Düşsel bir tablonun içi... Dağlardan çıkarak, yer yer küçük genişlikler çize çize coşkuyla ve azgın olmayan köpüklenmelerle akan bir çay... Çayın azıcık kavislendiği bir yamaç kıyısında kimsesiz bir lokanta... Lokantanın aşağı doğru inen tahta merdivenleri... Ve çayın içindeki kısa kazıklar üstüne kurulmuş, tahta parmaklıklarla çevrili, tahta koskocaman bir çıkma... Yazın kurulan bu çıkmalara, "köşk" deniyor Köyceğiz dolaylarında...
Köşk'ün üstünde tertemiz örtüleri, bardakları, tabakları, kağıt peçetelikleri ve tuzluklarıyla masalar...
Saat ikindiye doğru... Kimsecikler yok ortalıkta... Masalar bomboş... Dibindeki taşların göründüğü, hafif köpüklü berrak sular akıyor, köşkün altından ve üç bir yanından... Sarı gagalı, üzüm gözlü, süt beyaz ördekler yüzerek hemen bizim tarafa yaklaştılar... Ola ki, bir şeyler atılır, diye bekleşiyorlar; perdeli pembe ayaklarıyla akan sulara karşı koyarak...
Karşıda koskocaman bir çınar... İki kişinin kucaklayamayacağı çatallaşmış görkemli gövdesi, göklere doğru uzanan görkemli dalları ve pençe pençe sararmaya yüz tutmuş, dantelli yapraklarıyla... Kimbilir kaç yaşında çınar; yüz mü, iki yüz mü; belki de daha fazla...
Kıyılar, tepelere doğru çamlar, çınarlar, günlük ağaçları, narlar ve okaliptüslerle kaplı...
Hafif köpüklerle akan çay... Sarı gagalı, üzüm gözlü, süt beyaz beş ördek; köşk'ün kıyısında, oraya buraya azıcık yüzerek bir şeyler atılmasını bekleyen...
Ne çınarların haberi var değişmekte olan Dünya'dan, ne beyaz ördeklerin; ne de Prag'da Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu Genel Kurul toplantısını protesto eden enternasyonal grupların...
Enternasyonal gruplar; küreselleşme yahut globalleşme sürecinin, yoksul halk yığınlarını daha da yoksullaştıracağından kaygılanıyorlar. Görünen o ki, evrensel değişimin temelde hangi verilere dayandığının pek farkında değiller... Soğuk Savaş dönemlerinden kalma slogancı koşullanmaları aşamamışlar...
Tabii o kadar da kolay değil aşmak koşullanmaları ve görebilmek değişimin motorlarını...
Teknolojideki değişimler, işçi sınıfına dayalı üretim biçimlerini de değiştiriyor... İşçi sınıfları artık tarihe malolma döneminde... Derebeylikler, mutlak monarşiler, oligarjik cumhuriyetler, işçi sınıfını sömüren burjuva demokrasileri dönemi, nasıl aşıldıysa; emperyalizme karşı çıktıkları iddiasıyla; kendi halklarını yoksul bırakma karşılığında, silah alımlarıyla emperyalizmi pekiştirip duran sözde bağımsızlık hareketleri de aşılmakta...
Değişen teknolojiler, bir yandan işçi sınıfını tarihe gömme sürecine girerken; bir yandan da üretimi alabildiğine arttırmada...
Kim emecek bu artan üretimi?
Kendi yerel egemenlerinin, dış silah alımları yüzünden yoksul bıraktıkları halk yığınları mı?
Unutmayın ki, sözde bağımsız ülkelerin, her yıl silah fabrikatörlerine ödediği toplam para 850 milyar dolar...
Globalleşme, yahut küreselleşme, yahut "Yeni Dünya Düzeni" ülkeler arası çatışmaları, uzlaşmaya dönüştürdükçe; silah alımlarıyla savunmalara harcanan paralar da, halk yığınlarının yoksulluktan kurtulmasına yönelecek...
Ve durmadan artan üretim, yoksulluktan kurtulan yeni halk yığınları sayesinde hızla genişleyen yeni pazarlar bulacak...
Global sermaye, yoksul halk yığınlarını zenginleştirmek zorunda. Ve yine global sermaye biliyor ki, halk yığınları; büyük ölçüde silah alımları yüzünden gelişemiyor. Onun için ülkeler arası çatışmalar dönemine karşı çıkıyor, uzlaşmalar dönemini başlatıyor...
Bir de, petrolün yerine; daha bol ve daha ucuz olan yeni enerji kaynaklarına geçilecektir yakında...
Bir yanda silahsızlanma, bir yanda petrolün yerini alacak olan daha bol ve daha ucuz yeni enerji olanakları...
Ve bir yanda da, değişen teknolojilerle durmadan artan üretim..
"Ulus-Devlet" modelini de depremleyen böylesi bir "Yeni Dünya Düzeni"ne karşı çıkmanın anlamı ne?
Değişimin temelini ve amaçlarını anlayamamış olmayı vurgulamaktan başka?
Yuvarlakçay'ın üstünde yüzen beyaz ördeklere:
- Öyle değil mi, dedim...
- Vak vak vak, dediler...
Çınarlar da dantelli yapraklarını titreterek:
- Evet, evet diyorlardı...