1972 ile 1973 yıllarıydı... Bundan 27 yıl önce... Ülkemiz karanlığa o zaman da gebe kalmıştı. Tıpkı bugünkü gibi, elektrik enerjisi yetmez olmuş, "Fabrikaları kapatalım... Evlerde ampulleri söndürelim... Sokak lambalarını sökelim... Camileri, kiliseleleri, turistik binaları ışıklandırmayalım... Az elektrik kullanarak krizden çıkalım..." türü naneden gerekçeler sıralanmaya başlamıştı.
Sebep ve sonuç...
27 yıl önce...
Sebep döviz sıkıntısıydı...
Türkiye'nin dövizi bitmişti...
Dış kredi itibarı da tükenmişti.
Petrol alamıyordu...
Fuel-oil, doğalgaz bulamıyordu.
Ülke karanlıklarda kalmıştı...
Şimdi döviz var...
Ülke yine karanlığa gebe kaldı...
Bu kez sebep beceriksizlik...
Yönetimsizlik...
Santralleri zamanında kurmadılar. Kuramadılar, kurdurtmadılar.
Mevcut termik santralleri iyi bir devlet işletmeciliğinde çalıştıramadılar. Özelleştirme yaptılar fakat yeni sahiplerine devretmediler.
Enerji açığı doğdu.
Barajlara aşırı yüklendiler.
Baraj göllerinde su seviyesi, 2 metreden az olmaması gerekirken, yarım metreye kadar indi.
Yerli kaynağa sırt döndüler.
Bu ülkede kömür olduğunu...
Unuttular, unutturdular....
Doğalgaz santrali lobisi ile nükleer santral lobisinin dümen suyuna girdiler.
Zamanı öğüttüler...
Yılları yiyip bitirdiler...
Ülkede aslında 28 bin megavat gücünde kurulu bir enerji üretim kapasitesi olmasına ve bu kurulu güç ülkenin enerji ihtiyacına cevap verebilecek boyutta olmasına rağmen yine karanlığa gebe kaldık.
27 yıl önce....
Enerji krizinin sebebi dövizsizlikti.
27 yıl sonra...
Krizin sebebi yönetimsizlik...
Bunun bir sorumlusu neden yok? Enerji Bakanı niçin istifa etmez?
Niçin istifaya zorlanmaz?
Mecvut termik santrallerin bakımını zamanında yapmadılar, işletmesini titizlikle yürütmediler.
Eldeki santralleri patlattılar.
Örneğin, 400 megavat elektrik üretecek güçte Elbistan Termik Santrali'nin türbini patladı. İşletme hatası yüzünden buharı fazla verdiler, türbinin devri arttı, santral aşırı rezonansa (büyük dalgalanma) girdi, aşırı rezonansı ayarlayamadılar. Yataklar yandı, santral kanatları çöktü...
Santral devreden çıktı...
Devreye sokmak için en azından 8-10 aylık bir zaman gerekiyor. Çünkü bu santral dediğiniz şey beyaz eşya bayiinde satılan bir elektrik süpürgesi ya da bizim Enerji Bakanı'nın kullandığı elektrikli traş makinesi değil...Elektrikli traş makinası bozulursa, gidip yenisini alabilirsin. Ama santral bozulunca hemen yenisini alamıyorsun. Çünkü santraller, tıpkı bir terzinin milimetrik hesaplayarak her bedene uygun elbise dikmesi gibi, o ülkenin linyit kömürü yatağının kalorisine göre inşa ediliyor. Bu kömürün kalori değerine göre kazan yapıyorsun, kazanın buhara dayanıklılığını da ona göre tutuyorsun... Zaman alıyor.
Elbistan Santrali...
Bugün yapsan...
350-400 milyon dolar...
400 milyon dolarlık bir yatırımı 8-10 ay süreyle devre dışı bırakacak yönetim beceriksizliğini göstermeye kimin hakkı var?
Bunun bir sorumlusu olmalı...
Enerji Bakanı koltuğunda duruyor. Onun arkasında ANAP duruyor.
ANAP'ın başında...
Mesut Yılmaz duruyor...
Mesut Yılmaz'ın arkasında...
DSP lideri Ecevit duruyor...
DSP'nin arkasında...
MHP lideri Bahçeli duruyor...
Ülke karanlığa girdi...
Bir sorumlusu bulunamıyor...
Cumhurbaşkanı yine haklı!
Halk Bankası, Ziraat Bankası, Emlak Bankası gibi içerden, dışardan oyula oyula, örselene örselene, hortumlana hortumlana yalama olmuş devlet bankalarının düzeltilip, özelleştirilmesi için bir dizi önlem almak gerekiyor. Önlemlerden biri de bu bankaların hisse senetleri el değiştirirken vergi alınmaması. Vergi alınmazsa bankaları satmak cazip olacak, özelleştirme de kolay olacak.
Hükümet bunu kanun hükmünde kararname ile yapmak istiyor. Fakat yeni Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Anayasamıza ve yasalarımıza göre, "Vergi koymak ya da vergi kaldırmak kanunla olur, kararnameyle olmaz..." diyerek önüne konulan metni geri gönderiyor.
Cumhurbaşkanı haklı...
Bu ülkede...
Eğer hukuk devleti varsa..
Her işi hukuğa göre yapmak zorunda. Yeni Cumhurbaşkanı "Yasaları delmeyip, uyarsak bir şey kaybetmeyiz" diyor.
Ahmet Necdet yine haklı.