kapat

01.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner


Biz niye böyle olduk

Atletizm geceleri uzun ve hareketsizdi Sydney'de.. Dünya atletizminde bir duraklama, gerileme var.. Geçen yıl, başından beri bir tekini kaçırmadığım Dünya Atletizm Şampiyonası'na gitmek içimden gelmemişti. Yarışmalar hiçbir şey kaçırmadığımı ortaya koydu.. Bu Olimpiyatlarda da, durum farklı değil.. Bir tutam bal için dokuz gece uzun uzun keçiboynuzu yememek için, stadyumdaki koltuğumun önünde duran TV monitöründen Olimpiyatların başka sporlarına bakıyorum ara ara..

Bir ara, müthiş bir eskrim mücadelesine dalmışım.. Yanımdaki koltukta oturan Kenan (Onuk) dürttü..

"Hıncal ağbi, sen bu spordan anlıyor musun?" diye..

"Ne diyorsun sen?" dedim.. "Ben spor yazarlığına başladığımda, izlediğim ve yazdığım ilk sporlardan biriydi eskrim. M. Ali Ağabey, futbola çakılıp kalmamızı istemez, bizi her spora yollardı, kurallarını da öğrenmeye zorlayarak.. Daha sonra yönettiğim gazetelerde, önemine göre her spor dalını olduğu gibi, eskrimi de manşetten verirdik.."

Bugünün gazete okuyucusu, tv seyircisi, ülkemizde böyle spor dalının yapıldığından dahi haberdar değildir büyük olasılıkla..

1960'ların başında manşetten verilen eskrim, bugün tek sütunu geçin, yıldızlarla ayrılmış kısa haber değil..

Biz Ankara'da manşetten verirdik. İstanbul'da başta Cumhuriyet, Milliyet ve Tercüman, Türk sporunun öncü gazeteleri kocaman kocaman yazarlardı..

Başarıda medyanın rolü büyük.. Eskrimin yazıldığı günlerde, büyük sporcular da çıkardı.. Seyyit Mısırlı, Özden Ezinler adlarını bugün de hatırlayanlar vardır.. Özden yılın sporcusu seçilmişti hatta..

Yılın sporcusu olabilirdi o zaman eskrimciler..

60'lardan önce bir Türkiye Spor gazetesi çıkardı.. Bugünkü futbol holiganları için yayınlananlar gibi değil.. Sporun her çeşidini en geniş haberleri ve en değerli yorumları ile bulduğunuz, spor sevgisini aşılayan ve yayan bir gazete idi ve en büyük gazeteler kadar da satardı.. Ve de spor yazarı yetiştiren bir okuldu..

Ne oldu o gazetelere?.

***

Sydney'de yavaş yavaş bavulları toplarken düşünüyordum bir yandan, "Burada en çok neyi özleyeceğim?" diye..

Şaşacaksınız belki.. Gazete okuma keyfimi..

Bu ülkede üç büyük gazete çıkıyor, aşağı yukarı bizdeki gibi.. Her sabah odamın kapısının önüne bırakıyorlar.. Şöyle bir ön sayfalarına bakıyorum.. Bir kenara koyuyorum.. Günün en rahat saatinde, kahvemi koyup, puromu yakıp okuma keyfini yaşamak için..

Olimpiyat dışındaki haber ve yazı sayfalarını hızla geçiyorum, sadece bakarak.. Dünyada önemli birşey var mı diye.. Sadece Olimpiyat sayfalarını, haberlerini ve yazılarını okuyorum.. Pek çoğunu, çok hızlı tempo ile, zaman zaman atlayarak.. Böyle okumaya mecburum.. Çünkü fazla vaktim yok.. Çünkü böyle hızlı okuduğum halde, sadece Olimpiyat sayfalarını elden geçirmem günde ortalama üç saatimi alıyor..

Üç gazete, sadece Olimpiyat sayfaları.. Üç saat..

Öylesine harika izliyor, öylesine harika yazıyorlar ki, Olimpiyatların tüm sporlarını.. Haberler, yorumlar, anekdotlar, dedikodular.. Bilimsel ve teknik araştırmalar.. Nispeten az bilinen sporları izlemeyi kolaylaştıran kural ve tanıtım yazıları...

Ve hepsinden önemlisi.. Herbiri ayrı bir film senaryosu olacak, her birinin kahramanı başka bir Olimpik sporcu olan zafer öyküleri, dramalar ve trajediler..

