|
|
EMİN ÖZTÜRK
|
  
4. petrol şoku-2
Çarşamba günkü yazımızda petrol fiyatlarının üç kattan fazla artmasının ekonomik etkileri üzerinde durmuştuk. Vurguladığımız noktalardan bir tanesi, petrol fiyatındaki artışların olumsuz etkilerinin gelişmekte olan ülkeler için daha fazla olması idi. İkinci vurgu Türkiye'nin içinde bulunduğu özel konjöktür nedeniyle diğer gelişmekte olan ülkelere göre petrol şokundan daha fazla etkilenmesiydi. Bu durumu "Türkiye köşeye sıkıştı" alt başlığı ile ifade etmiştik. Bugünkü yazıda, karşılaşılan durumu neden "dördüncü şok" olarak nitelendirdiğimize, öncekilerden temel farkına ve Türkiye'nin özel durumuna ilişkin geçen yazıda bahsetmediğimiz konulara değiniyoruz.
"Şok" tabiri haklı mı?
Petrol üreten ülkelerin OPEC adı ile örgütlenmesini takip eden 40 yıllık dönemde petrol fiyatları üç defa 30 dolar seviyesinin üzerine çıktı. Her defasında fiyatlar yüksek seviyesini dünya ekonomisini etkileyecek ölçüde uzun süre muhafaza etti. Bunun olumsuz etkileri ise enflasyonist baskıların artması ve büyüme oranlarının düşmesiydi. Bu şoklar sırasıyla 1973, 1979 ve 1990'da olmuştu. O yıllara denk gelen olaylar ise sırasıyla Arap-İsrail savaşı, İran'da rejim değişikliği ve Irak'ın Kuveyt'i işgali idi. Eğer herkesin beklediği gibi petrol fiyatları 2000 yılı başından itibaren 24-25 dolar seviyesine düşmüş olsaydı, 1998 sonundan itibaren görülen artışı şok yeni bir şok olarak nitelendirmek doğru olmazdı. Ancak 2000 yılının ilk 9 ayını tamamladığımız şu günlerde fiyatların hala 33-35 dolar seviyesini korumakta olması bu son durumu da bir "petrol şoku" olarak nitelendirmemize yol açıyor.
Bu defa OPEC
Dikkat edilirse geçmişteki üç büyük şokun üçü de savaş gibi olaylara denk geliyor. Ancak bu defa durum farklı. Ortada bir savaş veya önemli bir siyasi gerginlik yok. OPEC'in başarılı bir şekilde üretimi kısarak fiyatı yükseltme politikası ilk defa bu kadar uzun süreli olarak başarıya ulaştı. Tabii petrol ithal eden ülkeler bu politikaya itiraz ediyorlar. Onların itirazları, petrol fiyat artışlarının enflasyonist etkisini engellemek için faiz artışına gidilmek zorunda kalınacağı ve bunun sonucunda dünyanın yeni bir ekonomik durgunluğa gireceği noktasında toplanıyor. OPEC bu itiraz ve uyarılara tamamen karşı çıkmıyor ve amacının fiyatlara 25 dolar civarında istikrar kazandırmak olduğunu söylüyor. OPEC'te bu görüşü en fazla Suudi Arabistan savunmakta. Ancak diğer üyeler aynı görüşte değiller. Dolayısıyla, üretim artışı olacağı yönündeki açıklamaları fiyatları çok fazla etkilemedi.
Türkiye'nin ikinci sorunu
Geçen yazıda Türkiye'nin enflasyon sorununu henüz halledememiş olması nedeniyle durumunun diğer gelişmekte olan ülkelerine çoğuna göre daha zor olduğunu belirtmiştik. Halen petrolün fiyatının uluslararası piyasalarda gösterdiği artışların çok azı içeriye yansıtılmış durumda. Bunun için de petrol tüketim vergisi düşürülüyor. Yani doğrudan enflasyonist baskıyı azaltmak için vergi gelirlerinden feragat ediliyor. Türkiye'nin bu tercihi yapmak zorunda kalması işin sadece bir yönü.
Türkiye için ikinci büyük olumsuzluk ise cari işlemler açığının hızla artmakta olması. Uygulanmakta olan kur çıpasına dayalı programın cari işlemler açığını artırması zaten beklenen bir durumdu. Ancak petrol fiyatlarından gelen ilave etki ve diğer nedenlerle cari işlemlerdeki açığın beklenenin çok üzerinde olacağı ortaya çıktı. Diğer bir deyişle, Türkiye'nin tam da kur çıpasına dayalı bir enflasyonu indirme programı uyguladığı dönemde petrol fiyatlarının cari açık üzerine tuz biber ekmesi tam bir talihsizlik.
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|