


Deniz Baykal "çok" değişmiş!
CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın yeniden siyasete dönüşü ve genel başkanlığa aday oluşu siyasi gündemin en çok konuşulan konularından biri.. Altan Öymen'den sonra genel başkan olma hayali kuran, partinin bazı "ağır topları" ise Baykal'ın ortaya çıkmasından fazlasıyla rahatsız görünüyorlar.
Zaman zaman yaptığı ani çıkışlarla tepki toplamasına ve 18 Nisan seçimleri öncesinde "günah keçisi" seçilerek lüzumundan fazla suçlanmasına rağmen, uzun süre CHP'yi başarıyla yönetmiş olan Baykal'a bu kadar karşı çıkmalarının gerçek nedeni ne olabilir hiç düşündünüz mü?
Örneğin; acaba korku ve öfke karışımı bir duygu olabilir mi?
Açıkçası bana biraz öyle gibi geliyor.
Özellikle lider olduğu dönemde kendisine en yakın olan ve destekçisi görünen bazı isimlerin bile tedirginliği bu şüpheyi doğruluyor bence..
Deniz Baykal, Türk siyasetinde bugüne kadar yapılmayanı yaptı; "Madem ki seçimdeki başarısızlığın nedeni olarak gösterildim, çekiliyorum" dedi. Kurultayın öne alınmasını da kendisi istemedi, Genel Başkan istedi. Bu açıklanınca en doğal hakkını kullandı ve "Geçen süre içinde hatalarımı düşündüm, bu konularda artık farklı, daha ılımlı, yapıcı görüşlere sahibim ve ben de adayım" dedi.
Artık parti içinde karşı görüşte olanların yapacağı nedir; Kurultayı bekleyip kozlarını paylaşmak.. Peki neden bunu yapacaklarına dönüş haberini duyar duymaz kutuplara ayrılıyor ve görüş bildiriyorlar?
Bu kutuplaşmanın CHP'ye bir kez daha zarar verdiğini görmüyor mu bu ağır toplar? Yoksa Baykal gelirse genel başkanlık hayallerinin suya düşeceği korkusu görmelerini mi engelliyor?
Baykal, Öymen veya bir başkası, genel başkanını seçtikten sonra CHP, bu dağınık görüntüden kurtulup kenetlenerek doğru bir politika izlemek ve fırsatları iyi değerlendirmek zorunda.
Öte yanda, Deniz Baykal siyasete döneceğini ilk kez Sabah Gazetesi'ne, benimle yaptığı görüşmede açıkladığı için okurların bana yönelttiği -tabi onlarla birlikte benim de dikkatimi çeken- bir sorudan söz edeceğim.
Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan röportajında ilk cümlesi "İslâm dini işi ehline verin der" idi. Son zamanlarda birçok partinin -veya liderin- dindar kesimden de oy kazanma hesaplarıyla söylemlerini değiştirdikleri ve Fazilet ağzıyla konuştukları görüldü ama onlar, Türkiye'nin 'en laik' partisinde dinle bağlantı kuran bir söylem kadar şaşırtıcı değillerdi.
Değiştiğini söyleyen Deniz Baykal biraz fazla mı değişmiş acaba?
Dün gece Regaip Kandili inanan tüm insanlarımızın katılımıyla kutlandı. Eğlence yerleri, sokaklar her zamanki haliyle kısaylanamayacak kadar boştu. Ramazan'da aynı şekilde iftar vakti sokaklar bomboş oluyor. Türkiye'de insanların inançlarının gereğini yapmak için bir siyasi partinin desteğine ihtiyaçları yok. Bugüne kadar oy alan birçok partinin de dinden yardım ummaya ihtiyaçları olmadı.
Hele CHP'nin hiç olmamalı!
TEM'deki Temel'ler
İstanbul'da TEM otoyolu açıldığından bu yana yapılan trafik ve belediye hataları yazılır ama bugüne kadar hiçbir değişiklik olmadı. "Bu yol havaalanı ile şehri birbirine bağlayan ana güzergâhtır, iki yanında çirkin yapılaşmaya izin vermeyin" dedikçe yapılan yüzlerce, binlerce binaya göz yumuldu.
Haydi buna "hatır için, oy için" göz yumuyorsunuz, hiç değilse planlı, programlı yapın, çirkinlik abidesi acuze bir şehir görüntüsü yaratmayın dedik, cevap "iki yana ses duvarı çekeceğiz" oldu.
Şimdi görüntü o halde ki ses duvarıyla falan da kapatamazlar.
Trafik deseniz tam bir felaket. Özellikle havaalanına gidiş istikametinde tek bir trafik polisi görünmüyor. Bu kadar önemli ve yoğun trafiği olan bir yolda hatalar, yapanın yanına kâr kalıyor.
Örneğin; sol şerit 60-70 km. ile gidenlerin işgali altında.
Bunu Almanya'da, İngiltere'de yapsalar polis anında motorsikletlerle enselerinde biter. Diyelim uçağa yetişeceksiniz, sizin için dakikalar önemli ama önünüzde bir trafik magandası ağır ağır gitmekte. Ne selektör, ne korna onu ilgilendirmiyor. Ya elindeki cep telefonuyla sohbette (yasağı dinleyen yok), ya yanındakiyle. Bizde herkes "önceliği olan tek kişinin kendisi" olduğuna inandığından etrafla ilgilenmiyor bile..
Bana hep o Temel fıkrasını hatırlatır bu durum.. Hani Temel Almaya'da bir otoyola ters istikametten girmiş, en umursamaz haliyle giderken radyodan;
"Şu.. şu otoyoldaki tüm araçlar dikkat, arabanın biri aksi yönde hızla yol alıyor.. Dikkat.. Dikkat" anonsunu duyunca karşıdan kendisine doğru gelen onlarca arabaya bakmış ve; "Ne birisi? Hepisi, hepisi.." demiş ya, işte onu.. Hepisi solda ve umursamaz.
Trafiğin, havaalanı yolunu Temel'lerden kurtarması gerekiyor..
Kaptan kadın olsaydı...
Pire'den hareket ettikten sonra mürettebatı ile kaptanı maç seyretmeye daldıkları için kayalara bindirerek batan Yunan gemisi haberini duyar duymaz "Kadın olsalardı gemi batmazdı" dedim.
Nedenini hemen açıklayayım;
Efendim kadınlar..
Bu başlangıcı duyan erkeklerin hemen hafif sinirlenerek, gözlerini aça aça "Ne diyecek bakalım" diye okumayı heyecanla sürdüreceklerini biliyorum. Açıklama BİLİMSEL olacak BİLİMSEL!
Kadınlar asla maça dalarak yönettikleri gemiyi kayalara toslatmazlar. Çünkü onlar aynı anda birkaç işi birarada götürmeye alışıktırlar. Örneğin televizyon seyrederken aynı anda yemeği hazırlar, çocuk bakar, isterlerse bir yandan dergi okumayı veya yazı yazmayı bile başarabilirler. Buna karşılık erkekler bırakın gemi yönetmeyi, TV seyrederken aynı anda sakız çiğnemekte bile zorlanıyorlar. Bilim adamları bunu kadınların beyinlerinin iki yarım küresini de kullanabilmelerine bağlıyorlar.
Bu gerçek sık sık tekrarlanıyor. Ama ne yapalım ki, ikide bir önümüze çıkan örnekler bizi zorluyor. Kızmayın, olur mu beyler!