Aradaki fark, Beşiktaş'ın -Türk usulü canını dişine takarak değil de- dört dörtlük kompütörize bir teknikle oynamasıydı. Barcelona ise Beşiktaş'ı, teknikten çok "gayret"e dayalı bir Türk takımı olarak değerlendirme hatasına ve "nasıl olsa yeneriz" şovenliğine düşmüştü.
21. yüzyıl globalleşmesinde, "akıl" ile bütünleşmiş saydam bir "teknik"; her türlü hamaset koşullanmasını önce yere serecek, sonra da silecektir tarihten...
Galatasaray da, Beşiktaş da; ırkçılık yapıp, uluslararası düzeydeki ünlü futbolcülerden bazılarını, "onlar yabancı, onlar bizim düşmanımız" gerekçesiyle takımlarına almasalardı; bugünkü evrensel başarılarına erişebilirler miydi?
Globalleşme süreci, "ulus-devlet" modelinin aşıldığı, evrensel bir kalite ortaklığının yaratacağı yeni bir "Dünya Düzeni"nin süreci demek...
Örneğin yeni "Dünya Düzeni"ne karşı çıkan Irak diktatörü Saddam, "Irak'ın ulusal çıkarlarını düşündüğü" iddiasında...
Bu iddia doğru olsa, yılda 3 milyon ton petrol üreten Irak'ın halkı, bu kadar yoksul mu kalırdı?
Besbelli ki Saddam, Irak'ın diktatörü olmakla kendisine sağladığı olağanüstü özel çıkarları, "Irak'ın ulusal çıkarlarıymış" gibi gösteriyor... Ve halk yığınlarını da, aslı faslı olmayan bir hamaset edebiyatıyla koşullandırıp druyor.
Saddam ve çevresi bir futbol takımı olsa, Beşiktaş onu da şıp diye yenerdi. Çünkü Irak'ın şoven bir bahadırlık hipnozu, Beşiktaş'ın 21. yüzyıl globalleşmesiyle bütünleşmiş üst düzey tekniğini, doğru dürüst değerlendirmesini engellerdi.
Türkiye, çeyrek yüzyıldır sözü edilen enerji darboğazının tam içine artık girmiş durumda...
Bir yanda "Türkiye'nin ulusal çıkarları" edebiyatı, bir yanda halk yığınlarının, soğuk da geçeceği bilinen kış boyunca düşeceği sıkıntılar...
Bu gün toplanacak olan 3 partili koalisyon hükümeti, akaryakıtla doğalgaz fiyatlarının yeniden ayarlanmış olduğunu da açıklayabilir ola ki...
Türkiye'de de hiç bir zaman, "ülke çıkarları"yla, Ankara egemenlerinin "egemenlik çıkarları" arasındaki farklar tartışılmadı.
Neden bu tür konuların tartışılması sürekli "milli menfaatlere aykırı" bulundu ki?
ANAP milletvekili Kamran İnan, Hazine'den geçinmeli üst düzey kadroların, beleşinden kullandığı 370 bin resmi lojman bulunduğunu; resmi lojman sayısının okul sayısından çok daha fazla olduğunu açıkladı...
Okul sayısından daha fazla resmi lojman bulunması, "milli menfaatlere uygundur" da, bunun tartışılması mı aykırıdır, "milli menfaatler"e?..
Okay Gönensin'in de dünkü yazısında değindiği gibi; bugün Türkiye'nin AB üyesi olmasını, yan yollardan engellemeye uğraşanlar; halk yığınlarının çıkarına olan teknik ve saydam bir Avrupa bütünleşmesine geçildiğinde; kendilerinin hangi tür avanta ve hapazlamalardan yoksun kalacaklarını biliyorlar ve Saddamvari bir hamasetçilikle durumu "agoragora"ya getirmeye çalışıyorlar; "önce vatan", "önce bağımsızlık" v.s..
1. Dünya Savaşı'nda Alman İmparatoru II. Wilhelm de, Soğuk Savaş döneminde NATO Genelkurmayı da, bizim köylü taburlarına "ucuza kullanılacak bir insan deposu" olarak bakarlarken, yine içerde aynı hamasi edebiyat çıkarılmıştı vitrinlere...