Dünkü "faşist öğretmen" yazıma inanılmaz bir destek geldi.
Milletin ciğeri öyle yanmış ki, tarif etmek zor...
Tek dersten kalan öğrencilere af isteğimi defalarca tekrarladım.
Yine tekrarlıyorum.
Ve bu kez, meselenin başka bir boyutunu açmak istiyorum.
Sayın bakanım Metin Bostancıoğlu'nun beni çok iyi anladığından emin olarak...
Tek ders faciasının bana göre dört boyutu var:
1- Eğitim sistemi.
2- Toplumsal gerçekler.
3- Öğretmenler.
4- Aileler.
Eğitim sistemini konuşmaya bile gerek yok...
Bugüne kadar düşe kalka gelen sistemin arızaları herkes tarafından biliniyor.
Düzeltmek için parçabuçuk çabaların yetmediği, köklü bir reforma ihtiyaç duyulduğu da herkesin malumu...
Toplumsal gerçeklere zaten değinmiştim.
Türkiye'de fukaralık, garibanlık, ekonomik sıkıntı ve onun üzerine inşa olan sosyolojik açmazlar, çocukların eğitim ve öğrenim sürecini olumsuz etkileyen en temel faktörler...
Karnı tok sırtı pek bir çocukla, yarı aç yarı tok çocuk arasındaki "kapasite" farkını anlatmaya kalkışmak abesle iştigaldir.
Bu iki faktör, tek dersten kalmış çocukların "objektif" gerçekliğini oluşturuyor.
Şimdi gelelim "subjektif" faktörlere...
Birinci faktör, öğretmenler boyutu!
Öğrencinin yetişmesinde en temel rollerden birini "öğretmen" oynuyor.
Öğretmen "mutlu" değilse, öğretmen iyi bir pedagog değilse, öğretmen "iyi yetişmiş" değilse ve öğretmen "hazırlanmıyorsa" öğrenci ağzıyla kuş tutsa, kendisinden beklenen performansı gösteremez...
Öğretmenin "kalitesi", öğrenciye "derhal" yansıyacağı için, bir öğrencinin "başarısızlığından", birinci derecede sorumlu olan öğretmendir...
Bu anlamda, binlerce öğrencinin tek dersten kalmış olmasında öğretmenlerin hiç rolü bulunmadığını düşünmek, mantığa ve tabiata aykırı olur.
Gelelim dördüncü boyuta:
Bu boyut aileler boyutudur.
Bir öğrencinin "kısmi" ve "nispi" başarısızlığında mutlak olarak ailesinin de rolü vardır.
Af istediğim tek dersten kalmış çocukların ailelerinin de "kusurlu" oldukları inkar edilemez.
Ama işte tam burada meselenin can alıcı noktasına geliyoruz.
Ailelerin kusurlarını "çocuklara" ödetemeyiz.
Aileler, "genel anlamda" evlatlarını okutmak ve adam etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Ama becerebildikleri kadar, kültür ve tahsil durumlarının elverdiği kadar yapıyorlar.
Kendileri "cahil" olsalar bile, evlatları "cahil" kalmasın diye çırpınırken, mevcut cehaletin ağırlığını bilmeden çocukların sırtına yüklüyorlar...
Ama bunun faturası, asla ve katiyen çocuğa çıkartılamaz.
Çünkü onlar, yalnız ailelerinin değil, milletin ve bu ülkenin evlatlarıdır.
İşte ben, bu boyuttan baktığım zaman da, bu ülkenin binlerce evladının, bir tek dersten eski sınıfa devam ettirilmesine razı olamıyorum.
Çünkü kaybolan değerler, yalnızca ailelere değil, topluma ve ülkeye fatura edilecektir.
Yanlış mı düşünüyorum sayın bakanım?
Çok şey mi istiyorum?
Binlerce evlat, iki dudağınız nasıl kıpırdayacağına bakıyor!..
Anlatayım da siz de gururlanın...
Şimdi, Avrupa Birliği ülkeleri enflasyon oranlarını veriyorum:
İrlanda 5.7, Lüksemburg 3.7, İspanya 3.6, Portekiz 3.6, Belçika 3.4, Finlandiya 2.9, Yunanistan 2.9, İtalya 2.6, Hollanda 2.5, Danimarka 2.2, Fransa 2.0, Avusturya 1.9, Almanya 1.8, İsveç 1.4 ve İngiltere 0.6...
Üşenmedim oturup topladım.
Enflasyon toplamı 40.8 yapıyor...
15 ülkenin toplam enflasyonu bu...
Peki bizimki kaç?
Hem de düşürülmüş enflasyonumuz yüzde 60'larda dolanıyor.
Biz gururlanmayalım da kim gururlansın...
Dünyada var mı bizim canavar gibi güçlü bir canavar?...
Hem henüz bu muhteşem canavarımızın yanında öteki canavarlarımızı da saymadım...
Bir trafik canavarı mesela...
Magazin canavarı örneğin...
Gece hayatı, müptezellik ve göbek atma canavarlığı...
Üniversite sınavları canavarı örneğin...
Not: Bu bir iyimserlik yazısıdır... İnsan isterse, canavarının gücüyle mutlu olabilirmiş!..