kapat

28.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
A. SAVAŞ AKAT(aakat@sabah.com.tr )


Prag'daki Türkiye

Salı günü Prag'da Türkiye konuşuldu. Söylenenlerin bir bölümü dünkü gazetelerin ekonomi sayfalarına yansıdı. Ben de toplantıyı sonuna kadar izledim. Gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Haklı bir soru var. Küreselleşme karşıtı gösteriler ya da IMF-Dünya Bankası grubu üst yönetiminin açıklamaları yerine neden zamanımı Türkiye ekonomisine ayırdım?

Çünkü, İstanbul'da bütün ekonomi yönetimini bir arada dinleme olanağı çok kısıtlı. Üstelik, Prag'ın benim açımdan bir avantajı da konuşmacılar arasında önemli yabancıların da olması idi.

Toplantıyı Turizm Bakanı Erkan Mumcu ve Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal açtılar. Hasan Ersel'in yönettiği ilk panelde Hazine Müsteşarı Selçuk Demiralp, Özelleştirme İdaresi Başkanı Uğur Bayar, İMKB'de önemli yatırımları olan Templeton fonundan Mark Mobius, Türkiye'nin Dünya Bankası'nda dahil olduğu bölgenin baş ekonomisti Marcelo Selowski ve PriceWaterhouseCoopers'tan Adnan Nas yer alıyordu.

Mahfi Eğilmez'in başkanlığındaki ikinci panelde ise Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Muhsin Mengütürk, bir başka fonun yöneticisi Ed Baker, Telekomünikasyon Kurulu Başkanı Fatih Yurdal vardı. Dinleyiciler yarı yarıya Türkler ve yabancılardı. Sorular esas itibariyle yabancılardan geldi.

Cari işlem açığı
Özellikle Dünya Bankası'ndan Selowski'nin ne diyeceğini merak ediyordum. Hem profesyonel iktisatçı, hem de işi gereği Türkiye'yi çok yakından izliyor. Demek ki enflasyonla mücadele programına bakışı profesyonelce ve tarafsız olacak.

Okuyucularım programı desteklediğimi, sonuç vereceğini söylediğimi biliyorlar. O yüzden adımız iyimsere çıktı. Ama çevredeki karamsarlık beni de etkiliyor. Bazen tereddütlerim artıyor.

Bir korkum, gerçekleri tam görememek. İnsan bir şeyi çok arzulayınca, gerçeklerle sağlıklı ilişkisi zayıflar. Kendi kendini gaza getirir. İstediği yöndeki işaretleri abartır, sevmediklerini küçümser. Acaba ben de öyle mi yapıyorum?

Son dönemde bu tereddütlerin odak noktası cari işlemler dengesindeki açık oldu. Genel kanı dış dengede sürdürülemez bir açığın oluştuğu şeklinde. İthalatın kısılmasından, ekonominin yavaşlatılmasından söz ediliyor.

Halbuki ben dış açıkta tehlikeli gidiş teşhisi için çok erken olduğunu düşünüyorum. Bir: açık o kadar büyük değil. İki: büyük çıksa bile Türkiye finansmanında zorlanmayacak.

Selowski de, sanki aklımı okumuş gibi, aynen bunları söyledi. Cari işlemler dengesinde yılın ilk altı ayında ortaya çıkan açığı korkutucu bulmuyor. Geçici görüyor. İngilizce "blip" sözcüğünü kullandı.

Önümüzdeki dönemde döviz gelirlerinin yükselmeye başlamasını, ithalat artışının ise durulmasını bekliyor. Ayrıca, Türkiye'nin milli gelirin yüzde 3-4'ü mertebesindeki dış açığı zorlanmadan sürdürebileceğini vurguladı.

Türkiye'ye gelen yabancı sermayenin çok düşük düzeylerde kalmasının çok daha ciddi bir soruna işaret ettiğini belirtti. Çözümler önerdi. Doğrusu bunlar beni rahatlattı. Analizime güvenim arttı.

Olumlu izlenim
Toplantıdan olumlu izlenimlerle ayrıldım. Elbette Türkiye'nin ciddi sorunları var. Tersi çok şaşırtıcı olurdu. Fakat, gördüğüm kadar hem yetkililer hem de piyasa aktörleri bu sorunlar biliyorlar. Daha da önemlisi tartışıyorlar.

Bir sorunu anlamak ve çözümleri tartışmaya başlamak, daima ve her yerde o sorundan kurtulma yolunda atılmış ilk ama en hayati adımdır. O bakımdan Prag'dan Türkiye ekonomisi hakkındaki iyimserliğimi koruyarak dönüyorum.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır