kapat

29.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
MEHMET NURİ YILMAZ

Daru'l-İslam ve Daru'l-Harb kavramları

Daru'l-İslam ve Daru'l Harb kavramları, İslami literatürde bir ülkenin dine referansla kimliğini tayin ve tespitte kullanılan iki kavramdır. Bu iki kavram aynı zamanda ülkemizde genellikle yanlış anlaşılan kavramlar arasında yer almaktadır. Özellikle devletin yönetim şekli gerekçe gösterilerek zaman zaman bu kavramlar üzerinde tartışmalar yapılmakta, çoğu zaman zımnen bazen de açıktan olmak üzere. Cumhuriyet dönemiyle birlikte ülkemizin artık bir İslam ülkesi olma özelliğini yitirdiği şeklinde fikirler öne sürülmekte, böylece halkımızın zihni karıştırılmaktadır. Halkının tamamına yakını müslüman olup egemenliğin halk tarafından kullanıldığı ve her dönemde müslüman idarecilerin yönetim mekanizmalarında yer aldığı ülkemizin, mevcut nitelikleriyle bu kavramlardan hangisiyle vasfedilmesinin doğru olacağı hususu ile, bir İslam ülkesinin gayr-ı müslim ülkelerle olan münasebetlerine yön veren temel ilkenin ne olduğu konusu açıklığa kavuşturulması gereken önemli konulardandır.

***

Her şeyden evvel bu kavramlar Kur'an-ı Kerim'de yer almamaktadır. Hz. Peygamber de yaşadığı dönemde böyle tasnife gitmemiştir. İslamın yayılıp farklı devletlerle temasa geçmesiyle birlikte İslam hukukçuları, İslam devleti ile gayr-ı müslim devletlerin hakimiyet alanlarını ve bunlar arasındaki ilişkilerin niteliğini belirlemek ve bir zemine oturtmak mecburiyetinde kalmışlardır. Fakihler bu kavramları Hz. Peygamber'in Medine dönemindeki oluşturduğu siyasi bünye ve komşu devletlerle olan münasebetlerine bakarak belirlemişlerdir. Buna göre Daru'l-İslam kavramı, Hz. Peygamber'in oluşturduğu siyasi yapılanmaya, Daru'l-Harb da Medine yapılanması dışında kalan yeryüzündeki bütün siyasi birimlere tekabül ediyordu.

***

İslam hukuk literatüründe Daru'l-İslam kavramının, nüfusunun müslim veya gayr-ı müslim, az veya çok olmasına bakılmaksızın, "müslümanların hakimiyeti altındaki yer" veya "müslüman devlet başkanının hüküm ve sultasının yürürlükte olduğu ülke"; Daru'l-Harb kavramının ise, "islam siyasi hakimiyetinin sınırları dışında kalan ve yönetim şekli islam ilkelerine uymayan ülke" şeklinde tarif edilmiştir. Buna göre, Daru'l-İslam müslümanların, Daru'l-Harb de İslam dışındaki devlet ve yönetimlerin hakimiyet alanını ve yönetim şeklini ifade etmektedir.

Herhangi bir devletin İslam yurdu olma özelliğini kaybetmesi, ancak o ülkenin İslam hakimiyetinden çıkarak gayr-ı müslimlerin hakimiyetine girmesi ile mümkün olur. Bunun göstergesi de, ülke üzerinde egemenlik haklarının tamamıyle gayr-ı müslimlere geçmesi ve müslümanların van ve mal güvenliğini bütünüyle yitirmesidir.

Hanefi ekolünün kurucusu Ebu Hanife'nin, uygulanan hukuk sistemi ne olursa olsun müslümanların can ve mal güvenliği içinde bulundukları ve Cuma ve Bayram namazları, hac ve kurban gibi toplumsal yönü ağır basan ibadetlerini yerine getirebilme imkanına sahip oldukları ülkeleri Daru'l-Harb olarak isimlendirmemesi ve Şafi'i bilginlerinin bir İslam yurdunun hiçbir zaman Daru'l-Harbe dönüşmeyeceği şeklindeki görüşleri dikkat çekicidir. Ebu Hanife'nin zikrettiğimiz yaklaşımının hem pratik hayata hem de İslam'ın ruhuna daha uygun düştüğü görüşündeyiz.

***

Bu açıklamalarımız ışığında ülkemizin durumuna bir göz atacak olursak şunları söyleyebiliriz: Her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti siyasal bağımsızlığı olan ve halkının tamamına yakını Müslüman olan bir ülkedir. Ülkemizde İslam dinini merkeze alan, ilk ve ortaöğretim kurumlarında mecburi olan bir din eğitimi programı uygulanmaktadır. Resmi okullarda din adamı yetiştirilmekte, resmi üniversitelerde İslam dini hakkında yüksek araştırmalar yapılmaktadır. Din ve vicdan özgürlüğü anayasal düzeyde garanti altına alınmış, dinin istismarı yasaklanmıştır. Vatandaşlara İslam ahlakını benimsetmek ve ibadet yerlerini yönetmek üzere 80 binin üzerinde devlet kadrosu tahsis edilmiştir. Dini törenlerin ihlali ve dince kutsal sayılan değerlere ve din adamlarına saldırı suç kabul edilmiştir. (TCK. 175-177). Bu itibarla bütün bu özellikleriyle diğer İslam ülkelerine örnek olacak konuma yükselmiş bulunan ülkemizi, Daru'l-İslam'ın dışındaki herhangi bir kavramla tanımlamak mümkün değildir.

***

Ülkemizin Daru'l-Harb olduğu iddiası dini ve ilmi dayanaktan yoksun olup, aynı zamanda insanlarımızı kamplara bölecek, çeşitli huzursuzluklara sebep olabilecek tehlikeli ve zararlı bir yaklaşımdır.

Bir sonraki yazımızda buluşmak üzere.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır