Bizim tehlikeler karşısındaki geleneksel tavrımız ya panik düzeyinde bir telaştır veya gafletin dayanılmaz hafifliği..
Bu iki aşırı ucun tam ortasındaki doğru yolun ışığı, doğru bilgidir.
Türkiye, deprem konusunda doğru bilgileri elde etmenin akılcı yoluna nihayet girdi.
Fransız Deniz Araştırmaları Merkezi ile TÜBİTAK ve İTÜ'nün Marmara Denizi'ndeki ortak çalışmasının ilk sonuçları açıklandı.
İzmit Körfezi ile Tekirdağ arasında iki parçadan oluşmuş bir fay bulunuyor.
Bilim adamlarına göre bu iki fayın birlikte kırılması ihtimali 7.6 şiddetinde bir deprem yaratacak. Parçalardan biri tek başına kırılsa bile depremin şiddeti 7'nin altına düşmeyecek. Ama şu teselli var:
Beklenen depremlerin yıkıcı etkisi, her durumda 17 Ağustos depremi kadar büyük olmayacak. Neden?.
Çünkü depremin merkezi denizin altında olunca üzerindeki su kütlesi, yıkım gücünü önemli ölçüde azaltacak.
Araştırma sürüyor. 5 Ekim'e kadar, kırılma ihtimali hangi faylarda öncelik taşıyor sorusu cevabını bulacak.
Cehennem senaryolarının "ne yapsak faydasız" içerikli mesajlarına kapılmadan gerçekçi bir planlama yapmanın günü gelmiştir.
Şöhret uğruna felaket tellallığı yapanlara medya hoparlörlük etmemeli ama, deniz sayesinde etkisi hafifleyecek diye 7 şiddetindeki deprem de küçümsenmemelidir.
Felaket tellallığı halkın depreme hazırlık azmini kırarken turizme de zarar veriyor.
Ama dikkat!. Yeni bilgiler, İstanbul'da okullar ve hastaneler dahil kamu binalarından yüzde 90'ının çürük, konutların yüzde 60'ının kaçak, yani güvenilmez olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Bilgi panik ve kaderciliği yensin..
Ama aklın emirlerine sağırlaşmanın bahanesi olmasın!
Yüksek mahkeme "Yalnız basın yoluyla işlenen suçlar için istisna yaratılamaz" dedi.
Şimdi meclis ya iptal kararının yarattığı boşluğu "bütün düşünce suçları"nı içine alacak biçimde genişletecek veya bir yılı itiş-kakışla geçirerek ve 12 yıla kadar hapis cezası almış hırsızlardan tecavüzcülere kadar tüm suçluların cezaevlerinden tahliye edilmelerine seyirci kalacak.
İktidarın, sonunu düşünmeden çıkardığı defolu basın affı, toplumdaki adalet duygusunu rencide edecek yeni bir rezaleti hazırladı.
Ve meclis, iradesi dışında yeni bir affın oldu bittisi ile karşı karşıya kaldı.
Şimdi soyguncular ve tecavüzcüler de yararlanmasın diye din ve ırk sömürüsü yapan bölücülerle Atatürk'e sövenler de yakalarını kurtaracaklar. Buna karşı çıkanlar "Siz hırsızı, uğursuzu mu kurtarmak peşindesiniz?" diye suçlanacaklar.
Bu, kırk katır-kırk satır tercihidir.
Çağdaş bir ülkede "adaletin cilvesi" olmaz. Ceza, piyango gibi ortadan kalkamaz.
Eğer bunlar oluyorsa meclisin millet egemenliğini temsil ettiği, hükümetin de iktidar olduğu söylenemez.