


Eğlence yaşamının vazgeçilmezi ve "Sinema senin neyine kızım"
*Susabilmek, dostum, çok güç bir iştir.
Aynen böyle söyledim arka masada durmadan konuşan genç görgüsüze..
O sırada Haldun, "Smoke gets in your eyes/Gözlerini duman sarmış" şarkısını söylüyordu.
Kulüp 12 gecelerine mutlaka 24.00'ten sonra katılırdım. Ve o saatten sonra Şevket Uğurluel'den "He'll have to go" şarkısını isterdim. Haldun Özdenizmen'den de "Gözlerini duman sarmış"ı...
Tıklım tıklım Kulüp 12.
Biri bağırdı: "-Gülsün Kamuuuuu...".
Kalın erkek sesine, ince bir kadın sesinden, bağıran adamın anasıyla başlayıp "mu" ile biten kafiyeli cevap geldi. Kaba erkek sesiyle, ince kadın sesinin düetini herkes duydu. Bir oktav aşağı, bir oktav yukarı..
Sabaha koşan saatlerde, Kulüp 12 halkı "bir hoş" olurdu. Kahrol drink!..
Gülsün Kamu, güzelliği yanında, dönemin belki de en zarif fizikli sinema yıldızıydı, eğlenceyi severdi azıcık(!)..
VAZGEÇİLMEZ KULÜP 12
1960'ların ilk yarısı, 64-65'lerde Kulüp 12 eğlence yaşamının vazgeçilmez lokaliydi.
Gülsün Kamu'dan Gönül Yazar'a kadar şöhretler Kulüp 12'ye gelirdi. Raca Zeki Müren de elbette.. O yıllarda Zeki Müren çok içiyordu. Boğazına da dikkat etmezdi. Kilo alıyor, veremiyor, efkarlanıyor, bu defa efkardan içiyordu... Çok defa kucakta giderdi evine.
Gülsün Kamu "zarif ve güzeldi" dedik. Küfürü savursa da.. Küfür, yakışan ağızda muhabbetin tuzu biberidir.
O dönemin şöhretli kızları, bugünkülerden daha güzeldi, daha önemlisi zarifti. Tijen Par, Tülin Elgin, Gönül Turgut ne fiyakalıydı.. Estetik ameliyatların ve hele silikonun olmadığı yıllarda.. Komşu kızı Esen Püsküllü, efsane Muhterem Nur, Sema Özcan.. Bir de güzeller güzeli Suna Pekuysal.
Laleli'nin ateş gibi kızı Suna... Semtimizin şöhreti Suna... Deniz Uyguner'in partisinde konuşuyoruz. Benden bir kaç yaş büyük. Dekolte kostümü güzel omuzlarını açıkta bırakmış. Yaz günleri, teni yanık. Saçlarını savuruyor "-Bir yatta davet varmış, oraya gidiyormuş..." Nasıl kıskanıyorum, "Ah bir yat sahibi olsaydım".
Kirk Douglas değilim ki... Suna gidiyor.
Tiyatromuzun abidesi Suna Pekuysal. Eşi Ergun Köknar abimizi kaybetti. Hepimiz, bir yeryüzü meleğini yitirdik... Şimdi gökyüzü meleği oldu Ergun abi...
Suna Pekuysal, seni çok seviyoruz, bütün Türkiye..
BİR GÜZEL KIZ DAHA VAR
Bu kadar güzel kızın arasında bir güzel daha vardı ki, o bambaşkaydı.
Adı: Gül Sarol idi.
Neydi bambaşkalığı? Güzellerin aptal olduğu görüşünü ters çeviren kültürü ve zekası yanında başka nesi vardı?
Gül Sarol çok önemli bir adamın kızıydı.
Babası Mükerrem Sarol, Demokrat Parti'nin kurucularındandı.
Ünlü politikacının kızı Gül Sarol, Ses dergisinin artist yarışması finalistlerindendi. O dergi, Ajda Pekkan'dan Hülya Koçyiğit'e ve taaa Tarık Akan'a kadar süper yıldızları yarışmalarıyla şöhrete ulaştırmıştı. Peki, Gül Sarol film yıldızı olabildi mi?
KALBİMİN ŞARKISI
"-Kalbimin şarkısı" nı söylüyordu o sıralar Doris Day..
Kalbinizin bütün şarkılarını söyleyeceğiniz kadar güzel kızdı Gül Sarol. İlk filmine başlarken vazgeçiverdi. Ailesi belki nasihat etmişti "-Sen Mükerrem Sarol'un kızısın yavrum, yakışmaz..."
***
Zıplayalım Doris Day'e...
New York züppeleri "taşra kızı" derler Doris Day için.. 1950'li ve 60'lı yılların büyük yıldızı Doris Day gibisi gelmedi. Güzelliği ve sesindeki eşsiz kişilik ile...
"Sev, ya da Bırak" filminde, Taşra kızı Doris değişmiş, Marilyn Monroe'ya taş çıkaracak cinsel çekiciliğini göstermişti.
***
Dönelim Gül Sarol'a..
Babası; Demokrat Parti döneminin ünlü bakanı Doktor Mükerrem Sarol olmasından dolayı Gül'ün artistliğe kalkışması şaşkınlık yaratmıştı.
Kimdi Mükerrem Sarol? Demokrat Parti dönemini ve devrin politikacılarını tanımamak eksikliktir.
Mükerrem Sarol, Trablusşam'da doğmuştu. Babası önemli bir subaydı. Mükkerrem iyi eğitildi, Almanya'da hekim olurken Hitler iktidardaydı. "Ein Volk, ein Partei, ein Führer/ Tek halk, tek parti, tek lider" yılları...
Dünya savaşa koşarken Mükerrem Sarol 1938'de Türkiye'ye döndü.
Aydın'da hekimlik yaparken Adnan Ertekin ile tanıştı. Adnan bey sonradan soyadını değiştirecek ve "Adnan Menderes" olacaktı.
Mükerrem Sarol, Adnan Menderes ve Ethem Menderes üçgendiler. Sonra Demokrat Parti'yi kurdular. Celal Bayar, Fuat Köprülü ve diğerleriyle birlikte.. İktidar oldular.
Mükerrem Sarol'un bir de gazetesi vardı: Türk Sesi.
Türk Sesi gazetesi benim için bir ilktir. 1955 yılında, daha çocukken o gazeteye roman resimleri yapardım. Sonraki yıllarda, Cağaloğlu'ndaki o binada, Kemal Ilıcak rahmetlinin Tercüman gazetesi büyüdü.
Mükerrem Sarol, çok kaliteli bir insandı. Ayrıca ona "Yakışıklı Mükerrem" derlerdi.
'NANKÖR DOSTLUKLAR'
Demokrat Parti iktidar olduktan 14 yıl sonra... Şevket Uğurluel Kulüp 12'de "Not Responsible" şarkısını söylerken, Aydın Erdener bateri çalıyor, Haldun Özdenizmen "buğulu" sesiyle şarkı söylüyordu. Bas çalan Vural Cantürk idi, ortaokul arkadaşım Keçi Vural, Allah rahmet eylesin.
Bir rahmetlik daha vardı; Hırant Lüsikyan. Ona; Vorıspak Hırant derlerdi. Yani, "Kıçımı ye Hırant" anlamında..
Piyanoda çocuk sayılacak yaşta bir yakışıklı İrfan Esentaş vardı. İrfan, şimdi dev matbaa makinaları satan bir şirketin önemli elemanı.
Demokrat Parti'nin sonuna bir yıl kala, kurucu Mükerrem Sarol nankörlükle tanıştı. Fikrini söylediği için partiden ihraç edilmişti. Vay canına şoka bakın!..Yıl 1959.
O sıra yedek subay olan oğlu Demir Baran Sarol, sebepsiz yere 20 gün hapse atıldı. Kabile tarzı intikamcılık. Babasına öfkelen, oğlundan çıkar... Demir Baran Sarol, Türkiye'de ilk video kulübü kuran kişi. ODVİ Video'yu hatırlarsınız.
Mükerrem Sarol, partisinin yanlışlarına karşı çıkmıştı. Sözü dinlenseydi, belki de 27 Mayıs darbesi ve idamlar olmazdı.
Gönüllü köleler Demokrat Parti'yi batırdı.
Bazı insanlar vardır, üstlerine kölelik derecesinde bağlıdır. Gönüllü kölelik zayıflara hastır ve bağlandıkları kişiyi yıkıma uğratır.
ÇİÇEK ÇOCUKLARI
1964'te çiçek çocuklarının "barış, sevgi" isteklerini Kaliforniya'dan Mamas and the Papas topluluğu, New York'tan Simon and Garfunkel ne tatlı duyururdu. Donovan, Bob Dylan şarkıları, dünya gençliğini 68 olaylarına kadar yürüten marşlardı. Türkiye'de gençler, protest müziği batı kadar hissetmiyordu. İtalyan ve Fransız aşk şarkıları radyodan gençlere pompalanırdı. Amerikan ve İrlandalı protestçiler gibi sosyal mesaj içermeyen, enayi romantik şarkılardı onlar... Bugünün Türk popu(?) denilen ucube müziğin sözlerinin benzerleri...
1964'te, Beatles ve Animals gibi modern ve kaliteli topluluklar yükseliyordu. Dönemin seslerinden Peppino Di Capri'nin şarkısı "Saint Tropez Twist" eskirken, yeni şeyler de vardı. James Bond, üstsüz güneşlenmek, tanga mayo ve yeni, yüksek ağız tadı (Nouvelle cuisine)¥
Yüksek sosyete, mutlaka yüksek uğraşlar bulurdu.
Öğrencilerine grand diplome veren yüksek ahçılık okulu Cordon Bleu , tam yeni ağız tadı çalışmaları yaparken binasından atılınca gurmeciler çok kızmıştı. Paris bunu yapmamalıydı. Olur muydu yani?
Cordon Bleu, başta Amerika olmak üzere dünyanın en usta aşçılarını yetiştirirdi ki; truite en gelee, vol-au-vent a la reine veya canard a l'orange gibi yemekleri hazırlamak için 3-4 gün önceden hazırlık başlar ve pişirilmesi 4 saat sürerdi.
1964'ün bir başka light yeniliği de şuydu: James Bond, yeni filmi Goldfinger'de meraklısına yeni bir içki tanıtıyordu: Vodka - Martini. İçkinin kuralını da sunuyordu Bond: "Salla, fakat karıştırma".
Bir mesajı mı vardı bu "Salla, fakat karıştırma"nın?
Bütün bunlar 36 yıl önce yaşandı. Bugün 2000 yılındayız .
Zaman hızlı mı geçiyor? Yoksa...
Yaşam, kullanmasını bilirsen uzun.
Bizim yaşadığımız, yaşamın çok az bir bölümü... Geri kalanı ömür degil, zaman...