kapat

28.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner


Böyle koş, canımı al

Televizyon başında "Hey yavrum hey" diye bağırdım. Sabahın erken saatlerinde yapılan 1500 metre seçmelerine, Olimpik stada göre dünyanın öbür ucundaki otelimden yazımı yazdıktan sonra yetişmem söz konusu değildi.. Bu yüzden oyunları olabilecek en kötü şekilde yayınlayan Avustralya Kanal 7'nin karşısına oturdum.. Yaptıkları tek iyi şey, her yarışmada dünya çapında bir yorumcu kullanmaları.. Bu kez Sebastian Coe vardı.. Bu efsane adamı bir Türk atletinin koştuğu yarışta dinlemek ilginç olacaktı..

Elimdeki şekeri, sımsıkı tutuyordum, kağıdını açmadan.. Atletizmin açılış gününde Kenan'la rastlamıştık hani Süreyya'ya.. Yazmıştım konuştuklarımızı.. O konuşma sırasında bana bir şeker ikram etmişti.. "Bu şeker uğurumuz olsun" demiştim.. "Sen final koşarken yiyeceğim.."

Kenan onun son yaptığı yarışları izlemişti. "Biraz taktikli koş.. Hemen öne atlayıp kendini yorma" demişti. "Geride kalırsam onları yakalayamayabilirim" demişti, Süreyya..

Haklıydı.. Geçen yıl en iyi 4.14.8 koşmuşken, bir yıl sonra 11.5 saniye daha hızlı koşarak, akıl almaz bir hızlanma gösteren Süreyya'nın uluslararası deneyimi çok azdı.. Geride kaldığı zaman, bir anda iş işten geçebilirdi. Oysa önde yarışı kontrol etmek, akıllıcaydı..

Tabanca patlar patlamaz öne fırladı Süreyya.. Hem de ne fırlayış.. İlk yüz metrede 4-5 metre öndeydi.. Genelde bu çapta büyük uluslararası yarışmalarda, önde görünmek, kendinden bir an olsun bahsettirmek için açık ara öne fırlayanlar hep vardır.. Bunlar genelde, çok daha açık ara ile sonuncu olurlar, eğer yarışı terketmezlerse.. Ve de deneyimli arkadakilerden hiçbiri temposunu bozup onun peşine takılmak şaşkınlığını göstermez, onun tükenmesini beklerler, kendi koşularını o yokmuş gibi koşarken..

Sebastian Coe, bizim kızın onlardan olmadığını hemen işaret etti: "Türk Ayhan, 4.03'lük çok iyi bir atlet.. Ne yaptığını biliyor.."

Ne yaptığı belliydi Süreyya'nın..
Üç seride ilk altı ve sonra, kaybedenlerin derece ile en iyi altısı yarı final koşacaktı.. Süreyya tempoyu yüksek tutarak, bir kazaya uğrar ve ilk altıya giremezse, kaybedenler içinde en iyi derece şansını kullanmak istiyordu.. Son tura kadar en önde koştu ve Kenan'ın dediği taktik koşusunu bu 400 metrede yaptı.. Daha gücü vardı ve bu gücü artık ekonomik kullanmanın zamanı gelmişti.. Sağına soluna bakarak, ilk altı içinde olduğunu hep görerek ve bilerek, tüm ataklara cevap verip, ilk gruptan kopmayarak yarışı bitirdi..

"Hey yavrum hey" diye bağırdım ve şekeri cebime koydum.. Yarı finalde avcumun içinde sımsıkı tutmak için..

İşte bizimkilerden beklediğim Olimpizm bu.. İlle de madalya alsınlar dediğim yok.. Binlerce kilometre öteden buralara geldilerse, ne kokan, ne bulaşan keçi pisliği gibi silinip gitmesinler.. Aslan gibi bir yürekle yarışsınlar; gidebildikleri kadar gitsinler.. "Biz buradayız" desinler.. Süreyya bunu yaptı işte..

Hem de o "Çok iyiler, çok iyi hazırlandılar" dedikleri ve bizi inandırdıkları boksörlerin, işin ciddi rakiplere geldiği ilk turda sapır sapır döküldükleri utanç gecesinin sabahında..

Bu altıncı Olimpiyatım.. İlk defa yarı final koşan bir Türk atleti izleyeceğim hayatımda.. Orda da böyle yarış, canımı al Süreyya!..

Divalar'ın düellosu
Avustralya medyası 200 metredeki Marion Jones-Cathy Freeman yarışını "Divaların Düellosu" adı altında manşetlere taşıyor.. Jones'un "Sydney'de 5 yarış.. 5 altın" sloganının bir engeli de şu günlerde ortaya çıkan Freeman..

Avustralyalı yerli kızın 400'ü kazanana kadar 200'cü de olduğu kimsenin aklına gelmiyordu.. Oysa Cathy de sessiz sedasız, Perec'in 1996 Atlanta'da tarihte ilk kez gerçekleştirdiği 200-400 dublesini yapmak istiyor.. Perec ve İnger Miller'in çekilmesinden sonra Marion'un işinin kolayladığını düşünenler, şimdi Cathy'yi ciddiye almaya başladılar.

Marion'un bu seneki 21.94'lük en iyi derecesi, 200 metre hesabı ile en yakın rakibi ile arasına 4 metre koyuyor. Ama Cathy yarışlarını kağıt üzerinde koşmuyor.. Bu yıl, Dünya 2 numarası İnger Miller'i 22.57 ile geçmeyi başardı..

Çocukluğumuzun çizgi kahramanı Kızıl Maske vardı. Onun orijinal adı Phantom'dur.. Yani hayalet.. İşte tam o Phantom'un kılığını andıran bir garip forma ile koşan Cathy, Marion için "Pistlerdeki hayalet" olabilir..

Kendimize şöyle bir dönmemiz gerek
Togay Bayatlı, "Bunlar para için gelmediler mi ülkemize?.. Para için maç da satarlar.. Satıyorlar da" diye bağırıyordu, birbiri ardına ringe çıkıp, birbiri ardına dayak yiyen, sapır sapır dökülen boksörlerimizi izledikçe..

"Biri altın, iki madalya garanti.. Dört de olabilir" deniyordu.. Boks Federasyonu başkanımız Caner Doğaneli, Uluslararası Federasyonun 1 numaralı ikinci başkanlığına gelmişti. Doğaneli'nin başarısı Türkiye için gerçekten büyüktü.. Hakem oyunlarının hem de nasıl utanç verici döndüğünü bunca Olimpiyatta o kadar yakından izlemiş, bu yüzden bokstan o kadar soğumuş, "Bu spor falan değil" diye bas bas bağırmıştım hep.. "Boks yapmana gerek yok. Hakemi ayarla yeter.."

Kulaklarımıza fısıldanan, hakemlerin bu defa bizim için ayarlandığıydı..

Caner Doğaneli AIBA asbaşkanlarının birincisiydi ya.. Herkes kafasında bir hikaye uydurup önce de kendi inanıyordu.. Bizimkiler düşmesin, nakavt olmasın yeterdi.. Madalya gelecekti..

Maçın bitmesine 37 saniye kala 7-2, 3 saniye kala 8-6 önde olan Nurhan Süleymanoğlu'nu kazandırmak, hakemler için çok ama çok kolayken, o maçta bile parmakların oynamayışı kimsenin aklını başına getirmedi.. Kimse "Hakemlerin bizimle alakası yok" demedi..

Selim Palyani'nin Rus'tan sopa yemesinin ardından da aynı masalı anlattılar ya.. "Efendim bunu yense karşısına dünya canavarı bir rakip gelecek adam bizimkini parça parça edecekti. Bir tur evvel, feci dayak yemeden gittiği iyi oldu.. Böyle maçlarda hakemleri kullanmamak akıllı bir taktik.."

Biri altın, iki madalya garanti masalı, salı günü öğleden sonraya kadar sürdü.. O sabah yumrukları bizim boksörler değil, bu masala inanan bizler yedik suratımıza, yağmur gibi..

Ringe çıkan dökülüyor, dayağı yiyor, iniyor, gidiyor, serseme biz dönüyorduk.. Bu muydu iyi hazırlanan takım?.. Bunlar mıydı canavar transferler?.. Rezillik ortaya çıkınca, o ana kadar nedense (!) konuşulmayan tersine hikayeler anlatılmaya başlandı..

Akın Kakauridze, Gürcistan'dan transfer olduğunda adını Akın Kuloğlu olarak değiştirmiş, bu adla döğüşmüş, sonra kimselere haber vermeden tekrar Kakauridze soyadını almıştı.. Olimpiyat öncesi Türkiye'de nesi var, nesi yoksa satmıştı. Sydney sonrası Gürcistan'a dönecek, spor hayatına eski forması ile devam edecekti.. Türkiye'den kazanacağını kazanmış, yükünü tutmuştu. Tutar.. Ona kimse karışamaz.. Ama bir kez Dünya ikincisi, bir kez Dünya üçüncüsü adamın böyle kötü döğüşmesine karışırım..

Dönünce Fikret Ünlü, Türk Sporunun A'dan Z'ye yeniden yapılanması için kolları hem de fena halde sıvamalı.. "Türk spor yasası"ndan başlayarak, çok radikal reformlar gerekiyor..

Genel Müdür Kemal Mutlu da aynen benim gibi düşünüyor: "Tesis yaparak Olimpiyata talip olunmaz.. Biraz da spor yapmak gerek.. Şu halimizi görüyorsunuz!.."

Sinan Erdem ağabey duymasın ama, hem de en sorumlu yerde bulunan Mutlu'nun itirafı acı, ama haklı..

Spor Yazarlari sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır