Bir deli kuyuya bir taş atar, bin akıllı çıkaramaz, diye bir laf vardır hani. Düşünce suçları ile ilgili tartışmalar buna benziyor.
Kuyudaki taş, düşünce suçu kavramı. Kimin tarafından atıldığı artık önemli değil. Atılmış ve yıllardır orada öylece lök gibi duruyor. Ve yine yıllardır, bin akıllı, o taşı oradan çıkarmak için binbir yol deniyor ama denenen yolların hiçbiri "tam çözüm" getiremiyor. Bir noktada rahatlama sağlarken bir başka noktada kriz yaratıyor. Sorunun bir yanını çözerken öbür yanını çözümsüz hale getiriyor.
İktidarın çıkardığı basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin cezaların ertelenmesi hakkındaki kanun, "akıllılardan biri"nin iyi niyetli bir çözüm denemesi.
Hükümet bakıyor ki, sırada hapse girmeyi bekleyen çok sayıda gazeteci var ve gazeteci hapsetmek Türkiye'nin dışardaki imajını fena halde bozuyor; başlıyor bir çözüm düşünmeye...
Öyle bir formül bulacak ki, hem gazetecileri içeri atmayıp görünüşü kurtaracak, hem de siyaseten sakıncalı bazı kişileri hapis tehdidi altında tutmaya devam edecek. Bulduğu çözüm, gazeteciler için erteleme getirmek...
Ama işte görüldüğü gibi, böyle palyatif çözümler bir türlü gerçek çözüm olmuyor. Anayasa Mahkemesi haklı olarak "Sen nasıl aynı suçu işleyenler arasında ayrım yaparak eşitlik ilkesini bozarsın? Suç sayılan fikirleri yazıya dökenin cezasını ertelerken söze dökenin cezasını infaz edersin?" deyip yasayı bozuyor.
Bunun üzerine başlıyor bir tartışma: Bazı hukukçular bir yıl içinde yeni yasa yapılmadığı takdirde bu kararın, üst sınırı 12 yıl olan bütün suçları kapsayacağını söyleyinci bazıları ayağa kalkıyor: "Vay, düşünce suçlularını affetmeye çalışırken hırsızı uğursuzu da mı kurtaracağız?" Kimi hukukçular ise kararın sadece düşünce suçlarıyla sınırlı olduğu yorumunu yapıyor. Bu defa bakıyorsunuz, birilerini alıyor bir telaş: Yani şimdi Terörle Mücadele Yasası'nın 8. Maddesi'nden hüküm giymiş bölücüleri, Atatürk'e ana avrat sövenleri, Aczimendileri de mi affedeceğiz?
Tartışma bu kadarla da bitmiyor. Basın suçlarında cezayı erteleyen yasanın kapsamı genişletilip bütün düşünce suçlarına uygulanırsa, söz konusu yasada yer alan "ceza ertelemesinden yararlananlar hakkındaki mahkumiyet vaki olmamış sayılır" ibaresi nasıl yorumlanacak?
Mahkumiyet vaki olmamış sayılınca, 312'liklerin boynuna takılan siyaset yasağı da mı kalkacak? Yani Erbakan ya da Recep Tayyip Erdoğan siyaset yasağından da mı 'sıyırtacak'? Peki o zaman Anayasa'nın 14. Maddesi'ne dayanan 312. Madde'ye af yasağı ne olacak?
Görüldüğü gibi, Türkiye'yi bir "Gazeteciler Hapishanesi" görünümünden kurtarmak için girişilen bir çaba öyle bir zincirleme reaksiyon başlatıyor ki, kimse işin içinden çıkamıyor.
Taş hâlâ orada, kuyunun dibinde duruyor.
Durmakla kalmıyor, gittikçe büyüyüp ağırlaşıyor.
Çünkü "sorunu" çözmek için yapılan her yeni kategorizasyon, olayı daha da karmaşıklaştırıyor.
O gazetecilerin de, o siyasetçilerin de, o yazarların, çizerlerin de aslında hiç yargılanmaması ve siyasetten yasaklanmaması gerektiği kabul edilmiyor.
Bin akıllı kafa kafaya verip de fikri suç saymaya devam ettikçe bu işin içinden çıkılamayacağı konusunda anlaşamıyor.