırda 5 ay yaşadı. Gün geldi 5 milyona muhtaç kaldı. Şimdi 6 yaşındaki kızı Tuğba ile hayatın zorluklarına göğüs germeye çalışıyor.

KADERİ DEĞİŞMEDİ
Gülsüm Zenger, Giresun doğumlu. Babasını 15 yıl önce Gölcük'te bir trafik kazasında kaybetmiş. Çilesi tükenmeyenlerden. Yeni bir hayat kurmak için erken yaşta evlenmiş ama bir türlü kaderini değiştirememiş: "Bizler garibandık. Yokluktan geliyoruz. 12 yaşında çalışmaya başladım. Babamı çocukken kaybettim. Belki de o yüzden erken evlendim. Mutlu bir evliliğimiz oldu. Kocam çok iyi bir insandı. 14 sene içinde hiç tartışmamız olmadı. Çok iyi anlaştık, ama demek ki ömrü bu kadarmış; bitti."

"Ailem var. Annem de hayatta ama biz 9 kardeşiz. Gariban insanlar. Hepsi de evlerini kaybetti. Bir tek içlerinde abim düzenli çalışıyor. Eşimin ailesi Kastamonu'da. Eşim hayattayken biz onlara yardım ediyorduk. 45 milyon eşimden bağlanan Bağ-Kur maaşım var, onunla geçinmeye çalışıyorum. Buradan da atılırsak ne olur bizim halimiz? İnsan düşününce kafayı oynatıyor."

Pek büyük hayali yok. Hatta hiç yok denilebilir. Kızını büyütmek ve eski işini devam ettirmekten başka.

Daha otuzunda Gülsüm Zenger; "Evlenmeyi düşünmüyorum" diyor. "Bu devirde kime güveneceksin? Üveybaba eline çocuk bırakamam ki. Eskiden yufka, kadayıf, baklavacılık işi yapardım. Tezgah kurabilsem onu da yapabilirim ama şimdilik buna gücüm yok. Beni Allah'a olan inancım ayakta tutuyor. Ama kimi kez de isyan etmiyor değilim, ama ne yapayım kaderim böyleymiş diyorum."

YARIN
Kocasını, kızını ve sağ kolunu kaybeden Huriye nasıl yaşıyor?

Neden Gölcüklü Hanifi Yıldız için "sohbet uğruna öldü" deniliyor?

Nurşen Cinemre'nin eşi Hüseyin neden şehit olacağını söylemişti?


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır