kapat

01.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Yeni fikirler yeni şikayetler

Gelen e-mail ve diğer mesajları uzun bir aradan sonra geçen hafta pazar günü yayınlamıştım. Bu nedenle pekçok mesaj birikmişti. Bugün de mesajlardan örnekler sunuyorum.

* Acelesi olanlar yürüyen merdivenleri değil, yandaki normal merdivenleri kullansalar nasıl olur, bence iyi olur, çünkü hem bizleri rahatsız etmemiş olurlar, hem de güm güm aşağı yukarı koşturarak merdivenlerin arızalanmasına yol açmazlar.

* Dünyanın hiç bir yerinde olmayan uygulama bizde var. Haydi birinci lig maçları neyse, ikinci ve üçüncü lig maçlarından önce de İstiklal Marşı çalınıyor. Milli marş milli maçta çalınır. Bu kasetleri kim dağıtıyor?

* Metronun kullanılması için otobüslerin kaldırılmasını savunuyorsunuz, ama kendiniz söylüyorsunuz ki durak sayısı çok az. Ne olacak o zaman?

* Metrodaki yürüyen merdivenler sürekli çalışıyor. Oysa Avrupa'daki gibi ağırlık sensorlu olsa, üzerinde kimse yokken çalışmasa tasarruf sağlanmaz mı?

* İngiltere'de metroda yürüyen merdivenlerin sağında durulması solun boş bırakılması her yerde yazılıdır. İnşallah sizi birisi duyar da bunu kural olarak belirlerler.

* Siirt'te 18 okul vekil öğretmenlerce yönetiliyor. Oysa yapılan sınav ve kursları başarı ile bitiren 5 öğretmene görev verilmiyor.

* Kanallarda deprem konuşuluyor. İstanbul'da zemini sağlam olan yerlerin inceleneceği söylendi. Bu araştırmada rant kavgası olursa ve zemini sağlam semtlerin değeri artarsa sonuçlar ne olur?

* Size gönderilen ve yayınladığınız bazı mesajlar o denli anlamsız ve uyumsuz ki, acaba gönderenlerin içler acısı beyinsel fonksiyon yetmezliğini sergilemek için mi yayınlandı diye düşünüyorum.

* Senin sigarayı bırakmandan bize ne, ister keş ol, istersen ayyaş. Dünyanın parasını alıp da köşe kapattığın güzide gazetemde Selahattin Duman'dan 3-5 birşey öğren de onları yazı.

*Organ bağışlamak isteyenler kime başvuracaklarını bilemiyor. Nüfus sayımı sırasında bağış yapmak isteyip istemediği de sorulsun vatandaşa ve nüfus kağıdına bir bandrol yapıştırılsın.

* Benim adım Taylan Özgür. Yıllar önce annem babam adını soyadını heryerde yüksek sesle söyleme derlerdi, nedenini anlamazdım. Bugüne kadar Taylan Özgür'ü çok merak ederdim. Sizin yazınızdan çok şey öğrendim.

* Sizi ilk kez "Kim 500 Milyar İster" yarışmasında gördüm ve çok sevdim. Ondan sonra da yazılarınızı okumaya başladım. Sadece 14 yaşında bir hayranınızım, umarım bu kadar küçük hayranınız olmasına sevinmişsinizdir.

* Tarih bilincimizin yok edildiği süreçte, özellikle derin devletin vatandaşın üzerinde yer alma politikasının nerelere dayandığını bilmek açısından bu tür hatırlatmalar önemli. (Taylan Özgür olayı) Aynı dönemlerde sendikacı Necmettin Giritlioğlu'nun öldürülmesi de aydınlanmamış kara bir lekemizdir.

* Ankara metrosunda ara sıra sergiler yapılıyor. Belediyenin fotoğrafçılık kursu veren bir kulübünün de bir sergisi açıldı. Melih Gökçek'in tam 16 tane fotoğrafı var. İnsaf yani. Köprülerden OGS ile geçmek gişe koymakla falan kolaylaşmaz. Müşteri biraz daha artar o kadar. Sistemi başından yanlış kurup milleti bir bankaya mahkum ettiler.

* Başbakan halkla uçsa ne olur uçmasa ne olur? Şaibelerle dolu, batık bankaları olan, enerji krizi yaşayan, kişi başına düşen geliri ile dünyada 88'inci sırada olan, Amerika'ya hala 1960'ta aldığı borcun fazini ödeyen ülkede Başbakan'ın böyle davranışları gereksiz.

* Artvin'de Karagöl Milli Parkı'nda etrafta kesilmiş, taşımaya hazır ağaçlar gördüm. Durumu hemen koruculara bildirdim. Haberleri bile yoktu. Ya da biliyorlar da öyle söylüyorlar.

* Kuşadası'ndan kovulan gayler acaba orada alışveriş yapmasın da İstanbul'da belli bir mağazadan yapsın diye mi kovuldu. Yoksa ben conspricy theory'ye çok mu takılmış olurum?

* Yapılmakta olan Armutlu Yalova yolunun 30 ve 31'inci kilometresinde Çınarcık Kamburdere mevkiinde 3 kör noktanın doğumuna mani olunuz.

* Ecevit'in uçakta en arkada vatandaşlarla oturduğunu ve bunun hoş bir gelişme olduğunu yazıyorsunuz. Oysa fotoğraflardan anlaşıldığı kadar Bülent Bey'in etrafında korumalar vardı. Ben vatandaş göremedim.

* BRT'de Erbakan için söylediklerinize çok şaşırdım. Vatanını milletini seven müstesna insanlara haketmedikleri suçlamaları yapmak olmaz. Bunu sizi sevdiğim için yazdım.

* Türk Hava Yolları Business Class'ta orta koltukları boş bırakmıyor hatta 737-800'lerde oturulmaması için dar tasarlanmış koltukları bile satıyor, bu yolcuyu çok öfkelendiriyor. Ayrıca lütfen politikacılar uçaklara binmesin, binince herkesin huzuru kaçıyor.

* Fenerbahçe ne çekiyorsa Fenerbahçe kimlikli spor yazarı etiketli kişilerden çekiyor. Fenerbahçe'nin bunlar gibi dostları varken düşmana ihtiyacı yok. Zeman'ı göndermek için çırpınanlar şimdi Denizli için biryerlerini yırtıyorlar. Ayıptır.

*Neden CHP gelip de muhalefet yapacakmış? Geçen seferki gibi hükümetin yolsuzluğunu ortaya çıkardığı için halktan oy mu alamasın? Kendinize başka muhalefet partisi bulun.

Hawaii'ye köprü
Bilinmedik bir fıkra değil ama insan çok gülüyor. Ben size anlatayım, bilenler tekrar gülerler, bilmeyenlerin ise çok keyif alacağını sanıyorum.

Adamın biri Kaliforniya'da bir kumsalda yürürken ayağı eski bir lambaya takılmış, adam lambayı kumların içinden çıkarmış, ovalamış lambayı, harbi harbi cin çıkmış.

Adam çok şaşırmış, cin başlamış konuşmaya, "Tamam, tamam. Beni lambadan kurtardın vs. vs. vs... Bu bu ay içinde dördüncü çıkarılışım ve bu işten sıkılmaya başladım. Bu yüzden üç dileği unut, sadece bir dilek hakkın var" demiş.

Adam oturmuş ve bir süre düşünmüş, "Her zaman Hawaii'ye gitmek istedim ama uçaktan korkarım ve deniz beni çok kötü tutar. Benim için Hawaii'ye bir köprü yap, böylece oraya arabayla gidebileyim" demiş.

Cin gülmüş ve "Bu imkansız. Bu işin lojistiğini düşün! Köprünün ayakları Pasifik'in dibine nasıl ulaşabilir? Ne kadar beton gerektiğini, ne kadar çelik gerektiğini düşün! Hayır, hayır, başka bir dilek düşün" demiş.

Adam "Tamam" demiş ve güzel bir dilek düşünmeye başlamış:

Sonra da "Dört kere evlendim ve boşandım. Bütün karılarım her zaman duyarsız olduğumu ve onunla ilgilenmediğimi söylerdi. Bu yüzden, kadınları anlayabilmeyi diliyorum. Nasıl hissettiklerini ve neden ağladıklarını, bir şey söylemedikleri zaman gerçekten ne istediklerini, onları nasıl gerçekten mutlu edebileceğimi bilmek istiyorum" diye yeni bir dilekte bulunmuş.

Cin susmuş, düşünmüş ve ardından da "Köprü Hawaii'ye olacaktı değil mi, iki şeritli olsa yeterli mi?" diye sormuş.

Bir de başka türlü düşünsek
Yıllardır Ermeniler'in soykırım iddialarının hedefi halindeyiz. 1970'li yıllarda Los Angeles'ta iki Türk diplomatının öldürülmesiyle alevlenen bu tartışma günümüze kadar geldi. Bu süre içinde pekçok büyükelçimiz ve diplomatımız şehit oldu. Ermeni teröristlerin saldırıları sonucu birçok masum insan hayatını kaybetti.

Peki sorun nedir? Ermeniler Türk devletinin, o zaman Osmanlı İmparatorluğu vardı, 1915 yılında bu topraklarda yaşayan yüzbinlerce Ermeni'yi öldürdüğünü ileri sürüyor. Tabii bunu dayandırdıkları nokta, o yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nun yaptığı tehcir. Bu kelime eski bir kelime, zorunlu göç ettirme anlamına geliyor.

O yıllar Birinci Dünya Savaşı'nın sürdüğü yıllar. Osmanlı zaten yaralı, parçalanmış, toprak kaybetmiş, ülke bütünlüğünü sağlamakta zorluk çekiyor. Bundan yararlanan kimi gruplar Osmanlı'ya ihanet içinde, Türk askerini arkadan vuruyor, düşman güçlerle işbirliği yapıyor.

İşte bu sırada Anadolu'nun çeşitli yerlerinde oturan Ermeniler de durumdan yararlanmak istiyor: Türkiye ile savaşan güçlerle işbirliği yapıyor. Osmanlı İmparatorluğu yönetimi ise Güney ve Güneydoğu'da sıkıntı çektiği için bu bölgeyi temizlemeye karar veriyor. Bu sayede gelecek düşman saldırıları için gerekli hazırlıklar yapılsın.

Bölge boşaltılıyor. Bazı gruplar tehcir ediliyor. Bunun içinde Ermeniler var. Ermeniler bu tehcir olayını bahane ederek onbinlerce Ermeni'nin öldürüldüğünü iddia ediyor.

İstenen ne? Türkiye'nin bunu kabul etmesi, 1915'teki bu soykırımın dünyaya duyurulması, bu olayın sembolik yıldönümünün de anma günü ilan edilmesi. Türkiye ise buna şiddetle karşı çıkıyor ve 1915'te hiçbir şekilde Ermeni katliamı yapılmadığını savunuyor. Bizim resmi görşümüz bu. Külliyen inkar. Oysa tarihçilerin anlattığına göre karşılıklı bir kanlı gerçek de yok değil. Uzmanlara sordum; "Türkiye'nin Ermeniler'le ilgili bir sorun yaşandığını , bunun Osmanlı döneminde kaldığını, yeni Türkiye'nin bundan üzüntü duyduğunu, ancak acıların karşılıklı olduğunu söylese ne olur?" dediler.

Türkiye'nin endişesi de bu noktadan kaynaklanıyormuş. Eğer böyle bir kabul olursa bu kez Ermeniler'in tazminat hakkı doğabilirmiş. 85 yıl önce giden Ermeniler geri gelip hak iddia edebilirmiş.

Bilemem, ne kadar hak iddia edebilirler. Ayrıca etseler ne olacak?

Resmi politikamız, "kesinlikle ret" olarak belirlenmiş. Ama hiç olmazsa kendi aramızda artık bu usanç veren konuyu kapatmaya yönelik tarihsel çalışmalar yapsak ve sonuçlarından korkmasak ne olur? Türkiye'ye yakışan da belki bu olacaktır.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır