


Ok ve yay
Okçuları izliyor musunuz?
Sidney Olimpiyatları'nda yarışan kadın ve erkek okçuları.
Hedeften gözlerini ayırmayan, bütün benlikleriyle o siyah noktaya odaklanan ve yayın gergin ipini dudaklarına dayayarak bir adanmışlık ve kararlılık heykeline dönüşen muhteşem sporcular.
İnsanoğlunun en eski silahlarından birisini evrensel bir gösteriye çeviriyorlar. İzlemeye doyamıyor insan. Çünkü türümüzün yapabileceklerini ve yapamayacaklarını gösteriyorlar; sınırlarımızı çiziyorlar.
Hele ok yaydan çıkmadan önceki son saniye yok mu!
O saniye bir insanın başarabileceği en yüksek odaklanma, adanma ve kararlılık yoğunlaşması.
Okçuların gözleri zaten siyah noktanın içinde.
Yürekleri de öyle; belki kalp atışları bile duruyor o anda.
***
Okçular bana çok eskiden okuduğum bir Japon hikayesini hatırlattı.
Japonya'daki bir okçuluk okulunda çok saygı gören, büyük bir hoca vardır. Dünyanın en iyi ok atan adamıdır.
Birgün okuldan ve uygarlıktan ayrılmaya karar verir, sarp dağların tepelerine yerleşir.
Aradan yıllar geçer.
Artık hoca unutulmuştur.
Gel zaman git zaman, okuldaki yöneticilerin aklına düşer büyük usta ve öğrencileri alıp dağa götürürler.
Gençlerin bu büyük hocanın deneyimlerinden yararlanmalarını isterler.
Günlerce aradıktan sonra ustayı bulurlar. Bir kayanın tepesine bağdaş kurmuş oturmakta ve tepede dönen bir kartalı izlemektedir.
Kavuşma ve buluşma törenlerinden sonra gençler ellerindeki ok ve yayları göstererek büyük ustaya sorular sorarlar: onun zamanından değişik midir bu aletler, gelişme olmuş mudur?
Büyük usta eline verilen ok ve yaya bakar. Uzun uzun inceler ve sonra "Bunlar da ne?" diye sorar.
Şaşırırlar. Hoca şaka yapıyor zannederler.
Oysa o ciddidir. Aradan geçen zaman içinde o kadar bilgeleşmiştir ki artık ok ve yay kullanmamaktadır. Bu araçları unutmuştur. O, gözleriyle avlanmaktadır.
***
Sidney'deki okçular alet yardımıyla da olsa aynı adanmışlığı ve kararlılığı gösteriyorlar.
Zaten amaç da bu.
Eğer okçuları bir ülkeye benzetirsek ne yapacağını bilen kararlı, hedefe yönelmiş örnekler aklımıza geliyor.
Bir de bizim gibi durmadan çelmelenen bir ayağı ile ötekinin üstüne basan, tam oku hedefe atacağı sırada sağdan soldan itilen gevşek, kararsız ülkeler var.
Ve ne yazık ki ömrümüz yapay krizlerle geçtiği için oku hedefe gönderemiyoruz bir türlü.