Neyse bu kez Galatasaray, uluslararası boyutta yarattığı futbol kalitesine uygun bir başarı sağladı Glasgow Rangers karşısında da; S. Graz önündeki uyuz döküntülüğünü unutturdu... Kazara maç 10 dakika daha uzasaydı durum ne olurdu bilinmez ama; ikinci yarının sonuna doğru peşpeşe yenen gollerin analizlerini uzmanlarına bırakalım...
Galatasaray'ın son başarısı da spor sayfası manşetlerinde yine hamaset nağralarına dönüştü...
Oldum bittim evrensel bir kimlik özlemi çeken, tam bir Üçüncü Dünya ülkesi özelliği...
Bir Türkiye var, bir de yabancı ülkeler... Yabancı ülkeler, Türkiye'yi yok etmek isteyen Türk düşmanları. O nedenle de "Türk'e Türk'den başka dost yok". Ve Türkler'in tepesi bir attı mı, fena yaparlar düşmanları; özellikle de Avrupalıları... "Avrupa Avrupa duy sesizimizi.." Şimdi buna Amerika Birleşik devletleri de eklenecekmiş gibi görünüyor...
Evrensel boyutlarda çağıyla bütünleşememenin nedenleri, hiç bir zaman kamuoyunun bilincine yansıtılamadı...
Meslekleri olmadığı için, mesleklerin evrensel düzeyleri ve gruplarıyla da ilişki kuramamış olan halk yığınlarına; insanların, "mezarlıklara girenler" le "Dünya ansikpoledilerine girenler" diye ikiye ayrıldığı hiç anlatılmadı.
Mezarlıklara girecekler de ikiye ayrılırlar; zengin olanlarla zengin olmaya çalışanlar... Türkiye kendi iç aleminde, sadece bu çizgiye çakıldı kaldı... "Dünya ansiklopedilerine girenler" kategorisi, hiç bir zaman bir hedef olarak somutlaştırılmadı Türk eğitim tarihinde...
Evrensel değerde kadrolara sahip olabilme özlemi, belli belirsiz gizli bir açlık olarak sürdü gitti kitlelerin yan bilincinde...
Ve bu açlık, sürekli "hamaset ve kahramanlık" demagojileriyle dengelenmek istendi...
Çünkü son iki yüzyıldır, Hazine'den geçinmeli ülke egemenleri; dümen suyuna girdikleri büyük devletlerin genelkurmaylarına, Türkiye'nin şehit olmaya hazır köylü taburlarını vidaladıkları oranda yardım alabiliyorlardı.
Enver Paşa, II. Wilhelm'in Genelkurmayı'na vidalamıştı bizim köylü taburlarını. Ve durup dururken, Türk bayrağı çekmiş iki Alman zırhlısına Odesa'yı bonbardıman ettirerek girilen I. Dünya Savaşı'nda,bir buçuk milyon insan ziyan olup gitti. Kaybedilen 4 milyon km. kareyi aşkın topraklar üstünde 24 devlet birden kuruldu. Böylesine akılsız bir hezimet, bir zafer olarak yansıtıldı Türk kamuoyuna...
Bugün dahi Çanakkale savaşlarındaki Başkomutan'ın Mustafa Kemal olduğu öğretiliyor okul çocuklarına...
Çanakkale savaşlarını Feldmareşal Liman Von Sanders yönetmişti Esat Paşa'yla birlikte... O tarihlerde Mustafa Kemal, yarbay rütbesinde ve Feldmareşal Liman Von Sanders'le Esat Paşa yanında küçük sayılacak bir subaydı; albaylığa, komutan olarak üç ay bulunduğu Arıburnu cephesinde terfi etmişti..
Akdeniz'deki Alman donanması, Çanakkale'ye dümen kıran "İtilaf Devletleri"nin İngiliz armadasıyla Fransız gemilerine karşı kılını kıpırdatmamıştı. Berlin Genelkurmayı, "İtilaf Devletleri"nin deniz güçlerine karşı, Alman Feldmareşalinin komutasındaki bizim köylü taburlarıyla üniversitenin ilk mezunu yedek subayları kullanmış ve onlarla engellemeyi yeğlemişti "itilaf" kuvvetlerinin çıkartmalarını...
Çanakkale savaşlarına, Akdeniz'deki Alman donanması katılmadığı için çok zayiat verildi Çanakkale'de ve bu da -bütün övünmelere karşın- hiç bir işe yaramadı. Çünkü İstanbul işgal edildi yine...
Bir toplumda analitik tarih bilinci geliştirilmediği zaman, o toplum evrensel nitelikte kadrolar yetiştiremez ve dünya ansiklopedilerinde yer edinemez.
Sadece şehit adayları yetiştirmek için hamaset edebiyatı iyice pompalandığı ve tüm dünyanın Türk düşmanı olduğu hipnozları yaratıldığı zaman da; çağlar, 20. Yüzyıl'ın da büyük bir fiyaskoyla ıskalanması gibi, ıskalanır gider..
Neyse ki, artık büyük savaşlar ve ucuz köylü taburları bulup kullanma dönemleri kapanıyor Dünya'da ve "küreselleşme" dönemi başlıyor..
Evrensel kadrolu Galatasaray'ın evrensel başarıları, mutlaka sonunda evrenselleşecek olan Türkiye için, ilk adımlar...
Her ne kadar maç galibiyetleri halen daha, eski Afrika kabilelerindekine benzer zafer nağralanmalarıyla kutlanıyorsa da..