Türkiye'nin sorunlarını sayarken ben bir unsur daha eklemek istiyorum. Pahalılık, yüksek enflasyon, işsizlik, eğitim gibi sorunlara bir de "muhalefetsizlik" kavramını katıyorum. Çünkü şu anda muhalefetteki boşluk Türkiye'nin ciddi sorunlarından biridir. Muhafetin olmadığı bir ülkede iktidarlar herşeyi yapabilirler. Halkın mutluluğu ya da mutsuzluğu muhalefetsiz bir ülkede iktidarları ilglendirmez.
Muhafeletin olmadığı ülkeler aslında diktatörlüklerin hüküm sürdüğü ülkelerdir. Belki bunun tek aykırı olduğu ülke Türkiye. Ülkemiz bir diktatörlük değil ama muhalefet de yok. Bu yüzden iktidarlar çok rahat hareket ediyor.
Tabii kastettiğim parlamento içi muhalefet. Gerçi iki muhalefet partisi var, ama bunlardan biri kapanıp kapanmama telaşı içinde, dünyayı görmüyorlar, diğeri de lideri nedeniyle etkili çevrelerde ciddiye alınmıyor, yaptıkları muhalefete yok gözüyle bakılıyor.
Tabii bu da ayrı bir sorun, muhalefeti görmezden gelmek de bize özgü bir olay. Ama ne yazık ki, gerçek bu ve ülkede şu anda muhafelet olduğundan söz edemeyiz. İşte CHP'nin önemi burada ortaya çıkıyor. Türkiye'nin en eski partisinin yapacağı etkili ve olumlu muhalefet ülke için çok hayırlı olacaktır. CHP'nin bir kazaya uğrayarak parlamento dışında kalması muhalefet etme görevini yerine getiremeyeceği anlamında değildir.
Muhalefet ille de karşı çıkmak anlamını taşımaz. Muhalefet iktidarların yaptıklarını denetlemek, eksikleri gidermek, haksızlıklara engel olmak, yanlışları düzeltmektir. Bunu parlamento dışında da yapmak mümkündür. Önemli olan doğruları söyleyebilmek, ama bu doğruları tüm halka ulaştırabilmektir.
CHP iç çalkantılar yüzünden bugünlere geldi. Genel Başkan Deniz Baykal hatasını anlayarak ileri demokrasilerde görülen bir erdemi sergiledi ve bir köşeye çekildi. Ama geçen zamanda, CHP'de iktidar koltuğuna oturanlar partiyi derleyip toparlayamadı, yeni, ileri ve doğru politikalarla ortaya çıkamadı, muhalefet görevini yerine getiremedi.
Şimdi Baykal tekrar aday, partililerden güvenoyu istiyor. CHP'liler aslında çok zor olmayan bir seçimle karşı karşıya. Ya karizmatik ve kendini yenilemiş bir liderle tekrar yola çıkacaklar ya da hiçbir yeni unsur taşımayan eski bazı hiziplerin yaşlanmış temsilcileriyle bugünkü silik statüyü sürdürecekler.
CHP delegelerinin ilk şıkkın üzerinde durmaları, yeni bir heyecanla, tazelenmiş bir genel başkanla Türk siyasetindeki yerini almaları daha doğru olacak gibi geliyor bana. Çünkü Türkiye'nin CHP'ye çok ihtiyacı var.
Banu Alkan mı bizle kafa buluyor biz mi onunla kafa buluyoruz?
Reklamcılıkta çok kullanılan bir yöntem vardır. Reklamda rol almak üzere ünlü kişilere teklif götürülür. Bu ünlü kişiler genellikle bu reklamlarda kendi doğal karakterlerini sergilerler. Sağlıklı bir besinin tanıtıldığı reklam filminde rol alan ünlü bir doktor, filmde de doktoru canlandırır. Hatta doktor kimliği ile çıkar ve bir otorite olarak ürünün kalitesini anlatır.
Yine ünlü bir rallicinin otomobil reklamında iyi bir sürücüyü canlandırması, banka reklamındaki tiyatro sanatçısının mekan olarak tiyatroyu kullanması, konuşmaların hep tiyatro çevresinde geçmesi örneklerini verebilirim. Tabii bu güne kadar izlediğiniz pekçok reklamı hatırlamaya çalışın, siz de örnekleri çoğaltabilirsiniz.
Ama ilk kez bilgisizlik ve cahilliğin böylesine prim yaptığına tanık oluyoruz. Konuşmaları, hareketleri, şarkıları ve davranışları ile halkın gözünde hiç de iyi bir izlenim bırakmayan Banu Alkan bu özelliklerini, yine kendi kimliği ile bir reklam filmine aynen yansıtıyor.
Banu Alkan "neremi neremi" adlı garip şarkısıyla ortaya çıktığında herkes dalga geçti. Bazı kanallar Banu Alkan'ı canlı yayınlara çıkarıp şarkısıyla alay etti. Ancak Banu Alkan aslında alay olarak söylenen hiçbir sözden alınmadı ve hemen her gece bir ekranı parsellemeyi başardı.
Öyle bir an geldi ki, aslında Banu Alkan'la kafa bulmak için davet eden kanallar, sayfalarını açan gazeteler, dalga ile ciddiyeti karıştırdılar. Vatandaşın da kafası karıştı, çünkü artık dalga mı geçildiğini yoksa ciddi ciddi Banu Alkan'ın övüldüğünü mü anlayamaz hale geldi.
İşin doğrusu Banu Alkan'la dalga geçilmesiydi. Çünkü ne müzik piyasasına, ne sinema dünyasına Banu Alkan'dan daha kötüsü gelmedi. Ayrıca bu hanımın zeka düzeyinin de çok yüksek olduğunu kimse söyleyemez.
Ama Banu Alkan'ın başardığı bir şey var; zekasıyla, cahilliğiyle dalga geçilmesine rağmen buna hiç aldırmayıp parasını kazanmayı bildi.
Alkan bu özelliklerini şimdi bir reklam filmiyle taçlandırmış durumda. Kaç lira aldığını bilmiyorum, çünkü şirket söylemiyor, haksız değil, bugün reklamdan kaç para aldığını kim söylüyor ki. Ama bunun çok ucuza olduğunu sanmıyorum. Ortada 20 milyar aldığı yönünde söylentiler var. Çünkü Banu Alkan'ın bilinen özelliklerini bu tür pazarlıklarda daha aşağıda bir rakama sergileyeceğini sanmıyorum.
İşte İxir reklamında Banu Alkan'ın kendi hayatını sergilediği diyalog
Kokoreççi: Kekik de serpiyim mi?
Banu Alkan: Biraz alayım canım.
Mısırcı: Afrodit Hanım
Banu Alkan: Canıımmm
Mısırcı: Size Afrodit Hanım diyebilir miyim?
Banu Alkan: Tabi ki canım
Mısırcı: Afrodit, siz kendinize bir site yapsanıza!
Banu Alkan: Ha!Ha!Ha! Ayol, ben mütaahit miyim? Sonra ben sanatçıyım. Anlar mıyım bu işten? Hem o para ben de ne gezer? Ben zengin miyim o kadar? Benim kasetim çıktı, siz aldınız mı? Dans etmeyi sever misiniz? Hem İstanbul'da yer mi kaldı ki, site yapayım? Arsa var mı? Ha!Ha!Ha! Hadi bakalım.