kapat

29.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


Neyin özeleştirisi?

Onsekiz aylık bir düşünme-değerlendirme döneminin ardından kamuoyunun önüne çıkan Baykal'ın yaptığı özeleştiri, kurultay delegeleri tarafından nasıl karşılanır bilemem ama, benim açımdan Baykal'ın kendi kendine yaptığı bir haksızlıktı.

Baykal düşünmüş taşınmış ve belki de 28 Şubat sonrasında yaptığı tek doğru şeyi, yani 28 Şubat müdahalesinin dayatmasıyla kurulan ve parlamentodan çok MGK'nın iradesini yansıtan, üstelik de Türkbank ihalesi sırasında yolsuzluğu ayyuka çıkmış bir hükümeti gensoruyla düşürmesini "hata" hanesine yazmış. Buna karşılık asıl vahim hatasını hiç hatadan saymamış.

Evet, olaya dar ve günübirlik parti çıkarları açısından bakıldığında, bu gensorunun erken seçimlere yolaçtığı, erken seçimlerin ise CHP'nin parlamento dışında kalmasıyla sonuçlandığı, dolasıyla Baykal'ın hükümeti düşürmekle büyük bir politik hata yaptığı söylenebilir.

Ama bu değerlendirme asıl temel soruyu cevaplamaz. CHP'nin seçimlerde uğradığı yenilgiyi, onu barajın altına iten seçmen tepkisini açıklamaz. Partisini hazır olmadığı bir zamanda erken seçime götürmek, bir lider için olsa olsa taktik bir hatadır. Asıl sorgulanması gereken husus, CHP'nin erken bir seçime neden hazır olmadığı, seçim sonuçlarının neden böyle olduğudur. Bana kalırsa, Baykal'ın CHP'sinin asıl temel hatası ve partiyi baraj altında bırakan asıl faktör 28 Şubat'ı izleyen günlerde, seçim sonuçlarının revize edilmesi, Meclis iradesinin hiçe sayılması ve rejim üzerindeki askeri vesayetin meşrulaştırılması çabaları karşısında sosyal demokrat bir partiden beklenen demokratik çıkışı yapamaması, tam tersine bu çabalara destek olmasıdır. Ülke vatandaşlarının bir kısmının "iç düşman" ilan edildiği, yüzlerce iş adamının "irticai sermaye" diye damgalanarak teşhir edildiği o brifingli günlerde, hukuk devletini ve demokrasiyi savunmak sadece 28 Şubat'ın iktidardan uzaklaştırıldığı iki partiye kalmasaydı, demokrasi ve hukuk devletinden yana tutum alması beklenen sosyal demokrasi, siyaseten karşı olmasına rağmen, mağdurların hakkını savunacak yürekliliği gösterebilseydi; bir başka deyişle CHP, 28 Şubat Kararları'na karşı, soldan liberal bir muhalefet başlatabilseydi, erken seçimde bambaşka bir sonuç alabilirdi.

Çünkü o günlerde Türkiye'de eksik olan ses buydu. Siyasi yelpazenin boş olduğu alan buydu. Devletçi-milliyetçi sağın, devletçi-milliyetçi solun ve merkez sağın muhalefet kanadının hep birlikte "irticaya karşı savaş" histerisine girdikleri o ortam, CHP'ye "yeni sol"un ya da "liberal sol"un ne olduğunu ortaya koyma imkânı veriyordu. O siyasi koşullarda CHP, yıllardır dilinden düşürmediği "değişim"in ne olduğunu bütün topluma bizzat uygulayarak gösterebilirdi. Altı oktan hangilerinin yeniden yorumlanması ve nasıl yorumlanması gerektiği; sempozyumlarda değil, bizzat pratiğin içinde, hem de krizin göbeğindeyken tartışılabilir ve çağdaş bir laiklik, çağdaş bir demokrasi anlayışına ancak bu yolla, doğrunun kavgasını vere vere ulaşılabilirdi.

Baykal'ın liderliğindeki CHP bunu yapabilseydi, Türkiye 28 Şubat sürecinden, liberal sol bir siyasi çizginin doğumuna tanık olarak çıkacaktı. Ve eminim ki o zaman, erken seçime Türkiye'de sahici bir hukuk devleti ve içi demokrasiyle doldurulmuş bir cumhuriyet isteyen, askeri müdahalelerden bıkmış usanmış geniş bir kesimin umut bağladığı bir parti olarak girecekti.

CHP bunu yapamadığı için, toplum nezdinde kendisine bir varlık sebebi yaratamadı. Öte yandan, bütün çabalamasına rağmen, rejimi denetlemeye devam etmek isteyenlerin tercihi de olamadı. Bir başka deyişle, ne statükoyu korumak isteyenlere, ne de değişmesini isteyenlere yaranabildi ve barajın altında kaldı.

***

İşte ben Baykal'ın 18 ay sonra yaptığı bilançoda, yukarıda anlatmaya çalıştığım bu hayati hatanın bir nebze olsun kavrandığına ilişkin bazı işaretler bulmak isterdim, hâlâ da istiyorum.

Çünkü vakit hiçbir şey için geç değil. Türkiye hâlâ, dini, etnik ve kültürel farklılıkları "tehlike" değil, zenginlik sayan; bireyi devletin önüne koyan liberal bir demokrasinin ve gerçek bir hukuk devletinin özlemini çekiyor. Siyasette temel saflaşma hâlâ bu noktada yaşanıyor ve bu çizgiyi savunan şaibesiz bir parti hâlâ yok.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır