Size de öyle oluyor mu merak ediyorum; zorunlu deprem sigortası lafı bende derhal "Zorunlu tasarruf" çağrışımı yapıyor. Doğrusu sadece de bu çağrışımı yapıyor ve tabii, bu çağrışım da tüylerimi diken diken ediyor.
Zorunlu Sosyal Sigorta...
Zorunlu Tasarruf...
Derken şimdi de Zorunlu Sigorta.
Başımızdaki "zorunlu"luklardan çektiğimiz yetmiyormuş gibi, yeni bir zorunlulukla karşı karşıyayız..
İlk başta itiraz edecek bir şey yok gibi görünebilir. Öyle ya, Türkiye deprem kuşağında bir ülke, Marmara'nın dibinden geçen o melun kırık, evlerimizi başımıza yıkmak için gün sayıyor ve halkımızın büyük çoğunluğunda sigorta yaptırmak gibi bir alışkanlık yok.
Bu durumda büyüklerimiz oturup düşünüyor ve karar veriyor: "Demek ki depreme karşı sigortayı zorunlu yapacağız. Yani halk kendi kendini düşünmüyorsa, biz onu düşüneceğiz. Devlet olarak bütün konutları sigortalayacağız."
Böyle iyiniyetle ve ülke gerçeklerinden hareketle alınmış bir karara nasıl itiraz edilebilir, diyeceksiniz.
Ama unutmayın ki, Sosyal Sigortalar Kurumu kurulup zorunlu sigorta getirildiğinde de niyet kötü değildi. Devlet, çalışanların ağustos böceği misali yaşlılıklarını düşünmeden tüm kazançlarını harcayacaklarını varsayıyor ve onları bu tehlikeden korumak için zorunlu sigortayı getiriyordu.
Yine unutmayın ki, bundan onbeş yıl önce zorunlu tasarruf denen kibar soygun türü uygulamaya sokulduğunda ortaya sürülen gerekçeler de farklı değildi. Dar gelirli halkımızın, geleceği için tasarruf etmek gibi bir alışkanlığı olmadığından, onların geleceğini düşünmek yine büyüklerimize düşmüş, onlar da düşünmüş taşınmış ve zorunlu tasarruf denen emrivakiyi bulmuştu. SSK'nın geldiği noktayı hepimiz biliyoruz. Otuz yıl otuzbeş yıl prim ödeyen işçilerin ellerine geçen parayı da, SSK hastanelerinden aldıkları sağlık hizmetini de... Biraz hesap bilen herkes, herhangi bir işçinin 30 yıl boyunca maaşından kesilen prim kadar parayı herhangi bir bankada vadeli hesapta tutsa bugün eline geçen maaştan kat kat fazla faiz geliri elde edeceğini biliyor.
Zorunlu Tasarruf macerasının sonucunu da hepimiz biliyoruz: Şu günlerde zorunlu tasarruf adı altında kesilen paraları devlete kaptıran milyonlarca emekçi, genel direnişe hazırlanıyor. Çünkü devlet, yıllardır kestiği paraları geri ödememek için bin dereden su getirip açıkça çamura yatıyor. Söz verdiği uzlaşma toplantılarını bile yapmıyor.
Şimdi düşünüyorum, deprem olmuş ve Marmara'da onbinlerce ev yıkılmış... Ekonomi neredeyse felç olmuş, Hazine çökmüş. Normal koşullarda bile vatandaşa olan borcunu ödemeyen Hazine, böyle olağanüstü koşullarda kalkıp her ev için 20 milyar lira ödeme mi yapacak?
Hazine yine bin dereden su getirerek bu ödemeleri yapmadığında biz o acılı, yaralı, bereli halimizle enkazlardan çıkıp yürüyüş mü yapacağız?
SSK'yı iflasın eşiğine getiren sebep devletin SSK fonlarını yıllar boyu neredeyse sıfır faizle kullanması ve eriyip yokolmasına sebep olmasıydı.
Zorunlu Tasarruf konusunda yaşanan çıkmazın sebebi de Hazine'nin bu parayı herhangi bir fon gibi piyasa koşullarıyla işletmek yerine bütçe açıklarını kapamak için kullanması ve yerine koyamamasıydı.
Ve şimdi, zorunlu deprem sigortası adı altında toplanacak 400 milyon doların da kaynak arayışı içindeki hükümet tarafından aynı şekilde kullanılacağını biliyoruz.
Bence hükümet, daha açık davranıp hane başına 30'ar milyon lira ek vergi salsaydı, daha dürüst bir davranış olurdu.
Hiç değilse o vakit, evimizi sigorta ettirdiğimiz zehabına kapılmazdık. 30'ar milyonlarımızı paşa paşa verir, sonra da evimizi hangi şirkete ve kaça sigorta ettireceğimizin hesabını yapardık.