kapat

29.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


İki kardeş

Avrupa Birliği'ne girme mücadelesinin yoğunlaştığı şu dönemde, yerli yerine oturtmamız gereken temel mesele; devlet kavramı.

Çünkü bizdeki devlet anlayışı, Avrupa Birliği'nin devlet kavramına uymuyor.

Öyle bir devlet mitosu yaratılıyor ki; sanki yurttaşlar devlet denilen soyut, görünmez kuruma kurban edilecek.

Sanki devlet tartışılmaz, konuşulmaz, kutsal bir varlık!

Bu konuyu netleştirmeden, hiçbir şeyi çözmek mümkün değil.

Hepimizin içine, devletin bir organizasyon olduğu ve yurttaşlara hizmetten başka bir amacı bulunamayacağı iyice sinmeli.

Devlet milletin eferdisi değildir. Millete hizmetle yükümlüdür.

Devlet, yurttaşın verdiği paralarla ayakta durmakta, devlette çalışanlar geçimlerini böyle sağlamaktadırlar.

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının verdiği paralar olmasa devlet yaşayamaz.

Ne otomobili yürür, ne uçağı...

Ne askeri olur, ne topu tüfeği, ne de mahkemesi.

Devletin efendisi ve patronu millettir.

Devlek kendisini besleyen ve hizmetle yükümlü olduğu millete hesap vermek zorundadır.

Milletin parasının alıp, bu parayla saltanat sürmek ve sonra milletin başına ceberut patron kesilmek zorbalıktır, kandırmacadır.

Büyük bir yutturmacadır.

***

Devlet diye Tanrısal bir güç yok!

Devlet dediğiniz örgüt, o hizmet biçimini seçmiş yurttaşlarımızdan, kardeşlerimizden oluşuyor.

Hem de devlet de insan zaaflarına açık.

İki kardeş düşünün: Biri ticareti seçecek, öteki de devlet hizmetini.

Sonra bu iki kardeşi ayıracaksınız.

Devlet hizmetindeki kardeşin altına otomobil alacaksınız; hem de öbür kardeşin ödediği vergilerle.

Devlette çalışan kişi hem kardeşinin verdiği vergilerle geçinecek, hem de ülkeyi kardeşine karşı bile koruma görevi üstlenecek.

Çünkü o vatanı daha çok seviyor.

Niye?

Çünkü o devletle çalışıyor.

Öteki kardeş ise sıradan yurttaş...Yani güvenilmez!

***

Bu iki kardeşten özel sektörde olanı bir trafik suçu işlediği zaman kanun yakasına yapışacak.

Devlette çalışan kardeş ise ne kadar berbat işlere girerse girsin korunacak.

Çünkü onun şahsında devlet temsil ediliyor.

Aman devlet yara almasın!

Aman devlete bir söÖz gelmesin!

***

Eğer bir Türkiye demokrasisi yaratmak ve bu demokrasiyle Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyorsak önce bu kavramı yerli yerine oturtmalıyız.

***

Bir de devlete sahip çıkma meselesi var!

Bazı kesimlerde herkes birbirini kırıyor: Kim devleti daha çok sevmekte?

Bu sorunun cevabını arıyorlar.

Oysa saçma sapan bir tartışma bu.

Vergi veren her yurttaşın devleti denetleme ve eleştirme hakkı vardır:Çünkü devletin sahibidir.

Çünkü devlet hepimizin.

Vergi ödüyoruz, askerlik yapıyoruz, kurallara, yönetmeliklere, yasalara, düzenlemelere uyuyoruz.

Ve sonra devlete döönüp "Haydi şimdi sen de bunların karşılığını ver. Benim yaşamımı kolaylaştır, ülkenin itibarını yükselt. Sınırlarımı koru! Sağlık ve eğitim hizmetlerini yürüt!" diyoruz.

Devlet bu görevleri yarım yamalak yapıp, boğazına kadar suça bulaşmış mensuplarını korumaya çalıştıkça da eleştiriyoruz.

Bu da en doğal yurttaşlık hakkı.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır