'Altın' gözyaşları
Arkama yaslanmış, keyifle bakıyorum piste.. Bu hayatımda ilk.. Hayatımda ilk kez bir Olimpiyatta bir Türk atletini, yarı final koşarken göreceğim.. Daha bu yılın başında kimsenin adını bilmediği bir genç kız bu.. Bir yılda derecesini 11.5 saniye indirip, 2000 yılı Dünya Şeref Listesinde adını ilk 20'ye yazan mucize atletimiz Süreyya Ayhan.
Adlarından başka şeyleri olmayan beş para etmez palavraların vergi verenin kesesinden Amerikalarda beslendikleri ülkemizde, Kahraman Maraş'ta kendi mütevazi imkanları ve kendi mütevazi hocası ile çalışan, sadece Allahın vergisi ve yüreği ile yarışan bir genç kız bunu başaran..
Ben 1980'de başlamışım Olimpiyat izlemeye.. Cüneyt ağabey (Koryürek) 20 sene daha evvel.. 1960'da Roma'dan beri..
"Cüneyt Ağabey, hiç yarı final koşan Türk atleti gördün mü hayatında" diyorum.. "İşte gör bak koşuyor!.." Ruhi Sarıalp'in 1948'de Londra'da bir Üç Adım Bronzu var. Bana sorarsanız en kıymetli Olimpiyat Madalyamız hala o..
İsmail Akçay'ın 1968'de Meksiko City'de dördüncülüğü var, maratonda.. O da pistte değil..
Pistte iş yapan tek atletimiz 1952 Helsinkisinde Cahit Önel.. 3000 Steeple onuncu olmuştu.. Hem de finalde..
1952'den beri hâyâl koştuk hep.. Süreyya Ayhan, Olimpiyatta yarı final koşan ilk Türk kadın atleti aynı zamanda.. Gene aslanlar gibi koştu öne atlayıp.. Gidebildiği kadar gitti.. Ama son 500'de bacakları onu taşımadı, yüreği kadar. 8'inci oldu ve elendi.. 3 kişi daha geçebilse finaldeydi. Geçebilirdi de.
Yarıştan sonra, Kenan (Onuk), Cüneyt Ağabey ve ben konuşuyoruz Süreyya ile..
"Kalça adelemdeki tutukluktan söz etmiştim size, seçmelerden sonra.. Burada çok sıktı beni" derken, gözleri yaşla doldu.. Ağlıyordu.. "Niye ağlıyorsun" dedim.. "Benden bekleneni veremedim" dedi..
"Ne diyorsun sen yahu" dedim.. "Ben altıncı kez Olimpiyatlardayım ve ilk defa bir Türk atletini yarıfinalde görmenin keyfini yaşadım.. Ağlama sakın.. Sen daha çok şeyler başaracaksın.."
Cebimden bana seçmelerden sonra ikram ettiği şekeri çıkarıp gösterdim..
"Bu şekeri sen final koşarken yemeye karar vermiştim.. Burada olmadı.. Ama seneye Edmonton'da Dünya Atletizm Şampiyonasında ağzıma atacağıma eminim.. Sende bu yürek ve bu hırs varken.." Serap Aktaş, buraya büyük iddalarla gelmiş, en iyi derecesinden nerdeyse 10 dakika kötü koşmuş ve kaybolmuştu maratonda..
Büyük (!) yetenek, hani o bu yıl Bükreş'te "Bana kimse söylemedi" gibi komik bir bahane ile 110 engelliye katılmayan ve takım derecemizi düşüren Ruhan Işım, taa Amerikalardan (Asker kaçağı olduğu için Türkiye'ye giremiyor, Türkiye'den giden paralarla Amerikalarda keyif sürüyordu.. Evet keyif sürüyordu.. ) Sydney'e bu ülke insanının parası ile uçuyor, "Sırtım ağrıyor" diye sırıkla atlama elemelerine dahi girmiyordu. Girse ne olacaktı. En iyi derecesi 5.70'ti.. Finale kalmak için atlaması gereken yükseklik ise 5.75.. Tabii sırtı ağrırdı insanın..
İki yıldır Amerika'da yaşayan Mesut Yavaş ile iftihar ediyorduk. 8 metreyi geçen ilk Türk atleti diye.. Burada, kızların atladığı kadar atlayabildi ancak.. Disk atsın ve uzun mesafe koşsun diye transfer edilen Oksana Mert ve Ebru Kavakçıoğlu'nun durumları daha da acınacak gibiydi.. Ama onlar ağlamıyordu..
En iyisini yapan Süreyya ağlıyordu, "Bekleneni veremedim" diye..
Ben de Sezen Aksu'nun en güzel şarkısını mırıldanıyordum..
"Sen ağlama" diyerekten..
Olimpiyata nasıl talip olunur
"Biz, ilk defa bir Türk atleti yarı final koştu" diye keyif yaparken, o gece adını kimsenin duymadığı bir Yunanlı 200 metreyi, dünya devlerini geçerek kazandı.. İlk 100 metreyi beşinci durumda döndükten sonra, sanki vites değiştirdi ve Yunanlı Kenteris, yarışçıların deyimi ile adeta 'Kenter' geldi..
200 metreyi kazanmak bir Yunanlı için çok anlamlıydı.. 200 antik olimpiyatların tek koşusuydu.. Eski Yunanın tek atletizm yarışı yani..
Kimdi bu.. Her Olimpiyat, her Dünya Atletizm Şampiyonasını birlikte izlediğimiz Yunanlı sevgili meslekdaşlarım Tasos ile, bir zamanlar birlikte Cumhuriyet'te çalıştığımız emektar A.Gdondeli'ye koştum..