Nasıl araştırılıyor, nasıl bulunuyor, nasıl güzel yazılıyor..

Bu ne biçim bir kadrodur, tanrım..

Bizim medyayı düşünüyorum..

Bizim ülkede, sadece bir tek gazeteyi dolduracak "Spor" yazarı çıkar mı acaba?.. Hepsini bir gazeteye toplasak, bir Olimpiyatı böylesine aktarabilir miyiz, okuyucularımıza..

Çim Hokeyi, tekvandodan falan söz etmiyorum..

Hani bizim atasporumuz güreş var ya.. Hem de buraya gelen en seçkinlerimiz arasında, güreşte ne olup bittiğini bilen tek kişi yoktu.. Dağıtılan skor kağıtlarını bile çözemiyorduk çoğumuz.. Kafamdaki soruları önüme gelene sordum.. Her birinden başka yanıt aldım. Doğruyu kimse bilmiyordu. Sonunda TRT'den Hüsnü Kaftan çıktı karşıma.. Eline kalem kağıt aldı anlattı da, bir güreşçi elemeleri nasıl geçer, kim nasıl, çeyrek, yarı ve ötesi finallere kalır öğrenebildim..

Bu güreş.. Ötesini varın hesap edin..

Bir Olimpiyata talip olmadan önce, Olimpiyat yapmaya hakkı olup olmadığını düşünmeli bir ülke..

Sporcun yok.. Seyircin yok.. Üç tane tesisi sekiz yıldır yapamamışsın.. Yaptığının yolu yok.. "Millet buraya nasıl gelecek?" sorusunu soran, aldıran, umursayan yok..

Hepsinden önemlisi, bir Olimpiyatı yazacak kapasitede, kalitede ve sayıda gazetecin yok..

O zaman, ben şimdi kalkıp sorarsam, "Ne hakla?" diye, sadece Nejat Uygur yanıt verebilir..

"35'e bakla!.."

Lewis-Greene kapıştı
"Carl Lewis haftalardır Sydney'de.. Ama atletizmde bir tek kez görüldü, eski takım arkadaşı Floyd Heard'ü 200 metre seçmelerinde izlemek için. Bu iyi birşey değil. Bu sporu yıllarca omuzlarında taşıdı.. Bana kalırsa işlerin onsuz yürüyemeyeceğini sanıyordu. Şimdi yürüdüğünü görüyor ve öfkeleniyor. Ümit ederim bu duygularını yener."

Marucie Greene

(Olimpiyat 100 metre ve 4x100 şampiyonu.)

"Doping beni spordan soğuttu. Bugünkü sporda ahlak kaldığına inanmıyorum. Şimdi kazanmak için herşey mübah görülüyor. Doping var, spora ve rakibe saygı yok. Atlanta'da da, ondan öncekilerde de pek çok pozitif doping testinin örtbast edildiğine inanıyorum. Spora sempatim kalmadığını fena halde hissediyorum. O zaman neden seyredeyim ki.."

Carl Lewis
(Los Angeles'te dört altın (100, 200, 4x100 ve uzun) alan, Atlanta'da arka arkaya dört Olimpiyatta aynı branşta (Uzun) altın alma serisini tamamlayan efsane atlet.. )

YAZARIN LAF DÜELLOSUNA KATKISI
Carl Lewis, Sydney'e Olimpiyat izlemeye değil, şirketinin işlerini takibe geldi. Spor tesislerinde görülmüyor ama, her gece, ortalama iki dilberle Sydney diskolarında, barlarında, gece klüplerinde sabahladığının haber ve resimleri dedikodu sayfalarında sık sık yayınlanıyor..

İlginç.. 1984 Oyunları sırasında, Olimpiyat köyünde kalmayı reddedip, kendine "de luxe" bir otelde yer ayırtan Carl Lewis'in eşcinsel olduğu ve takım arkadaşı 200 metreci Kirk Babtist ile yaşadığı dedikoduları öylesine arş-ı alaya varmıştı ki, en hızlı Carlcılar, eşcinselliğin bugünkü gibi hoşgörü ile karşılanmadığı o günlerde, "Carl homoseksüel değil, aseksüel" demek zorunda kalmışlardı.. Daha sonra Michael Jackson için de kullanıldı, "Kadından da, erkekten de hoşlanmaz.. Seksten uzak durur" anlamına gelen bu terim..

Carl, o zamanlar kaçırdıklarını Sydney'de yakalıyor, arayı kapıyor olmalı..

Spor Yazarlari sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır