kapat

22.09.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
banner
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Kim kime niye güvenmiyor?

Müdürümüz İbrahim Seten'le 15 gün önce konuştuk. Aziz Yıldırım ile bir röportaj yaparsak, keyifli olacağı kararına vardık. Ama bir türlü randevu alamadık. Fener-Beşiktaş maçından önce telefonla karşı karşıya geldim. "Hocam" dedi, "10-15 gün konuşmak istemiyorum. Biraz bekleyelim." Aslında söyledikleriyle ne demek istediğini net anlayabiliyordum.

Milan-Beşiktaş maçından iki gün önce bu kez Mustafa Denizli'ye randevu almak için döndüm. "Erman" dedi, "Şu Beşiktaş maçı bir geçsin, ondan sonra konuşalım." Ve devam etti, "Seni" dedi, "Geçen gece Show Spor'da izledim. Fenerbahçe iyi değil, diyorsun. Ben takımımdan çok memnunum Erman" diye sözlerini sürdürdü.

"Mustafa" dedim, "Bunları geniş şekilde konuşalım. Zaten bunun için senden randevu istedim."

Her ne kadar Mustafa "Ben takımımdan memnunum, herşey yolunda gidiyor" dese de, başkan Aziz Yıldırım ve ekibinin futbol takımından memnun olmadıklarından emindim. Takımdan memnun olmadıklarına göre, Mustafa'dan da memnun olduklarını pek zannetmiyorum.

Ve Mustafa devam ediyor. "Erman" diyor, "Sen Milan-Beşiktaş maçından gel, o zaman yine bir bakarız."

Milan maçına gidiyorum, Antrenör Ziya Doğan ile uçakta sohbet ediyorum. Şu Scala ile ile bir randevu alıp, röportaj yapma isteğinde bulunuyorum. Dönüş uçağında Ziya ile yine karşılaşıyoruz. "Erman hoca" diyor Ziya, "Scala'nın çok selamı var, bu iki gün zarfında araya maç da girdi, görüşemezdik. İstanbul'a döner dönmez bir gün belirleyelim ve sohbet edelim."

İstanbul'a uçaktan iniyorum, Mustafa Denizli'yi cep telefonundan arıyorum. Karşıma birisi çıkıyor, "Şu anda Denizli" diyor "Meşgul, sizi arayacaklar." O günden beri de Mustafa'dan haber alamıyorum.

İşte size iki teknik adam ve bir kulüp başkanının içinde bulundukları durumu yansıtan net olaylar. Zaten röportaj da yapsak sonuç farklı bir şey çıkmayacak.

Sevgili Mustafa, sen eskiden futbolculuğunda ve teknik adamlığında cesurdun ve çalışkandın. Niye F.Bahçe'nin başına geldin, yabancı futbolcuları doldurmak için değil. Çünkü buraya milli takımın patronluğundan geldin.

Sarı-lacivertlilerin alt yapısına ve birinci takımına mümkün olduğu kadar yerli kaliteli oyuncu getirirsin diye seni oraya getirdiler. Ama sen o kadar çok yabancı doldurdun ki, adetlerini bile şaşırıyorsun. Ve işin en kötü tarafı, basından kaçmaya başladın. Bir müddet sonra yeni yapılan tesislerden hiç dışarı çıkamazsan, şaşırmam.

İstiklal Marşı'nı bilenleri say!
Futbol Federasyonu 5+1'i getirdi. Yakında kesin olarak 10+1'i getirecek. Utanmasalar 11 de yapacaklar ama, seneler önce FIFA oyuncu değişikliğini 2+1 (biri kaleci) yapmıştı. Sonunda büyük spekülasyonlar ve hatalar oldu. 3 oyuncu değişikliğine döndü, kurtuldu. Aslında Fenerbahçe'nin hatası, yabancı oyuncuları saymakla hallolmaz. Yerlileri sayacak. Zaten koskoca ilk 11'de İstiklal Marşımızı topu topu söyleyen bir Ogün'le, bir Rüştü var.

Hangi demokrasi?
Profesyonel futbolculuk anayasasının birinci maddesi şudur, "Profesyonel futbolcunun sakatlanmaya ve hastalanmaya hakkı yoktur. Çünkü o herşeyi düşünmek zorundadır. Ve mecburdur. Atılıp ceza almaya hiç mi hiç hakkı yoktur." Bu kadar net.

Özel hayatına dikkat etmezsen, saha dışında, saha içinden daha fazla sağa sola koşturur, yorulursan! Bir de üstüne üstlük her maçta kartları görürsen sonunda G.Saray gibi olursun. Sezon başından beri "G.Saray disiplinsiz" diyoruz. Bazı akıllılar (!) "Fatih Terim diktatördü, Lucescu çok demokratik" diyordu. Demokrasi kavramını biz Türk milleti hep kendimize yontarak algılıyoruz. Sonundaki zavallı halimiz de köy takımı Graz'daki gibi oluyor.

Horoz jardel
Hepimiz fikir yürütüyoruz ve yorum yapıyoruz. "Jardel alan boşaltmıyor. Fazla geriye gelmiyor. Çok ofsayta düşüyor. Beli kalın. Kalçası geniş..." Aklıma hemen şu espri geldi...

Horoza sormuşlar, "Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar" diye. Cevabı yapıştırmış. "Ben üstüne çıkar beceririm, gerisine karışmam." Tam uyuyor değil mi, Horoz Jardel lakabına... O da atıyor, gerisine karışmıyor... Ne zaman atamaz, o zaman da yanar.

Serbest vuruştan kendi kalesine...
Yeşil takım, kendi ceza sahasının ön tarafından bir serbest vuruş kazanıyor. 4 numaralı oyuncu atışı kendi kalecisine doğru yapıyor. Ama oyunu takip etmeyen kaleci, üzerine gelen topu son anda farkediyor. Topa doğru uçuyor, fakat kaleci topa dokunamadan meşin yuvarlak direkt ağlarla buluşuyor. Hakemsiniz, ne kadar verirsiniz?

GEÇEN HAFTANIN YANITLARI
1- Top oyundadır. Ve kalecinin kendi ceza alanı içinde topla elle oynamaya hakkı vardır. Dolayısıyla buradan fırlattığı top rakip kaleye girdi mi, gol olur.

2- Aut atışından top bir başka biriyle temas etmeden rakip kaleye girerse, gol olarak değerlendirilmez.

Spor Yazarlari sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır