kapat

22.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
banner
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
M. NURİ YILMAZ

Cenaze ile ilgili bazı uygulamalar

Yüce dinimiz İslamiyet, yaşadığımız dünya hayatı ile ölümden sonraki hayata gereken önemi vermiştir. İnsan hayatını mukaddes sayan dinimiz, ölümle birlikte hayatın sona ermeyeceğini, dünya hayatında yaptığımız büyük küçük her fiilin karşılığını göreceğimiz, ölüm sonrası sonsuza dek sürecek uhrevi bir hayatın varlığı inancını yerleştirmiştir.

İslam inancına göre ölüm en etkili öğüt ve en büyük uyarıcıdır. Ölümden kaçış mümkün değildir. Allah'a ve ölüm sonrası hayata inanan müslümanlar, ölüm gerçeği karşısında iman ettikleri Allah'ın engin rahmetine, sevgi ile yolunu takip ettikleri Peygamberimizin kurtarcı şefaatine güven duyarlar, umut sahibi olurlar. Bu güven ve umut bir yandan onların ruh ve beden sağlığını korurken, diğer taraftan onlar için aşırılıktan uzak, ebedi mutluluğa yönelik verimli bir dünya hayatını mümkün kılmaktadır. Yüce yaratıcı ile gönül ilişkisini sağlam tutanlar, ölüme vuslat nazarı ile bakarlar. Mevlana'nın ifadesiyle ölüm onlar için şeb-i arus (düğün gecesi)'tur. Hz. Peygamber ölümü unutmamayı, Allah'ın hoşnut olacağı iş ve davranışlarla ona hazırlanmayı, Allah'ın rahmetinden ümitli olmayı bizlere tavsiye etmektedir. Cenab-ı Allah, hangimizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştı. (Mülk 2) Hayat anlamsız bir varoluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Hayat bizim için yararlı faaliyetleri icra edeceğimiz bir alan, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığını bulacağımız bir dönüm noktasıdır.

***

İslam dini sosyal dayanışma, adalet ve yardımlaşmaya bünyesinde geniş yer vermiş, biz inananları buna teşvik etmiştir. Hastaları ziyaret ederek onlara Allah'tan şifa, sıhhat ve afiyet dilemek, sabır ve tahammül tavsiye etmek, dünya hayatını terk etmek üzere olan hastaları kıbleye çevirmek, onlara şahadet telkin etmek gibi bazı hizmetlerde bulunmak, vefat hadisesi gerçekleşince ölüyü yıkamak, kefenlemek, namazını kılmak, kabre kadar taşımak, defnetmek ve ölü için dua etmek de İslam'ın Müslümanlar'a yüklediği sosyal görevler arasındadır. Ayrıca ölen bir Müslümanın ardından Allah'tan rahmet dilemek, hayırla yad etmek ve iyiliklerinden bahsetmek dinimizin öngördüğü davranış biçimidir. Ölü için kötü sözler sarf etmek veya arkasından varsa kötülüklerini açıklamak ise İslam'ın hoş görmediği bir hareket tarzıdır. Nitekim ölülerimizi hayırla anmamız bizlere tavsiye edilmiştir.

***

İslam'ın evrensel ilkelerini özümsemiş ve bunları milli değerleriyle sağlıklı bir şekilde bütünleştirmiş olan milletimizin, yukarıda zikrettiğimiz sosyal görevle ilgili konularda oldukça aktif ve gayretli olduğu memnuniyetle müşahade edilmektedir. Milletimizin fertleri, sosyo-ekonomik durumu ne olursa olsun; ölen kimselerin cenazelerine büyük bir arzuyla iştirak etmekte ve onlara karşı son vazifelerini yerine getirmek için fedakar ve samimi gayret göstermektedirler.

Bununla birlikte; son yıllarda bu konuda dinimizin özüne ve dış tezahürlerine uymayan bazı uygulamaların ve yeni alışkanlıkların (!) tatbik edilmeye çalışıldığı, bunun ölene saygı ve bağlılık olarak yansıtılmak istendiği üzüntüyle müşahade edilmektedir. Bunların başında da, cenazeyi alkışlama uygulaması gelmektedir. Son yedi-sekiz seneden beri yaygınlaşmaya başlayan bu uygulamanın dini-milli ve örfi hiçbir dayanağı yoktur. Kaldı ki, yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de müşriklerin dua şekliyle ilgili olarak; "Onların Beytullah yanındaki duaları ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir." buyrulmaktadır. (Enfal, 35) Cenaze merasimlerinin ölen bir müslümana yapılması gereken son bir vazife olması yanında, yaşayanlara yönelik ölümü hatırlamak, ahiret alemini düşünmek ve ibret almak gibi amaçları da vardır. Bu nedenle cenaze merasimlerinde yüksek sesle tekbir getirmek bile İslam alimlerince hoş karşılanmamış, mekruh görülmüştür. Dolayısıyla cenaze törenlerinde bağırıp, çağırmak, yüksek sesle ağlamak, ölen kişileri alkışlamak, siyasi vb. nitelikli slogan atmak, ıslık, zılgıt, tezahürat yapmak, dinimizin aslında mevcut olmayan bid'atlardır ve özden sapma tezahürleridir.

***

İslamda emredilen her davranışın belirli bir usul ve adabı vardır. Ayrıntı ile ilgili durumlarda mahalli örf ve geleneklere müsaade edilmişse de özde ana espriye uygunluk esas kabul edilmiştir. İslam'ın özü ve ruhuna aykırı gelenek ve uygulamaların Kur'an ve sünnetin yerine kaim olması düşünülemeyeceği gibi, bunlara hoş bakılması da uygun değildir.

İslam dininde "İttiba'il-Cenaze=Ölünün kabristana götürülmesinde hazır bulunmak" olarak bilinen görevde de, İslam'ın ve onun asli kaynaklarının öngördüğü ölçü ve prensiplere uyulmalıdır. Cenaze merasiminde hazır bulunanların sükünet ve vakara riayetleri gereklidir. Bu ölen kimseye gösterilecek saygının da bir gereğidir. Haftaya buluşmak üzere.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır