Her türlü tutarsızlık, saçmasapanlık, zırvalık ve abuksabukluk; Türk halk edebiyatıyla, Türk halk masallarına ve Türk halk fıkralarına da Ğbazen ince bir alayla- alabildiğine yansımıştır...
Örneğin saz şairlerinin doğaçlama "cinas" yarışları, tipik bir zırvalama şaheseridir.
Gezginci bir saz şairi bir kahveye gelir, bir "sözcük" yazıp asar kahvenin duvarına.. Bakalım hangi saz şairi, o asılı "sözcüğü" iki değişik anlamda kullanarak, askıdan indirecektir? Bu bir "cinas" yarışıdır.
Diyelim bir saz şairi, "sürüne" sözcüğünü yazıp astı kahveye...
Bir başka saz şairi, "sürüne" sözcüğünü iki değişik anlamda kullanarak, onu şöyle indirir askıdan:
Madem çoban değildin
Arkandaki sürü ne
Beni yardan ayıran
Yüzü koyun sürüne
"Mani" denilen ve doğaçlama söylenen böyle bir dörtlükde; bir söz oyunu olan "cinas" hatırına, her türlü zırvalama serbesttir...
Bizim halk edebiyatında çok yaygın olan bu tür zırvalamaya işte bir örnek daha:
Ses geliyor kuleden
Ses geliyor kuleden
O kaş o göz değil mi
Beni sana kul eden
Besbelli ki, burada "kuleden" sözcüğü indirilmiş askıdan...
Bir de eski Türk masallarının, uzunca bir tekerlemeden oluşan girişlerine bakalım: Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde deve tellal iken, pire berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken... Az gittim, uz gittim; bir de baktım ki arkama, bir arpa boyu yermiş gittiğim...
Özellikle modern Fransız edebiyatında rastlanan "absürd ve anlamsız"lık akımına örnek olacak öylesine bir masal girişi ki, yüzlerce yıllık bir geçmişin içinden oluşmada...
Karakuş Hakim'in fıkraları da öyle... Bir gün bir hırsız, bir evi soymak için balkonuna tırmanmaya çalışırken; balkon çöker, yere düşen hırsızın da bacağı kırılır.
Hırsız, doğru Karakuş Hakim'e gider:
- Ben der, soymaya kalktığım evin sahibinden, balkonunu çürük yaptığı için davacıyım. Tam balkona tırmandığım sırada, balkon çöktü, ben de düşüp bacağımı kırdım...
Karakuş Hakim, çağırır evin sahibini:
- Niçin balkonu çürük yaptın da, oraya tırmanmaya çalışan hırsızın yere düşüp bacağını kırmasına neden oldun, der...
Evin sahibi:
- Balkonu ben yapmadım ki, marangoz yaptı, der. Bir suç varsa benim değil, marangozun..
Karakuş Hakim, balkonu yapan marangozu çağırır:
- Niçin çürük yaptın o balkonu da, tam hırsızın balkona tırmanacağı sırada çökmesiyle, bacağını kırmasına neden oldun, der..
Marangoz:
- Ben balkonu yaparken, yeşil feraceli bir kadın geçiyordu sokaktan, der. Feracesinin koyu yeşiline takıldı gözüm. Herhalde o sırada çiviyi de boşa çaktığım için, çöktü balkon. Suç benim değil, yeşil feraceli kadının...
Karakuş Hakim, yeşil feraceli kadını buldurup çeker karşısına:
- Be hey hatun, der, niçin öyle koyu yeşili göz alan ferace giyerek geziyorsun sokakta da; balkon yapmaya uğraşan marangozların gözü senin yeşil feraceye takılıp, çiviyi boşa çaktıkları için; balkona tırmanmaya kalkan hırsızlar da, balkon çökünce, yere düşüp ayaklarını kırıyorlar?
Yeşil feraceli kadın:
- Ben, der, feracemi boyatmaya göndermiştim; o kadar keskin yeşile boyacı boyamış feracemi; benim ne suçum var ki?
Karakuş Hakim, feraceyi keskin yeşile boyamış olan boyacıyı çağırır:
- Niçin, der, sen hatunların feracesini o kadar keskin yeşile boyuyorsun da; o hatunlar, o keskin yeşil feracelerle sokaktan geçerlerken, balkon yapan marangozların gözünü alıyorlar ve çiviyi o sırada boşa çakan marangozlar yüzünden de; balkona tırmanmaya kalkan hırsızlar, balkon çökünce, yere düşüp bacaklarını kırıyorlar?
Boyacı bir yanıt bulamaz bu soruya.
Karakuş Hakim hükmünü verir:
- Bu boyacı suçludur. Götürüp asın onu...
Cellat, alıp asmaya götürür boyacıyı. Ama bir süre sonra geri döner ve Karakuş Hakim'e:
- Efendim, der, boyacının boyu uzun olduğundan; kendisini astığımda, ayakları yerden kesilmedi. Onun için de idam edemedim boyacıyı, şimdi ne yapayım?
Karakuş Hakim:
- Git kısa boylu bir boyacı bul, onu as, der...
Belki de geleneklerimizin boyutları böyle... Örneğin, vaktiyle Kadızade; Peygamber efendimizin yemeğini eliyle yediğini, o nedenle de tahta kaşıkla yemek yemenin günah olduğu fetvasını vermişti. Kaşıkçı esnafı fena bozulmuştu bu fetvaya...
Bugün kendisi sağ olsa, belki de enerji darboğazı önünde:
- Bizim neyimize gavur icadı olan elektrik, bizim neyimize gavur icadı olan gaz lambası; bizim kendi çıramız yeter kendimize; geleneklerimize sahip çıkalım, der ve rahatlatabilirdi iktidarı...
Çağdaşlık, törelerimizden daha mı önemli yani?
Saçmalamak; ola ki, bizim tabiatımızdır.