


Bay "Yüzde 8"
Bütün kabahat acaba Baykal'da mı?
1- CHP'ye yönelen eleştiriler "haksız" değil. Çünkü CHP, SHP dönemi de dahil, son 20 yılda, politikasızlıklar, pratik hatalar ve "global sosyal demokrasinin" Türkiye versiyonunu tasarlayamamakla belirginleşen bir yanlış siyasi çizgi izledi..
2- Kuşkusuz bunda Deniz Baykal'ın da rolü vardı.
3- Fakat, esas olarak CHP, politik kadroları bakımından "yaşlanmış", tutuculaşmış, toplumun "genç ve dinamik" arayışlarına kendini açamadığı için başarısızlığa uğramıştı. Bütün bu politikalar oluşturulda da, Baykal bunlara direndiği veya "dile getiremediği" için değil...
4- CHP'nin bugünkü vaziyetinde, bir zamanlar şahlanmış SHP iktidarlarının, özellikle de Erdal İnönü döneminin vebali de vardır.
5- Ayrıca halktaki "genel siyasi küskünlüğün" de, CHP'ye ekstra bir fatura çıkardığı bir vakıadır. Aksi halde seçmenin, bir dönem Refah'a sonra da MHP'ye yönelmesi izah edilemezdi.
6- En önemlisi de, CHP'yi yüzde 8'lere mahkum eden ve Meclis'in dışına itileyen en temel sebebin, SHP'nin 91 seçimlerinde "Kürtçü politikacılarla" ittifak yapma tarihsel hatasıdır.
Bütün bunları tespit etmeden, Deniz Baykal'a, "Bay Yüzde 8" adını koymak ve bütün faturayı ona çıkarmak hem haksızlıktır hem de nesnel bir analize dayanmamaz.
Peki, bugünkü CHP'yi, Deniz Baykal'ın genel başkanlığı kurtarabilir mi?
"Stratejik politik değişiklerle" gidilmezse eğer, ne Altan Öymen'in ne de Deniz Baykal'ın genel başkanlığı kurtarabilir, CHP'yi...
Mesele, çağın gereklerini, "politikleştirme sanatında" yatıyor.
Evcilik
Basit bir haber diyeceksiniz. Bence değil...
İran'da, sekiz gün önce, 15 yaşındaki Muhammed isimli bir erkek çocuğu ile 10 yaşındaki Meryem isimli bir kız çocuğu evlenmişler.
Fakat ancak 8 gün dayandıkları evlilik, tekme tokat bitmiş...
Çünkü Muhammed, "karısı"nın oyuncak bebeklerle oynamasına çok sinirleniyormuş...
"Evin erkeği" sonunda doğu usulü davranmış, karısını ve kayınvalidesini bir güzel pataklayıp, annesinin evine sığınmış... Meryemcik de boşanma davası açmış...
Bundan bize ne demeyin, sakın... İran, bölgede en derin kültüre sahip ve bizi en fazla etkileyen toplum. Oradaki kültüler formasyon bizi çok ilgilendiriyor.
Işık ha!..
Mesut Yılmaz, "Demokrasi kanalları giderek tıkandı ve ciddi bir enerji sıkıntısına dayandık" diyor.. Ve bir itirafta bulunurken, demokrasi ile enerji arasındaki "organik bağı" açığa vuruyor.
Susurluk'taydık... Milletçe "sürekli aydınlık için bir dakika karanlık eylemi" yapıyorduk.
RP-DYP iktidarı ise "Bunlar fasafisodur" diyerek, milletin demokrasi isteğiyle dalga geçiyordu.
Öteki partiler de iktidar hesabındaydı, ne demokrasi umurlarındaydı ne de bekleyen enerji yatırımları...
Halbuki, enerji yoksa güçlü ekonomi olamazdı, güçlü ekonomi ve hayatın yeniden ve yeniden üretimi yoksa, demokrasi de olamazdı. Sonuçta ne olmuş oldu? Ankara şimdi bize "Alın size bir dakika karanlık" demiş oldu...
Prag
Prag'da göstericiler küreselleşmeye isyan ediyor. Prag, tarihi isyan olimpiyatları!
Kalite
Avrupa Kalite ödüleri dağıtıldı.
Kıbrıslı dolandırıcılar girseydi, ödül kesin bizimdi.
Koca kafa
Kafası büyük olanlar daha zeki imiş...
Artık kimseye koca kafa diye hakaret edilemez.
Hakim Bey
Bakırköy 2. Asliye Ceza Hakimi Yılmaz Akten, Kurye Dilek'i beraat ettirmiş... Adalet Bakanlığı da, Mali Suçlar Araştırma Komisonu'nun itirazı üzerine, hakimin kararından kuşkulanıp, kendisini Urfa'ya tayin etmiş... Hakim Bey, bu tayine itiraz edince bu defa Eyüp'e tayın edilmiş... Hakim Yılmaz Akten de istifayı basmış...
Böyle sistem olur mu?
Bir kararda "hukuka aykırılık" varsa, düzeltmenin yolu hukuk yoludur.
Tayin yolu değil!..
Hem tayin "cezalandırma" mı?
İstanbul'da "hukuka aykırı kararlar" veren bir hakim, Urfa'da vermeyecek mi?
Eğer bu mahkemede bazı "işler dönmüşse" düzeltmenin yolu tayin mi? Urfa'nın ne günahı var, demezler mi, adama?
Tartışma
Oral Çalışlar, Kanal 7'deki bir tartışmayı ele alıp, Mehmet Şevki Eygi'nin, Abdi İpekçi'nin kızı Nükhet İpekçi'ye bağnazca saldırmasını eleştirince, ben de o programı seyredemediğim halde, "bağnazlık"tan muzdarip çevreleri eleştirmeye girişmenin "enerji israfı" olacağını yazmıştım. Hatırlayacaksınız. Ertesi gün Oral Çalışlar, "eleştirmeye ve tartışmaya devam etmeliyiz" dedi.
Tartışmak hem gerekli hem de medeniyet ama demokrasiyi kabul etmeyenlerle nasıl tartışacağız? Hangi kanattan, hangi "tabela"yı asmış olursa olsun, beyinsel bağnazlıkla tartışmak, "serap"a kanmak değil mi?
Yazım üzerine, sözkonusu İskele-Sancak programının yapımcısı Ahmet Hakan da aradı. 'Siz Mehmet Şevki Eygi'yi eleştirmişsiniz ama ben programda gazeteci tarafsızlığı ile davrandım" dedi... Okurların bilgisine...