


Picasso işinden korktum arkadaş..
Adamın ünü malum.. Eğer Urfa'ya mevsimlik işçi olarak gelmişse rahat durmamıştır.. Eline bir şişe lavanta geçirip ondört kızı kandırmışsa, geride mirasçıları da olabilir..
Al sana uluslararası bir mesele daha!
Bu Pablo Picasso, Batı dünyasının tarihine eşi benzeri görülmemiş bir ressam olarak geçebilir ama bu gidişle bizim polis kayıtlarına "vergi kaçakçısı" olarak geçeceği kesin..
Önce Urfa'da üç Picasso tablosu çıktı, diye duyduk.. Bir iki gün evvel de polisimiz Mardin'de bir Picasso tablosu piyasaya sürülmek üzereyken ele geçirilmiş.. Etti mi size dört Picasso?
Adım gibi biliyorum, arkası gelecek..
Bereket polisimiz kendine "alıcı süsü" verip, dördüncü Picasso tablosunu satmak istyenlerle irtibat kurmuş.. Tarihi tabloyu bir keriz bulup da kakalamak isteyen şebekenin elinden kurtarmış..
***
"Alıcı süsü" deyimi bizim medyanın literatüre bir armağanı..
Ben bu yaşa geldim "Kendine alıcı süsü veren polis" deyiminin tam karşılığını kafamda canlandıramadım.. Esrar operasyonu yapılır, polis kendine alıcı süsü verir..
Tarihi eser operasyonu yapılır.. Polis yine alıcı süsü verip, işe karışır.. Bir tek fuhuş operasyonunda "alıcı süsü" veremiyorlar..
Orada "delici süsü" vermeleri icap ettiğinden; operasyona, yakalarına çiçek takıp limon kolonyası sürünerek gidiyorlar..
Direnme ihtimali..
Baha biçilmez resim operasyonuna giderken "alıcı süsü" vermek, daha farklı bir teknik istiyor..
Bu durumda görevli elemanlar biraz risk alıyorlar.. Çünkü resim alıcısı süsü vermek için gereken aksesuarların başında bere, pipo, tel gözlük ve enden çizgili tişört geliyor..
Bunlar polis deposunda bulunmadığından esnaftan tekin edilip, operasyona katılacak elemanlara zimmetleniyor..
Eğer operasyon sırasında resim satıcıları, kılık değiştirmiş görevli devlet memuruna direnirse problem çıkıyor.. Tek eliyle ağzındaki zimmetli pipoyu tutup, diğer eliyle zanlıyı zaptetmeye çalışan elemanlar zorlanıyor..
Bu arada zimmetli pipo yere düşüp kırılırken, enden çizgili zimmetli tişört de yırtılabiliyor.. Al başına belayı..
Ele geçen baha biçilmez resmi bırakıp, zayi olan zimmetli mal için zabıt tuttam icap edecek ki parası maaşından kesilmeye.. Bunlar teknik ayrıntılar.. Biz dönelim Picasso muhabetimize..
Benim anlamadığım Picasso tablolarının Urfa veya Mardin'de ne aradığı..
Bu yörelerimizin insanından hali vakti yerinde olanları Halil İbrahim Camii'nin avlusuna doldurup; üst baş araması yapsan bile nafile..
Değil bir Picasso tablosuna yetecek para, badanasını Bedri Baykam'ın yaptığı ikiye ikilik bir tuvale paraları çıkışmaz..
Demek ki uluslararası resim hırsızlığı sektörü için Urfa ve Mardin iyi bir pazar değil.. Geriye kalan ihtimallerden biri Picasso'nun bir vakitler buraya mevsimlik işçi olarak gelip çalışması ki bu akla yakın..
***
Resim tarihini hatmedenler biliyor.. Bu Picasso vakti zamanında anlaşılmamış bir ressammış.. Oturup yavrusunun ağzına yem bırakan bir kuş resmi çizememiş mesela..
Pınar başında su içerken tepesinde kelebek dönen geyik resmi de yapamamış.. Akıl edip ağlayan mavi gözlü oğlan çocuğu resmi yapsa belki köşeyi dönermiş ancak onu da becerememiş..
Becerdiği tek şey eline fırça alıp boyayı rast gele sürmek..
Tuvali bir iyice zeminledikten sonra üzerine hilkat garibesi avrat resmi yapmak..
O avratlar ki düşman başına..
Bir kere tamamı köşeli.. Gözleri pörtlemiş.. Memeleri, tekel idaremizin çıkardığı ekstra çay kutuları gibi.. Kiminde kafanın, kolun bacağın yönünü de tuturamadığından organları kuş yemi serper gibi dağıtmış..
Başın duracağı yerde tersine bir ayak çizmiş, kıçın duracağı yere göbek deliği koymuş..
Adamın çizdiği bütün kadınların ortak özelliği bu.. Cümlesi; evliyaya adak adamış da adağı yerine geldikten sonra sözünü tutmadığı için çarpılmış gibi duruyor..
Allahından bul emi?
Benim anladığım Avrupa'da erkek milletini kadından soğutup birbirine meylettiren de bu Picasso'nun tabloları olmuş.. O zamanlar kaç göç devri.. Transparan icat edilmediğinden kadının mahrem yerlerini bilen gören yok..
Sokakta gördükleri uzun elbiseler içinde..
Erkekler bu Picasso'nun tablolarına bakıp "Lan arkadaş kadın dedikleri buysa benden uzak dursun.." deyip birbirlerine hamle etmiş.. Ondan sonra da sapla saman birbirine karışmış..
Saçını at kuyruğu yapıp kurdela takan mı ararsın, kulağına küpe geçiren mi? Yoksa resmen kadın fistanı giyip gezen mi ararsın? Bunları sebebi Picasso olmuştur ki Allahından bulsun..
***
Lafın kuyruğunu bağlamak icap ettiğinden Picasso'nun Urfa'da ne aradığına gelelim..
Yukarıda tarifini yaptığım tabloları önceleri hiç tutmadı.. Adam belli ki Avrupa'da aç zebil kaldı.. O zaman kulağına Adana'da mevsimlik işçi arandığı geldi.. Aracılara üç beş kuruş verip taaa buralara kadar dayandı..
Ele geçen Picasso tablolarının tarihi 1920 olarak belirlendiğine göre kendisi de 20 yaşlarındaydı..
Yazın Çukurova'da çalışıp, kışın Urfa'daki tekkelerden birine kapağı atıp resim çizdi.. Çizdiği resimleri iki sokumlu yufka karşılığı ona buna verdi.. Yol parasını denkleştirdikten sonra da Paris'e döndü..
Bereket döndü.. Dönmeseydi ne olurdu? Cumhuriyetin ilanında aramızda olur, aşka gelip bir Atatürk resmi çizmeye çalışırdı ki daha rejimi kurulmadan battal ederdi..
Sanat tarihinin bilinmeyen bir yönüne ışık tutarken, bu değerli ressama milletçe sahip çıkalım, fikrindeyim..
Bu konuda öncelik Urfa veya Mardin Belediyeleri'ne düşer.. Birinden biri Pablo Picasso'yu fahri hemşehri ilan etmeli.. Hatta iki şehrimizden birinin meydanına bir de heykelini dikmeli..
Heykeli de ille bizim heykeltraşlardan birine yaptırmalı ki çizdiği yamuk yumuk kadın resimlerinin bedelini bir şekilde ödemiş olsun..