Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, her geçen gün daha da artan kitlesel popülaritesinin nedenlerini kavrayan bir siyasi hareket, o popülarite dalgasının üzerine oturursa; kendisine de umutlu bir gelecek hazırlayabilir.
Ankara'da dün toplanan CHP'nin 11. Olağanüstü Kurultayı'nı bu gözle izledim. Kurultay toplamak için seçilen salon dahi, bir partinin yönetim zihniyeti ve iddiasına ilişkin ipuçları verir. CHP, olağanüstü kurultayı için, Ankara'da bulabilecekleri en küçük kapalı spor salonlarından birini seçmişti. Oysa, hükümetin kendisini "alternatifsiz" ilan ettiği, iki günde bir Cumhurbaşkanı ile arasında "kriz" ürettiği, her üreyen krizde Cumhurbaşkanı'nın popülaritesinin katlandığı bir siyasi iklimde, CHP'ye, siyaset arenasına esaslı bir ihtiyaç bulunduğu açıktı. Belli ki, Türkiye'deki "durum" doğru okunamamış.
Bu çerçevede, CHP Kurultayı'nın en ilginç olayı, Deniz Baykal'ın konuşması, bir başka deyimle konuşma içeriği idi. "Durum"u, belli ölçülerde doğru kavrayabilmiş olan oydu.
"Alternatifsiz" bir hükümetin Türkiye'ye hükmettiği doğrudur. Ama "durum"un böyle olması, bir "demokrasi yanlışı"dır. "Alternatifsiz" hükümetler, otokratik, keyfi yönetimler anlamına gelirler. Nitekim, bu keyfilik, hükümetin her icraatına damgasını vuruyor.
Ama, Türkiye'deki "durum"un bir başka vektörü daha var. Toplum, tepedeki "alternatifsizlik"in kendisindeki izdüşümü olan "çaresizlik"ten ötürü, siyasetten giderek soğuyor. "Resmi" olan herşeyden, yalan ve aldatmacanın bir yansıması olarak yaka silker halde. Toplum, kısacası, "durum"a "itiraz" ediyor.
Bu gibi "durum"lar, aynı zamanda "adalet yokluğu"nun, hukuksuzluğun göstergesidirler. Cumhurbaşkanı, işte, hukuksuzluk ortamında "hukuk"u temsil ettiği, savurganlık ve bunun ikizi "yolsuzluklar"ın cezasız kaldığı, hatta adeta ödüllendirildiği bir ortamda, sadeliği ve alçakgönüllüğü yansıttığı için, müthiş bir popülarite trendi yakalamış vaziyette. "Kirlilik", "aldatma", "gücün kötüye kullanılışı" ve bir yandan da başta dış politika, bir çok alanda "acz"i ifade eder hale gelen "siyaset" kavramına karşı, birdenbire kendisini "halkın adil denetçisi" konumunda buluverdi.
Türkiye'nin en büyük ihtiyacı, yarın iktidar olabilecek bir "muhalefet" olabilmek. "İtiraz"ı seslendirebilmek.
CHP Kurultayı'nda, bu "durum"un farkında olarak konuşan Deniz Baykal'dı. Hükümet ortaklarına çekiç gibi inen argümanlarla yüklendi. MHP'nin "yolsuzlukları aklama sınavı"nda çaktığını, "ürkek mi, erkek mi gördük" sözleriyle ilan etti. "Cumhuriyet'e demokrasi kazandırılması gerektiğini" belirtti. "Demokratik cumhuriyet" istedi. "Birey"i vurguladı. Devlet ve "resmi pozisyon"a karşı, "birey"in ve "toplumun önceliğini" dikti. Din ve vicdan özgürlüğüne vurgu yaparak, muhalefet işlevini yitirmiş olan Fazilet Partisi'nin seçmen tabanlarına talip olduğu izlenimini verdi. Demokrasi mücadelesini, Fazilet ve çevresine terketmeme iradesini ortaya koydu.
CHP, bütün bunları ne kadar anladı ve içselleştirdi, bilinmez. Delegelerin yüzleri, adayları dinlerken genellikle duvar gibiydi. Parti'nin moralsizliği her halinden belli oluyordu.
Ne var ki, "muhalefetsiz" bir demokrasi olamaz. Demokrasi yönünde adım atamayan bir Türkiye, Avrupa yoluna oturamaz. Oysa, Türkiye'de şu anda iki partinin iktidar (daha doğrusu hükümet) adayı olmaları dahi, adeta "yasaklı". Fazilet, kapatılma tehdidi altında, pusulayı kaybetmiş bir pısırıklık içinde. Sadece, -o da bir bölümü- Necmettin Erbakan'ın hakları ve özgürlüğü için mobilize olabilen, tam da bu yüzden daha da güven yitiren bir parti. Kapatılma ihtimalini aştığı takdirde, ikiye bölünmesi, birliğini koruyabilmesinden daha muhtemel. Yani, yakın vadede, Fazilet'in Türkiye'de "muhalefet ihtiyacı"na cevap verebilmesi gerçekçi gözükmüyor.
DYP ise tümüyle amaçsız ve hedefsiz bir halde. Herhangi bir hükümet kombinezonuna girip, "meşruiyet tazelemekten" gayrı bir hedefi olmayan bir profil çiziyor.
Bu durumda, CHP'nin silkinip, bu "misyon"u üstlenebilmesinin objektif şartları mevcut. Geçmişin bagajından ne kadar sıyrılabilecekler; "inandırıcılık zaafı"nı nasıl giderebilecekler? Sorun, burada.
Yeni yönetiminin üstesinden gelmek zorunda olduğu da bu... Çünkü, Türkiye'nin ciddi bir muhalefete ve bu yüzden CHP'ye ihtiyacı var...