"Bu 400 metre koşardı aslında, ama dört yıldır hep sakatlanırdı. Antrenörü bu sene 200'e indirdi onu" dediler..
200'e indiği ilk ve sakatlanmadığı tek sene Olimpiyat Şampiyonu olmuştu.. O son 100 metredeki muhteşem gücün sebebi de anlaşılmıştı.. 400 metreciliğinden geliyordu..
Olimpiyat yapmaya hazırlanan Yunanistan ile Olimpiyata talip Türkiye arasındaki bir farkı daha anlatan bir geceydi özetle..
Geri dönüp yine alacağım
Doktorlar Yasemin'i bulmuşlar.. O bana baskı yaptı, randevuyu aldı.. Doktorlar NTV'ye geldiler, bana ve Kenan'a nezle grip aşısı yaptılar.. Allahtan doktorlar da, Yasemin de bastırmış.. "Sydney gribi en tehlikeli griplerden biridir" diye korkutmuşlar bizi de, aşıyı yaptırmışlar..
Burada gerçekten bir salgın varmış. Kenan da, ben de burunlarımızı çekmeye başladık. Aşının tam etkili olması için 10 gün gerekiyor. Bizim o kadar olmadı, ama gene de hafif atlatıyoruz..
Avustralya'nın 200 metredeki iddialı atleti Matt Shirvington nefes alamayacak kadar şiddetli gribe tutulduğu için Atletler Köyünde ayrı odaya alınmış ve yoğun bir tedaviye başlanmış.
Haberi alınca korktum biraz.. Hafif kırıklığım var ya.. Hafiften burnumu çekiyorum ya.. Hemen basın merkezinde herşeyin satıldığı Anadolu aktar dükkanları gibi bir yer var.. Oraya koştum.. En başta asprin var.. Onun yanında Neurophen.. Üzerinde "Cold and flu medicine-Nezle grip ilacı" yazıyor.. Bizim para ile 2 milyon lira falan kutusu..
Aldım, iki tane yuttum hemen.. Ve eğer ben bir madalyalı Olimpik sporcu olsam, hapı resmen yutmuştum..
Çünkü, jimnastikte Nadia Komanaci'den bu yana ilk defa, Genel Bireysel Birinciliklerde altın madalya alan minik Andreea Raducan'ın başına gelen aynen bu işte.. Hele jimnastikte nezle en kötü hastalık.. Ağız, burun ve kulak arasındaki kanalların tıkanması denge duygusunu etkilediğinden, insan denge aleti üzerinde sarhoşa dönebilir..
Raducan'da belirtiler görülür görülmez, takım doktoru ona iki tane Neurophen yutturmuş..
Neurophende yasak uyarıcı madde psuedoephedrine varmış.. Şampiyonluk sonucu alınan idrar örneğinde, gramın binde 25'i kadar bu maddeden çıkınca, Raducan diskalifiye ediliverdi..
Uluslararası Olimpiyat Komitesi "Bu kararı çok güç verdik, ama vermek zorundaydık. Olimpiyatların ve sporun tertemiz devamı için, 'Dopingte sıfır hoşgörü kuralı'nın dışına çıkamazdık" diye açıklama yaptı.
Romenler itiraz ettiler. Bu defa Uluslararası Tahkim Komisyonu toplandı..
Karar aynıydı: "Yasak madde, 'Otomatik' diskalifikasyon getirir. Kazanılan madalyalar geri alınır, yapılan dereceler iptal edilir" diyordu.. "Otomatik" lafı yoruma yer bırakmıyordu ki..
Kural kuraldı ve kurallar yorumlanmak değil, uygulanmak için konurlardı. Bu kadar basit.. Ama acaba gerçekten o kadar basit miydi?..
Psuedoephedrine denen bu madde IOC'nin doping listesinde vardı, ama Uluslararası Jimnastik Federasyonunun listesinde yoktu.
1995'te Dünya Kısa Havuz Yüzme Şampiyonasında Samantha Riley'in idrarında yasak madde çıkmış, ama bu maddeyi bir baş ağrısı ilacı içinde aldığı saptanınca, işlem yapılmamıştı.
Romen kafilesinin doktoru nezle ilacını Raducan ile birlikte Simon Amanar'a da vermişti. Ama sadece Raducan'ın testi pozitif sonuç vermiş, Amanar'da hiçbirşey bulunmamıştı..
Amanar, Genel Bireysel Yarışmada ikinci olduğu için Raducan'dan alınan altın madalya ona verilmişti.
Yarıştan önce aynı ilacı alan iki sporcudan biri bu yüzden altın kaybediyor, öteki kazanıyordu.. Amanar "Bu madalya Andeera'nın.. O bunu hakketti.. Ben madalya Romanya'da kaldığı için kabul ediyorum sadece" dedi..
Minik Raducan ise tam bir sporcu, Olimpik Sporcu gibi konuştu:
"Hayatım boyunca bu madalya için çalıştım. Kazandım. Elimden aldılar.. Bütün dünya gibi, ben de bu madalyanın benim olduğuna inanıyorum.. Bu yüzden Olimpiyatlara geri döneceğim ve madalyamı tekrar alacağım!.."
GÜNÜN LAFI
"Atletizm Dünyası ve televizyonlar, 'İnsanı sıkıntıdan patlatıyorlar' diye karşı çıkıyorlardı hep kadınların sırıkla atlamasına.. Ama burada 4.5 metreyi birbiri ardına geçen piliçlerden gözlerini ayıramadılar.."
Tatiana Grigorieva
(Sırıkla Atlama Olimpiyat İkincisi, Foto Model ve manken Rus asıllı Avustralyalı atlet.)