


İkisi de sorunu çözer ama...
Devlet Bakanı Önal'ın IMF Başkan vekili Stanley Fisher'le yaptığı görüşmenin sonuçları gazetelere yansıdı. Fisher IMF'nin tereddütlerini ve önerilerini sıralamış. Hükümeti muhtemel gelişmelere karşı uyarmış.
Birincisi, özelleştirmede gecikmeler oluştuğunu ifade etmiş. İkisi de tümü ile hükümetin hatalarından kaynaklanan, TürkTelekom ve kamu bankaları fiyaskolarını örnek göstermiş. Bu gecikmenin maliyetlerini anlatmış.
İkincisi, "dış açık bu yıl için sorun olmaz ama gelecek yıl da devam ederse piyasaları tedirgin edersiniz" demiş. Hükümetten iç talepteki artışı kısıtlayacak önlemler istemiş.
Bütün bunlar uzun süredir Türkiye'de zaten tartışılıyor. Cari işlemler dengesindeki açığı denetim altında tutmak için bütçenin önemi biliniyor. Yani yeni bir şey yok.
RASYONEL ÇÖZÜM
Aslında Fisher görünen bir soruna karşı hükümete rasyonel çözümler öneriyor. Kamu harcamalarını kısmasını, vergileri arttırmasını istiyor. Böylece bütçe açığı iyice düşecek. Hükümet KİT ürünlerine zam yapıp enflasyonu azdırmak zorunda kalmayacak.
Maliye politikasının sıkılaştırılması sonucu iç talep artışı gevşeyecek. Bütçenin iyi performası ise faizin yükselmesini engelleyecek. Hatta belki faizler daha da gerileyecek.
İşin bu kısmı çok önemli. Faizdeki düşüş devletin faiz harcamalarını azaltıyor. Kamu açığındaki düzelme hızlanıyor. Bütçe denkliğe yaklaştıkça piyasaların güveni artıyor. Faizdeki düşüş kalıcı hale geliyor.
Bütçedeki iyileşme aynı anda hükümetin dolaylı vergileri yükseltmesini gereksiz hale getiriyor. Yani KİT zamları makul düzeylerde seyrediyor. Maliyet enflasyonu denetim altına alınıyor.
Dolayısı ile, ekonominin yavaşlamasına rağmen, 1998-99'da yaşanan feci "fasit daire" tekrar ortaya çıkmıyor. Enflasyonla mücadele programı düzgün şekilde işlemesi, "fazilet dairesinin" devam etmesine olanak sağlıyor.
ALATURKA ÇÖZÜM
Fisher'in önerdiği rasyonel çözüm Türkiye'ye yakışır mı? Elbette yakışmaz. Anladığım kadarı ile Ecevit hükümeti onun yerine Türk usulu bir modeli yavaş yavaş devreye sokmaya hazırlanıyor.
Nasıl mı? Çok basit. Önce bir siyasi kriz çıkartırız. Anayasaya göre haklı bile olsa, Cumhurbaşkanına saldırırız. İç ve dış mali piyasaların gözünü korkuturuz.
Ne olur? Ne olacak, döviz talebi artarken arzı azalır. Bu durumda TL faizleri yükselir. Yüksek faiz tüketim ve yatırım harcamalarını kısar. İç talep gevşer. Ekonomi yavaşlar. İthalat geriler. Dış açık kapanır.
Buraya kadar güzel. Ama sonrası epey karışık. TL faizindeki artış doğallıkla bütçenin faiz giderlerini şişirecek. Bütçe açığı büyüyecek. Açığı kapatmak için mecburen KİT zamları hızlanacak. Enflasyon tırmanacak.
Biz bu filmi gene bu sinemada daha önce görmüştük. 1998-99'da aynen böyle olmuştu. Demek ki hükümet onu çok sevmiş. Özlemiş. Türkiye'yi tekrar o güzel günlere geri döndürmenin hazırlıklarını yapıyor.
Başka alaturkalık örnekleri de verelim. Enerji yetersizliğinin 2001'de bu noktaya geleceği yıllardır biliniyordu. Hiç bir tedbir almadan bekledik. Sonunda bu kış elektriksiz kalacağız.
Kendi küçük simgesel değeri büyük bir örnek, yabancıların yönetime katılmasına ihtiyaç duyulmayan TürkTelekom'dan. Bilinmeyen bir tarihte çıkacak telefon rehberi için 7.800.000 TL peşin ödeme isteyen mektup yeni elime geçti.
Belli ki Fisher bütün bunları anlayamıyor. Bizde bu yaratıcılık varken, neden rasyonel çözümler ihtiyaç duyalım? Kendi çözümümüzü mutlaka buluruz. Elektriği keser, ekonomide fasit daireye başlatır, mutasavver telefon rehberinin parasını peşin alırız