kapat

29.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Ermeni konusunda bir hata yıllarca başımızı ağrıtır

Ermeni soykırım tasarısının Amerika'da Temsilciler Meclisi alt komisyonunda kabul edilmesi gelecek açısından çok vahim bir olaydır.

Türkiye bu karara tepki gösterdi. Ancak bu konuda bizim biraz pasif kaldığımız izlenimi taşıyorum.

Amerikan yönetimi, yani Clinton yönetimi Ermeni tasarısının Temsilciler Meclisi'nde kabul edilmesini istemiyorlar. Zaten bunu söylüyorlar.

Bizim dışişleri de öyle sanıyorum ki buna güveniyor. Bütün bu gürültülerden sonra tasarının genel kuruldan geçmeyeceğini tahmin ediyor. O zaman da gösterilen tepki ilkelleşiyor, basitleşiyor, iç politikaya yönelik oluyor.

Örneğin dışişlerinin "Ermeni tasarısına karşı Bağdat'a elçi gönderme tehditi" bana göre tamamen iç politikaya yönelik bir çıkış. Dışişleri Amerika'ya kafa tutuluyormuş havası yaratmak istiyor anlaşılan. "Bak Bağdat'a elçi gönderirim" sözlerinin Türk halkının gururunu okşayacağı hesaplanıyor herhalde.

Oysa Bağdat'a elçi gönderip göndermemek Amerika'yı ilgilendirmiyor, çünkü Irak'a yönelik siyasi ve ekonomik ambargo Amerika'nın değil Birleşmiş Milletler'in kararı.

Dışişlerinin Alt komisyanlardan geçse bile "Bu tasarı nasıl olsa Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'ndan geçmez" rehavetine kapılmaması gerek. Tasarı hiç beklenmedik anda kabul edilebilir, garantisi yok.

Tabii böyle bir tasarının kabul edilmesinin bir yaptırımı yok. Ancak Amerikan politikasını yakından izleyenlerin kuşkusu şu: Amerika'da tüm siyasetler yazılı belgelere göre yapılır. Ermeni tasarısı kabul edildiği anda yazılı belge haline gelecek. Bu belge ortada dururken hiçbir Amerikan yönetimi bunu görmezden gelemez. Peki Türkiye'ye yönelik neler olabilir? Bir kere Türkiye'ye yapılacak başta silah olmak üzere birçok askeri malzeme satışında pürüzler çıkar. Türkiye'ye bu malların verilmemesi için kampanyalar yürütülür. Bu kampanyalar sonucu diğer Amerikan şirketleri de Türkiye'de yatırım yapmaktan çekinebilir.

Amerika Ermeni soykırım tasarısını kabul ettiği anda, bu Avrupa da yankı bulur ve Avupa ülkeleri de aynı tasarıyı gündeme getirirler. Sonuçta Türkiye'nin imajı çok sarsılır Avrupa Birliği yolunda önemli bir zaman kaybına uğrar. Peki tasarının kabul edilmesini kim engelleyebilir: Clinton. Görevi bırakmadan bu tasarının önünü kesecek gücü üzerinde taşıyor.

CHP'ye sürpriz aday
CHP'nin yarın başlayacak olağanüstü kurultayında beklenmedik bir ismin de aday olacağını öğrendim. Sürpriz aday Hale Kıyıcı. 31 yıl önce sokak ortasında öldürülen ve faili hala bulunamayan Taylan Özgür'ün kız kardeşi.

Kıyıcı CHP Kurultay'ında konuşmak için izin istemiş, ancak kurallar gereği ancak genel başkan adaylarının konuşabileceği bildirilmiş kendisine. Hale Kıyıcı da Beşiktaş CHP üyesi olduğunu belirterek Kurultay günü genel başkanlığa aday olma kararı almış. Hale Kıyıcı'nın tek amacı, Kurultay'da çıkıp bir saatlik konuşma süresini kullanmak ve Taylan Özgür'ün ölümünün ardındaki sır perdesini kaldırmaya çalışmak. Kıyıcı sadece bunları söyledikten sonra bir saatin dolmasını beklemeden kürsüden inecekmiş.

Artık pul kullanmayalı ne kadar çok olmuş
Pul merakım pek yok. Küçükken özellikle yabancı ülkelerden gelen pullara bakmayı severdim, hatta birkaç tane pabuç gibi büyük pulu da saklamıştım, Amerikan pullarıydı galiba.

Önceki gün postadan gelen bir zarfı açtığımda içinden pullar çıktı. PTT Genel Müdürlüğü yeni çıkardığı pullardan bir seri göndermiş. İnanmayacaksınız ama, pullara uzun uzun baktım, çünkü gerçekten çok uzun süredir bu kadar yakından pul görmüyordum. Oysa eskiden mektup yazmanın da, mektup almanın da ne büyük keyfi vardı. Pulu yalayıp yapıştırmak bile keyfliydi. Pulların arkasındaki zamkın çok hoş bir kokusu ve tadı vardır, hala hatırlıyorum. Tabii şimdilerde telefon, faks, e-mail, chat gibi haberleşme olanakları var, pekçok kişi artık bu yolları kullanıyor. PTT'nin pullarını görünce ben de ne kadar uzun süredir kimseye mektup yazmadığımı farkettim.

Yeni çıkan pullar anlamlı. Dört pulluk bir seri Olimpiyatların anısına çıkmış. Ama diğer dört pulluk seri Kurtuluş Savaşı kahramanı komutanların fotoğrafı ile süslenmiş. Kimler diye sorarsanız, yukarıdaki sıra ile isimleri veriyorum.: Korgeneral Kazım Karabekir, Orgeneral Cevat Çobanlı, Mareşal Fevzi Çakmak ve Orgeneral Yakup Şevki Subaşı..

Genç futbolcular Mustafa Denizli'den izin almadan gazetecilerle konuşamıyor
Mustafa Denizli Fenerbahçe'de ilginç bir uygulama başlatmış. Yaşı henüz çok genç olan, İstanbul deneyimi kazanmamış futbolcularını tam koruma altına almış. Bu futbolcularla röportaj yapmak isteyen gazeteciler ya da televizyoncular, öyle diğer futbolcularda olduğu gidip doğrudan konuşamıyor. Çünkü Mustafa Denizli "Benden izin almadan konuşmayacaksınız" talimatı vermiş.

Hafta başında 1907 Fenerbahçe Derneği'nde Mustafa Denizli ile sohbet toplantısı vardı. Biliyorsunuz ben de bu derneğin başkan yardımcısıyım. Derneğin sosyal komitesi her ay en az bir kere bu tür sohbet toplantıları düzenliyor. Ünlü bir konuk 1907'de üyelerin ve Fenerbahçe'ye gönül verenlerin sorularını cevaplandırıyor.

İşte Denizli'nin genç futbolculara uyguladığı korumayı bu toplantıda bir soru üzerine öğrendim.

Pekçok gazete ve televizyon son Yozgat maçında parlayan Serhat'la röportaj yapmak istemiş. Ama kimse futbolculara ulaşamamış. Çünkü Mustafa Denizli "Benden habersiz kimse gazetecilerle konuşmayacak" demiş. Tabii bunun üzerine gazeteciler Denizli'yi aramaya başlamışlar, o da herkesi kibarca reddetmiş.

Denizli bunun gerekçesini şöyle açıkladı: "Bu çocuklar daha çok genç. Henüz büyük kent tecbüreleri yok. Ayrıca biliyorsunuz bu yaşlar baştan çıkmak için çok müsait yaşlar. Futbolculardaki bozulmalar böyle başlıyor. Çocuklar bir anda ne olduklarını anlamıyorlar, kendilerini dev aynasında görüyorlar. Ondan sonra da futbol hayatlarında bitişin ilk adımını atıyorlar."

Ancak Mustafa Denizli kendi kontrolünde olmak kaydıyla bu genç futbolcuların basına çıkmasına hiç izin vermiyor değil. Nitekim, SABAH Spor Servisi Ali Gümüş ve Serhat'la röportaj yapmak için Denizli'den izin almışlar, bugünkü sayfada olması gerek.

Mustafa Denizli'nin bu davranışı ve futbolcularına sahip çıkışı alkışa değer bence.

Son maçta kendini gösterdi
Mustafa Denizli'nin gözdelerinden Serhat, Yozgat maçında kendini gösterdi. Henüz 19 yaşında olan Serhat'ın ilk adı Niyazi, soyadı ise Akın. Serhat Karlsruhe'de doğmuş ve öğrenimini bu Alman kentinde yapmış. Çocuk yaşta futbola merak salmış ve kendi kentindeki takımlarda oynamış. Denizli'nin Milli Takım Teknik Direktörü iken dikkatini çeken Serhat 8 kez Ümit Milli, 12 kez de Genç Milli formayı giymiş. Almanlar genç futbolcuya birkaç yıl önce Alman Milli Takımı'nı önermişler ve Serhat'tan Alman vatandaşlığına geçmesini istemişler. Ancak genç Serhat "Ben başka ülke vatandaşı olmam, ben Türküm" demiş ve bu öneriyi kabul etmemiş.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır